Prof. Dr.SITKI ARAS’ın SÖĞÜT MEYVELERİ KİTABININ ELEŞTİRİSİ
VE
SITKI ARAS HOCAMIZIN “ SÖĞÜT FANTAZİLERİ” ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ
Karaman Bilim ve Araştırma Merkez Prof.Dr.Sıtkı Aras’ın “Söğüt Meyveleri” kitabını Mart 2100’un son haftasında yayınladı.
Hocamız bu kitabında ez-cümle “Söğüt ağacının meyvesinin olmamasının bir eksiklik olmadığını zira Erzurum’dan gelmiş geçmiş nice şahsiyet, kurum ve varlıkların bu ağacın meyveleri hükmünde olduğunu” söylüyor.
Bu metotla kaleme aldığı kitabın 308 sayfalık münderacatında Sn Sıtkı Aras yüzlerce isme adeta resm-i geçit yaptırıyor. Şeref kürsüsüne ise “naçiz kanaatimce” notu düşerek yedi kişiyi çıkarıyor.
Abdurrahman Gazi Hz.
Kadı Mustafa Darir
Nef’i
İbrahim Hakkı Hz.
Alvarlı Muhammet Lütfi Efe Hz.
Hüseyin Avni
Fethullah Gülen
Seçilen isimlerin isabetli olduğu bu satırların yazarının da kanaatidir. Sn. Aras’la diğer isimler söz konusu olunca kanaatlerimiz uyuşmuyor. Hocamız için Söğüt’ün bütün sanal meyveleri birbirinden kıymetlidir. Dolayısıyla onlara dokunmak, onları eleştirmek zeka sahiplerinin bir hastalığıdır. Çetin Baydar da bu hastalıkla ma’lüldür. Gerçi Atatürk Üniversitesi’nin çevresine bekleneni vermediğini başkaları da yazıp çizmektedir. Bir uluslararası Genetikçi olan Dr.Bahri Karaçay “Erzurum milyonlarca dolar ödeyerek teknoloji ürünleri satın almayı sürdürüyorsa, yüz tane yeni üniversite açsanız ne ifade eder?” demektedir. Birbirinin benzeri keşfiyatcı ve icatcı olmayan öğrenciler üretmenin faydasızlığını artık kavramamız gerekiyor.
Mesele envai çeşit ağaçlar, ıslah edilmiş modern ahırlar ise, DSİ’nin kampüslerini İrem bahçelerine, Özel çiftliklerin verimli hayvan sürülerini Üniversite ıslahçılarının görkemli vitrinine işaret sayabiliriz.
Bu sözlerimizi önceden tahmin eden hocamız :
“Atarlar seng-i târizi diraht-ı meyveler üzre” diyecektir.
Özetle, biz, meyveli ağacı taşlar dururmuşuz.
Söğüt odaklı bir dünya üzere bizi düşündürdüğü için bu tarizlerine rağmen Sayın Aras’a müteşekkirim.
Söğüt, kanaatimce Türkçe bir kelimedir “soyulabilen” manasındadır.
Hem soyulabilen, hem de gevrek olduğu için elle kolayca koparıp devşirilebilen. Konar göçer hayatın kıl çadırları söğüt dalları ile sıcak-soğuk karşısında tecrit ediliyor, bu ağacın dallarından sele-sepetler örülüyordu. Kışlaklarda söğüt ve kavak ağaçlarının boy atması da yine konar göçer hayatın bir sonucuydu.
13. asrın son deminde doğacak Osmanlı Devletinin Bilecik yakınındaki kışlağına “Söğüt” demişlerdi. Osman beyin rüyasında büyüyen ve üç kıtayı tutan ağaç hiç şüphesiz işte bu söğüttü.

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.