• İstanbul 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Konya 18 °C
  • Sakarya 16 °C
  • Şanlıurfa 25 °C
  • Trabzon 22 °C
  • Gaziantep 23 °C
  • Bolu 14 °C
  • Bursa 18 °C

Ömer Lekesiz: Sezai Karakoç’un şiir ufku: Yıldızlara değil, kadere bakmak

Ömer Lekesiz: Sezai Karakoç’un şiir ufku: Yıldızlara değil, kadere bakmak

Şebüsterî'nin Gülşen-i Râz'da kurduğu büyük poetikanın temel ilkelerinden biri şudur: Varlık, kendi başına okunacak bir nesneler toplamı değildir; Allah'ın isimlerinin görünüşlerinden meydana gelen işaretler bütünüdür. Bu sebeple sûfî şair göğe baktığında yıldız; denize baktığında su; yüze baktığında ten görmez. Bütün bunlarda tecellî eden hakikati okumaya çalışır.

Bu nazari /poetik gelenek bizim günümüzde Sezai Karakoç şiiriyle devam eder. Onun “Leylâ ile Mecnun” mesnevisinde yer alan "Yıldız Falı" adlı şiiri bunun güzel örneklerden biridir.

Şiirin adı ilk bakışta şaşırtıcıdır: "Yıldız Falı." Mütedeyyin okuyucusu bu adın yapabileceği haram imasıyla ve modern astrolojik çağrışımlarla zihnindeki “Müslüman Şair” imgesini bağdaştıramayabilir. Fakat şiirin ilk mısraı bu peşin algıyı hemen bozar: “Düşen yükselen kayan kaybolan yeniden doğan…” Şair burada yıldızların hareketini anlatmıyor. Varlığın hareketini anlatıyor. Çünkü düşmek, yükselmek, kaybolmak, yeniden doğmak… yalnız gök cisimlerinin değil, insanın ruhunun da kaderidir. Dolayısıyla burada yıldız astronomik bir nesne olmaktan çıkmıştır. O, insanın metafizik serüveninin aynasıdır. Şebüsterî'nin diliyle söyleyecek olursak, görünen yıldız değildir; o cihan güneşinin aksıdır.

Şair devam eder: “Ölen dirilen o büyük maddeler ve gizemliliklerin açılımından /

Ruhunun yarasını dindiren merhemi dermanı aradı.”

Burada "büyük maddeler" artık elementler değildir. Bunlar varlığın büyük işaretleridir. Karakoç'un diliyle "gizem", Şebüsterî'nin diliyle "esrar", İbn Arabî'nin diliyle "âyet", Kur'an'ın diliyle ise "işaret"tir. İnsan, varlığı çözmek istemektedir. Fakat aslında aradığı bilgi değildir, o şifa aramaktadır.

Bunu ikinci mısra açıklar: “Ruhunun yarasını dindiren merhemi...” Demek ki bilgi, yarayı iyileştirmiyorsa, hakikat değildir. Bu nokta çok önemlidir. Çünkü burada modern bilgi anlayışıyla, irfan arasındaki ayrım kurulmaktadır.

Aranan iki isim ise çok dikkat çekicidir: “Kalbine sükûnet verecek Meryem'i, Lokman'ı aradı.

Neden Meryem? Çünkü Meryem, teslimiyetin rahmidir.

Neden Lokman? Çünkü Lokman, hikmetin dilidir.

Yani şair, kalbini teslim edecek bir rahim, aklını teslim edecek bir hikmet aramaktadır. Bu iki isim birlikte okununca, insan terbiyesinin iki ayağı ortaya çıkar: Kalbin teslimiyeti ile aklın hikmeti!

Fakat insan burada duramaz. Karşısına” ehram gibi bir duvar” çıkar. Karakoç'un seçtiği kelime çok dikkat çekicidir: Ehram, medeniyet demektir. Tarih demektir. İnsanlığın bütün hafızası demektir. Fakat aynı zamanda çözülemeyen sır demektir: “Alınyazısı duvarı sfenks yüzündeki esrar.”

İşte şiirin metafizik merkezi burasıdır. Karşıdaki duvar, kaderdir. İnsan, bütün ilmiyle, bütün araştırmalarıyla, bütün tecrübeleriyle orada durmaktadır. Şebüsterî'nin "Akıl o nuru göremez." dediği yer burasıdır. Bu noktada Karakoç aniden tasavvuf diline girer. “O zaman sildi bütün ruhundan zamanı ve mekânı / Düşünceyi kuşkuyu umudu olanı olmayanı.”

Bu satırlar bize doğrudan Cüneyd'i hatırlatıyor. Onun “fenâ” dediği şey tam da budur. Zaman, mekân; ben(lik) silinir. Hatta umut bile silinir. Çünkü umut bile hâlâ nefsin geleceğe uzanmasıdır. Şair burada iradenin son sınırına kadar gelmiştir. Sonra tek cümle gelir: “Teslim olmaktan başka çare yoktu kesin yazgıya.”

İşte şiirin bütün ağırlığı burada toplanmaktadır. Bu teslimiyet, çaresizlik değildir. İbn Arabî'nin diliyle rıza; Şebüsterî'nin diliyle vahdet; Şiblî'nin diliyle marifettir. Attâr'ın diliyle Simurg'a varıştır. Karakoç'un diliyle ise Leylâ'nın kemale erişmesidir ki bu esasta şiirin son mısraı muhteşemdir:

Devamı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/omer-lekesiz/sezai-karakocun-siir-ufku-yildizlara-degil-kadere-bakmak-4840675

Bu haber toplam 450 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim