• İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

Ramadan Rain'e rahmet

Ramadan Rain'e rahmet
Türkmenistanlı şair Ramadan Rain 2 Ocakta vefat etmişti. Onunla ilgili haberi tyb sitesinde vermiştik. Şimdi kıza tarafından gönderilen,biyografisini ve hakkında yazılanları sunuyoruz.

Selamlar basegmeler. Sizlere zahmet verdigimi derin duyyorum. Sizler benim konul direklerimsiniz. Borc altind a  kalmamak icin caba gosterecegim Sizlerin gozlerinden operim selamlar

 

  ORAZ YAĞMUR’UN ÖZGEÇMİŞİ

 

    Yazar, şair ve araştırmacı Oraz YAĞMUR 1947 doğumludur.

Kütüphaneci,  traktörcü, ögretmen  olarak çalıştı. 1972 de Aşkabat’ta

Mahtumkulu Üniversitesi’ni bitirdi. Son on beş yıl serbest çalıştı.

 

1.

    1989 yılında “Sisler Dağıldığında” isimli romanı bir senede 2

baskı yaparak 57 bin adet satılmıştır. Bu roman Sovyetler zamaninda

devlet adamlarının mafyayla iş birliği içinde neler yaptığını açıkça

göstermektedir.Tehditlere bakmazdan Yayinlandi ve okuyucularca sicak

karsilandi

01-005.jpg

2. Yazarın ikinci romanının ismi “Mahtumkuluname”dir. Bu roman 1992

yılında Turkmen turkcesinde basılmıştır ve 30 bin adet

satılmıştır,sonra2017 de ozbek turkcesinde basilmistir. Bu roman 18

asirin buyuk mutasavvif, felsepeci milli sairi Mahtumkulunun omrunu

onun kendi siirleri esasinda yazilmistir. Yazar bu roman icin 8 sene

sarfetmistir.

3. 1994 de büyük Türkmen destancısı -mahnicisi Gurt Yakup’un hayatını

anlatan kitapçığı 2 ayda 40 bin adet satılmıştır. Ismi"Kurt Yakup"dir.

Komunistler  ona  destan soylemeyi yasaklamak istiyorlar ama onun

mucadelesini millet destekliyor. O kisi yaklasik 60  destani sarki

turku olarak ezbere soylemis nadir bir insandir.

   4.  Sovyet zamanlarında rejimin resmi ideolojisiyle bağdaşmadığı

için  yasaklanmış olan Karacaoğlan’ın Türkmenistan’da yeniden gündeme

gelmesinde 1990 yılında Oraz Yağmur’un “Karacaoğlan’ı Kim Zindandan

Çıkarır?” makalesi etkili oldu. Yazarın 1994’de “Saçların Kara Değil

mi?”, 2007 de “Kumru Seslim Nerdesin?” kitapları Karacaoğlan’ın

Türkmenistan’da ve Orta Asya’da yakından tanınmasını sağladı.

    1999 senesinde yazarın büyük Atatürk’ün hayatını ve Türk Dünyası için

yaptıklarını anlattığı  “Ben Atatürk” kitabı Orta Asya’da bu büyük

önderin tanınmasında önemli rol oynadı. Oraz Yağmur’un hazırladığı

Mevlana’nn “Oldugun Gibi Görün” kitabi, “Türk Dünyası’nın Şiir

Antalojisi”  Yunus Emre’nin “Sevelim Sevilelim” kitabı, İbrahim Ethem

hazretlerinin poemi basılmıştır. Ayrıca “Hacı Bektaş Veli” kitabı,

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şiirlerinden seçmeler  şimdi baskıya

hazır durumdadır. Türk Dünyasının kültür köprüsünün sağlam olması için

Aşkabat’da Mehmet Akif Ersoy’un, Karacaoğlan’ın, Mevlâna’nın, Yunus

Emre’nin ve Atatürk’ün anma günlerini organize etdi.Türkiyeli

şairlerin bir çoğunun şiirlerini Türkmenistan Türkçesine aktardı.

  Oraz Yağmur  Türkiye’de, KKTC’de, Azerbaycan’da, Kazakistan’da, İran’da,

Özbekistan’da yapılmış olan çeşitli kongrelere, sempozyumlara,

konferanslara bildiriyle katıldı. Makaleleri türlü dergilerde ve

gazetelerde basıldı. Duygulandığı zamanlarda şiir yazmaktadır. ”Karabağlı

Annenin Ağıtı” ve “Degirmen taşi” isimli şiir kitabi mevcuttur.

 

5.Türk dünyasına üstün hizmetlerinden dolayı 1999 yılında

Türkiye Cumhuriyeti

Cumhurbaşkanı tarafından  Liyakat Ödülü’ne layık görülmüştür. Bu büyük

ödül Türk Dünyasında sadece B. Vahabzade’ye ve Oraz Yağmur‘a

verilmiştir. 2005 yılında Tarsus belediyesinin Beş Altın ödülüne ve

2008 yılında Türk Kültürüne Hizmet vakfinin

Ödülüne, 2009 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin Büyük ödülüne layık

görülmüştür.

Yazar dört kız, iki oğul babasıdır.

 

ORAZ YAĞMUR’UN ÖZGEÇMİŞİ
 
Yazar, şair ve araştırmacı Oraz YAĞMUR 1947 doğumludur. Kütüphaneci,  traktörcü, ögretmen  olarak çalıştı. 1972 de Aşkabat’ta Mahtumkulu Üniversitesi’ni bitirdi. Son on beş yıl serbest çalıştı.

1989 yılında “Sisler Dağıldığında” isimli romanı bir senede 2 baskı yaparak 57 bin adet satılmıştır. Bu roman devlet adamlarının mafyayla iş birliği içinde neler yaptığını açıkça göstermektedir. Yazarın ikinci romanının ismi “Mahtumkuluname”dir. Bu roman 1992 yılında Türkmenistanda 30 bin adet, 2017 yılında Özbekistanda 3 bin adet basılmıştır ve  1994 de büyük Türkmen destancısı Gurt Yakup’un hayatını anlatan kitapçığı 2 ayda 40 bin adet satılmıştır.
Sovyet zamanlarında rejimin resmi ideolojisiyle bağdaşmadığı için  yasaklanmış olan Karacaoğlan’ın Türkmenistan’da yeniden gündeme gelmesinde 1990 yılında Oraz Yağmur’un “Karacaoğlan’ı Kim Zindandan Çıkarır?” makalesi etkili oldu. Yazarın 1994’de “Saçların Kara Değil mi?”, 2007 de “Kumru Seslim Nerdesin?” kitapları Karacaoğlan’ın Türkmenistan’da ve Orta Asya’da yakından tanınmasını sağladı.
1999 senesinde yazarın büyük Atatürk’ün hayatını ve Türk Dünyası için
yaptıklarını anlattığı  “Ben Atatürk” kitabı Orta Asya’da bu büyük
önderin tanınmasında önemli rol oynadı. Oraz Yağmur’un hazırladığı Mevlana’nn “Oldugun Gibi Görün” kitabi, “Türk Dünyası’nın Şiir Antalojisi”  Yunus Emre’nin “Sevelim Sevilelim” kitabı, İbrahim Ethem hazretlerinin poemi basılmıştır. Ayrıca “Hacı Bektaş Veli” kitabı, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şiirlerinden seçmeler Türkiye türkçesinde Ankarada basıldı. Türk Dünyasının kültür köprüsünün sağlam olması için Aşkabat’da Mehmet Akif Ersoy’un, Karacaoğlan’ın, Mevlâna’nın, Yunus Emre’nin ve Atatürk’ün anma günlerini organize etdi.Türkiyeli şairlerin bir çoğunun şiirlerini Türkmenistan Türkçesine aktardı.
  Oraz Yağmur  Türkiye’de, KKTC’de, Azerbaycan’da, Kazakistan’da, İran’da,
Özbekistan’da yapılmış olan çeşitli kongrelere, sempozyumlara,
konferanslara bildiriyle katıldı. Makaleleri türlü dergilerde ve
gazetelerde basıldı. Duygulandığı zamanlarda şiir yazmaktadır. ”Karabağlı Annenin Ağıtı” ve “Degirmen taşi” isimli şiir kitabi mevcuttur. Türk dünyasına üstün hizmetlerinden dolayı 1999 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından  Liyakat Ödülü’ne layık görülmüştür. Bu büyük ödül Türk Dünyasında sadece B. Vahabzade’ye ve Oraz Yağmur‘a verilmiştir. 2005 yılında Tarsus Beş Altın ödülüne ve 2008 yılında Türk Kültürüne Hizmet Ödülüne, 2009 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin Büyük ödülüne layık
görülmüştür.
Yazar dört kız, iki oğul babasıdır.

Ön söz yerine

Çanakkale 18 Mart Üniversitesinin eski rektoru, bizim sevgili aksakalımız Abdurrahman Güzel beni kahraman Çanakkale’ye davet etdi. Çanakkale savaşlarının olduĝu toprakları gördüĝümde yüreĝim yerinden oynadı. Orası toprak deĝil. O şehitlerin kemiklerinden üretilmiş insan kanlarıyla sulanmış mukaddeslik. O mukaddesliĝin başında büyük Atatürk duruyor. Ben Atatürk’ü anlatan “Ben Atatürk” kitabımı orada yazmaya başladım. Yazdım, tamamladım, sonra dervişe döndüm: çok kişiyi, kurumları, vakfları rahatsız etdim. Kitabı bastırmaya imkan aradım. Benden para isteyenler de oldu. “Param olsaydı, ben dilenci gibi kapı çalarmıydım. Hemen bastırırdım. Atatürk’ün kahrımanlıĝını Türkmenistanlıların hemen bilmesini, duymasını, görmesini istiyordum. Ama… Ama…” En sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Aşkabat Büyükelçiliĝine baş vurdum. “Atatürk’ü seviyorlarsa kitabın basılmasına yardımcı olurlar.” Ama yanılmışım. Beni şirin sözlerle beslediler. Üç senelik dervişlik beni yordu. Doĝrusu umudum çok incelmişdi. Kitabım masraflı, kalın kitap da deĝildi. Atatürk hakkında olduĝu için telif hakkını da istemiyordum. “Fukaralıga alışmıştık.”

Günlerde bir gün eĝitim müşaviri sayın Mustafa Turfan evime telefon açtı. Ben onu tanımıyordum. “Sayın Oraz Yaĝmur, siz Atatürk hakkında kitap yazmış diye duydum. Bu güne kadar basılmamış olmasına üzüldüm. Ben başarırsam, bastırırım. Ama sen kaç para istiyorsun?” dedi. “Bana para gereĝı yok. Kitap basılırsa o yeter.” Ama o kişinin de bastırabileceĝine inanmıyordum.

Mustafa bey yazılı CD’yi aldı ve yaklaşık on-on beş günden telefon açtı. “Kutluyorum. Eski bakan Köksal Toptan bey kitabı kabul buyurdular ve basmak kararı verdiler.” Ama kaç aylar geçdi, kitap gelmedi. Mustafa bey görev süresini tamamlayarak Türkiye’ye döndü, kitap gelmedi. “Ben yine unutuldum.” Böyle durumdayken Aşkabat Büyükelçisinin ikinci kätibi beni makamına çaĝırdı. Ben vardıĝımda o kişi elimi sıkarak: “Kutluyorum, Oraz bey! Siz Türkiye-Türkmenistan için büyük hizmetlerinizden ötürü Türkiye Cumhurbaşkanının Uluslararası Liyakat ödülüne layik görülmüşsünüz. Bu büyük ödül Orta Asya’da ilk kez size veriliyor. Türk Dünyasında önce Azerbeycanlı Bahtıyar Vahabzade ödüllendirilmişdir. Sizi sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel davet ediyor.” dedi.

-En iyisi madalyayı bana göndersinler, ben gitmek istemiyorum.

Diplomat bu cevabıma şaşırdı.

-Neden Oraz bey? –O beni ikna etmeye uĝraşdı. Ama başaramadı. Benim Türkiye’ye gitmememin nedeni-bende normal ayakkabı yokdu. Sol tarafının altı uzun delikli, çokdan eskimiş, 46 ölçülü bot giyerek Çankaya köşküne varmak zordu. Bende yeni ayakkabı için para yokdu, para bulunursa-da 46 ölçülü ayakkabı bulmak imkansızdı. Bunu şık giysili diplomata anlatamam ki. Ama üç günden sonra dostlarım beni ikna etdiler. Gidiyorum, iĝne üzerinde yürüyerek gidiyorum. Her yerde, her saniyede benim altı delik botuma bakıyorlar. Çankaya köşkünde büyük salonda millet vekilleri, bakanlar, basın mensupları-hepsi bana bakıyor. Yanıldım, bana deĝil, altı delik botuma bakıyor. Beni ilk sıranın ortalarında oturtdular. Yanımda bir sandalye boş duruyordu. Karşımdan  Sayın

Süleyman Demirel geldi. Benimle selamlaşdıktan sonra yanımda oturdu. Ben kendi botumu içe çekerek onun parlak ayakkabısına bakdım. “Yazarların Cumhurbaşkanlarından tek farkı-yazarların delik ayakkaplı olmalarıdır.” Beni sahneye davet etdiklerinde ayaklarımı kaldırmadan yürüdüm. Tören tamamlandıkta bana rehberlik yapan arkadaşa: “Şimdi nereye gidiyoruz” dediĝimde o kişi gülümseyerek: “Çarşıya. Ayakkabı almaya.” dedi. “Görmesiz şeyleri görüyorsun.” “Görmezlik mümkün deĝil. Hem 46, delik de büyük.”

Ödül aldıĝıma beĝendim mi ya fukaralıĝıma acıdım mı? Bunu bu güne kadar da bilemiyorum.

        

ORAZ  Yağmur.Türkmenistan

Fikir  Damlaları

Aktaran IRFAN ÜNSAL       

 

Yusufun gömlegi kan  dediler, gömlek neymiş, benim kalbim kanlar içinde.

*  *  *

Düşmanlarım öylesine asıllı,

Bellerinde kanlı balta asılı.

 *  *  *

Gözü açık olanların hepsinin gördüğünü sanma.Yürüyenlerin hepsinin de canlı olduğunu düşünme, “ölüm sadece mezarda yatmak değildir kuzum.

*  *  *

О kişi o kadar zehirli ki, ona soktugunda yılanın kendisi ölüyor.

*  *  *

Bazen aileyi idare etmek, devleti idare etmekten daha zordur.

*  *  *

Ahmak delirse kaybedeceği birşeyi yok, akıllı delirirse o kötü.

*  *  *

İçimde aşkın külünden başka birşey kalmadı.

*  *  *

Ey, iyi adam, unutma!  Kötüler karşında çabuk birleşirler.

*  *  *

 “Ben ingilizceyi iyi biliyorum” diye övünenlere “ingilterede deliler de ingilizce konuşuyor” diyordu.

*  *  *

Bir elinde iti, koltuğunda biti.

*  *  *

 Kimseyi beğenmezdi azraile de “giysin kara” diyormuş.

*  *  *

 Senin konuştuğun gölge olmasın. Gölgeler daima aslından başka görünür.

*  *  *

 Akıp giden nehirleri görmeyen var mı? Asıl o nehirlerin altından akan nehirleri görmek önemlidir.

*  *  *

Sana ömür boyu vefalı olan sadece ana, babandır. Diğerlerini deneyip görmek gerek.

*  *  *

Her yerin tilkisini o yerin tazısıyla avlayıp  gezince arslana  rastladı.

*  *  *

O, gündüz sadık müslüman, gece komşunun ineğini sağar.Allah geceleri uyuyor  diye  mi düşünür acaba?

             *  *  *

Öyle bir işini bilir ki kurda ağa der, ayıya dayı; çiyanın pençesinde uyuyup, yılanın gölgesinde gezebilir.  

*  *  *

Ben ona deli dedim, o  bana deli dedi, kimin  deli olduğunu netleştirecek bir deli.

            *  *  *

Kutsallık, namus, vefa hakkında konuşuyorlarsa,  dikkat et, en çok yalan  bu konular üzerinden yapılır.

            *  *  *

Çürüsem de güle gübre olmak için çürüyeyim.

            *  *  *

O, ölümüne neyin sebep olacağını merak ediyordu.

            *  *  *

Korkağın fikirleri sahibinden önce gizlenir.

            *  *  *

Nasrettin Hoca hastaya “konuşamazsan da yaz bari” diye kağıt kalem uzatır; ýogun bakımdakı hasta zorlukla yazar :

-Eşşolu eşşek, hortuma basma, oksijen gelmiyor!

 

*  *  *

 Hoçasını  şaşırtmak isteyen bir talebe Mevlana Celaleddin-i Rûmi’ye; “Bana bir  kelime ile nasihat verir misiniz?”diye sormuş.Mevlana da ona; “Uyuma!” demiş.   O kişi, sözün ardındaki mana hakkında büyük bir kitap yazmış ve öldüğünde, uyuyor demesinler diye, cesedini dik olarak mezara koydurtmuştur. 

           *  *  *

Hakikate ulaşma yolu gibi uzun yol yoktur.

* *  *

Ey Allahım, dünyada insandan zalimi var mı?

*  *  *

Zavallı her ölene sevinirdi. Birkaç ay kalkamadan yatınca; ‘ben de ölür müyüm acaba’ derken ölecek olmasına hayret ederek öldü.

*  *  *

Kültürü de yiyeceği de aynı terazide tartıyor.

*  *  *

Binde bir insan var, gerisi gölge.

*  *  *

Içindeki iyi veya kötü niyetin kendinde ortaya çıkmasa da senin neslinde ortaya çıkacaktır.

*  *  *

Ah ah! Beni sattıklarına üzülmüyorum, ucuz satıyorlar da ona bozuluyorum.

*  *  *

Halk, kendini iyi tanırsa millet olur.

*  *  *

Insanlık geliştikçe vahşilik azalır derler. Muhammet peygamberin dişini kırdılar, Hallac-ı Mansur’u parça parça ederek odun gibi yaktılar, Mevlana Celalettin’i mazara götürürlerken tabutunu kırdılar, Nesimi’nin derisini yüzdüler, Mahtumkulu’nun kitaplarını yaktılar. 1. Dünya savaşında beş milyon, 2. Dünya savaşında altmiş milyon insan öldü… Gerisini sen hesap et.

*  *  *

Kabenin kutsallığı senin gönlündeki kutsallıktan başlar.

*  *  *

Sırrı olmayan şey tarih değildir.

*  *  *

Kurbağa kediye: “hırsız korkak olmasan kaplan olurdun” dedi. Kedi kurbağaya bagırmayı bıraksan, tembel olmasan timsah olurdun, dedi.

*  *  *

Onun en güzel sözü: “Allah bana güzel bir ömür ve güzel bir ölüm versin” idi.

*  *  *

 Ahmağı da gördük ama böylesi görülmemiştir: kendi gölgesine fikir soruyor.

*  *  *

“Kabrimi kazıver, mezara varıncaya kadar canım çıkar” deme.

*  *  *

 Kavak dutu geçip yukarı çıktı. Dut ona seslendi: “geçmişini bilsen böyle demezdin şu kurt kemiren kütük senin atandı, o da benden uzundu, dedi.

*  *  *

Dünyayi bilmeden gözüm açık demek doğru değildir.

*  *  *

Dilin ucu ballı,dibi tuzludur.

*  *  *

Keyifler nasıl, desem; iftiraya uğrayıp darağacının altında bekleyen adam gibiyim, derdi.

*  *  *

Çingene oğlunu, “aldatamazsan aç kalırsın” diye uyardı.

*  *  * 

Tek sermayesi utanmazlığı.

*  *  *

Arını sattı namusunu kiraya verdi.

*  *  *

Aklın yerini güç alsa, adalet diye birşey kalmaz

*  *  *

Sağlıklı doğup sağlıklı ölmek, büyük bir şanstır.

*  *  *

Damla sabrıyla taşı deler.

*  *  *

Biz yaşlanınca  dünya güzel  gelinler le doldu tastı.

*   *  *

Sonunda kimin medeniyeti güçlüyse yine o kazanır.

*  *  *.

Ona bütün dünya baş eğiyor, ama kendi köyünde selam veren, selamını alan yok.

*  *  *

O yıkandıkça kararıyor.

*  *  *

Insana verilen nimetlerin arasında, yürümekten başkasının ömrü kısa. En büyük nimet yürümektir.

*  *  *

-Toplumu çürüten yolun adı nedir?

-Rüşvettir

*  *  *

Her insan kendince delidir. Başka delileri bilir, kendini bilmez.

*  *  *

Hurma verip tezek aldık, bir kez değil, çok kez aldık.

*  *  *

Şöyle bir yalnız kaldım ki ne selam veren var, ne de selam alan. Bu halimi gören gölgem de benden kaçıp gitti.

*  *  *

Namerdin silahı iftira, iftiranınsa sınırı yok.

*  *  *

Deli; dünyada akıllı olsam da deli olsam da helak ederler. Akıllı deli olmalı.

*  *  *

Yürürken ökçesi mermeri delen gelin aldı.

*  *  *

Er-geç erinden intikam almayan kadın, kadın değildir.

            *  *  *

Medeniyet nedir denilen soruyu cevaplamak zor. Medeniyet yitse, dil yitiyor, dil yitse millet yitiyor, millet yitse vatan yitiyor. Gerçek bu.

*  *  *

Herkes birşey zengini, bense düşman zenginiyim.

*  *  *

İnsan olmak için insandan kaçıyorum, derdi

*  *  *

Akıl avcıları, aklı  leş kadar bile görmüyorlar.

*  *  *

 Insanın aslı, kanla ruhun karışımı.

*  *  *

 Bülbülden güzel kuş çok, ama bülbülün ötüşünü duyduktan sonra; “en güzel kuş bülbüldür” diyorlar.

*  *  *

Ah vah eden çok ama ağzına su damlatan yok.

*  *  *

“Genel kültür” denilen sözün anlamı gökteki yıldızlar kadardır.

*  *  *

Birinin koltuğunun altından başını çıkarıp da kahraman olamazsın.

*  *  *

Sen kendine içeriden dışarıdan bakmayı başar.

*  *  *

Devamlı olarak temizlenmezse gönül de kirlenir.

*  *  *

Insanoğluna: “Kendini aldatarak yaşa” denilmiş sanki.

*  *  *

O öyle bir güzel ki onu gören dilsiz de dillenir.

*  *  *

Nur güzellikte, güzellik gönülde.

*  *  *

 Akıllı olan küçük dildir.

*  *  *

Hayat beklenmeyen şeyi beklemektir.

*  *  *

Yalnızlığım sultanlığımdır. Sultanlığımı hiç birşeye değişmem.

*  *  *

Hiç birşey göründüğü gibi değildir. Bunu iyice anlarsan yanılmazsın.

*  *  *

Köprünün üstünde ayı yatar; ayı dersen öldürür, dayı dersen geçirir.

*  *  *

Ben,gözyaşlarımı kirpiğime astım; sevdiğim beni zülfüne astı; görenler bizi  gönlüne  astı.

*  *  *

O güzele, çekinmeden bakabilen, yalnız aynadır.

*  *  *

Kendini tanı, kendine yardım et.

*  *  *

Yukardan bakınca çok şey anlamsızdır.

*  *  *

Onun adını gözümün akına yazdım.

*  *  *

Aşk, ölmek- dirilmektir, körlük ve ýefadır.

*  *  *

Kendine  yandan bakıp gör, yeter ki doğru gör.

*  *  *

Kardeş kardeştir, arkadaş arkadaştır, ama cepler ayrıdır.

*  *  *

 Kendini herkesten büyük göstermeye kalkmak, küçüklüktür.

*  *  *

Allahın dediğini yapmayan, kulun dediğini yapar mı?

*  *  *

Eşeğe neden eşek denildiğini düşündünüz mü?

*  *  *

Insanların bir grubu bu dünyaya erken gelenler, diğer grubu geç gelenler.

*  *  *

Her milletin kültürünün ne derecede olduğunu lokantalarını ve tuvaletlerini kontrol edip söylemek mümkün olsa gerek. Bazıları, günde kaç litre su kullanıldığına göre kültürün derecesini belirliyorlar.

*  *  *

Toplumun genel kültürünün düşüklüğü, aptal üretmenin ilk sebebidir.

*  *  *

Şehitler ağaç olup göğerdi. Ağaçları şehit etse, insanoğlu bu dünyayı bırakmaya mecbur kalır.

*  *  *

Gücünü öfkeye verme, sabıra ver.

*  *  *

Darağacına çektiler, bir kişi cesedimi toprağa gömmedi, ama vahşi diyeceksiniz  akbabalar  beni midesine gömdüler.

*  *  *

Sivrisineğin damarı yoktur ama kana saldırmasını görsene.

*  *  *

Dur, hiç kötülük etme, sadece iyilik etsen de; az iyilik etsen azımsarlar. Çok iyilik etsen, o iyiliği geri döndürmek olmaz, diyerek senden kaçarlar. Gerçekten daha çok iyilik etsen, bundan sonra hiç iyilik etmez, diyerek sana karşı harekete başlarlar.

*  *  *

Nasrettin Hoca “Evim yıkıldı evlenemeden gidiyorum. Kardeşler, nerdeyseniz ses verin” diye ilan veriyor ama hiç arayan olmuyor. Ikinci ilanı veriyor “bir fabrikam, iki dükkanım var. bir ayağım çükurda ölmeden kardeşlerime mirasımı dağıtmak istiyorum” Bir müddet sonra birçok telefon geliyor. Nasrettin Hocanın sadece erkek kardeşlerinin sayısı yüzü geçiyor. Hoca, hay Allah, benim yüz erkek kardeşim olduğuna göre, acaba kaç anam babam oldu ki diye hayrette kalıyor.

*  *  *

O aile, gurk tavuktan çıkan kaz yavrusu gibi oldu anası kıra çekti yavrusu suya çekti.

*  *  *

İçindeki insanın nasıl biri olduğunu onun gözleri söyleyip durmaktadır.

*  *  *

Ruhun kana geçişini deneyip doyar gibi değil.        

*  *  *

Felsefesiz sohbet, tuzsuz lahana çorbası gibidir.

*  *  *

Yaratıcılık hamilelik gibi, arası kesildiğinde ölür.

*  *  *

Hayvan görmek için hayvanat bahçesine gideceğine etrafına iyice baksan, bütün hayvanları görebilirsin diye düşünüyorum.

*  *  *

 Dilin acısını dudak temizler.

*  *  *

Yalnızlığı istemek-sürüden ayrılmak; sürüden ayrılmak-özünü temizlemek. Özünü temizlemek-insan olmaya yüz tutmaktır. Insan olmak-nefsini yenmek, nefsini yenmek için de içinden gizlenip duran nefsi ve öfkeyi çıkarıp yerine sabır ve kanaati getirmek gerekir. Gerisini Allah bilir.

*  *  *

O kırk yaşında öldü, altmış yaşında topraga verdiler.

  *  *  *

  Sen bunca güzelligi ömürboyu nasıl taşıyacaksın? Sana yardımcı olayım.  

  * *  * 

 Özün yoksa, sözün yok.

*  *  *

Şu dünyada ne viraneler gördüm, gönlümdeki gibisini görmedim.Şimdi içimden baykuşların sesi geliyor.

 *  *  *

 Kanat uçurmaz, ihlas uçurur.

 *  *  *

 Asıl güzellik hiç görünmezmiş.

 *  *  *

 Körler sokagında ayna satıyor.

 *  *  *

 Hasret benim gölümdür.

 Hüzün benim gemimdir.

 Feryat benim yemimdir.

 *  *  *

 Hayatın yalan gözterişlerine Gerçek kıyıdan bakarak acıyor.

 *  *  *

 Hayat güzellik ve felsefe oldugu yerde ayakta durabilir.

*  *  *

 Gönlünde zihir toplayan önce kendisini zihirler. 

*  *  *

Bin selama bir aleykum denilmezmi.

 *  *  *

Aşk depremlerinin fayhattı senin gözlerindedir.

    *  *  *

   Derisini bin kez degiştirse bile, yılan yılanlıgına kalır.

   *  *  *

  Horoz kendisi öttügü için Güneş doguyor zannediyor.

  *  *  *

 Şeytanı taşladım diyorsun!

 Aslında, her zaman şeytanı taşlayıp durmazsan, o sana hiçbir zaman başarı sağlatmaz.

*  *  *

Felsefe yalnızlık sokağından yürür ve o sokakda yaşar.

*  *  *

Karga “kar kar” diyerek ak karı karartmak için bağırıyor.

*  *  *

Insanı yüceltmeden devlet yücelmez.

*  *  *

Senin giysin hangi renkte olsa dünya o renktedır. Bu yılların hesabı da yalnış Gülüm. Her yılbaşı senın dogum gününden başlar. Doguyu da yalnış gösteriyorlar.Senin geldıgın taraf Dogudur. Sende Batı yoktur Gülüm.

*  *  *

 Ben öyle bir hale düştüm ki karşısında durduğum halde ayna da beni görmez oldu.

*  *  *

Her yolla yalnızlığı bulmaya çalış, ona gerçekten aşık ol; çokları vefasızdır ama yine yalnızlık vefalıdır. Yalnızlık hazinesini gönlüne doldur, o senden yeni bir Adam yoğurup ortaya çıkarır. Yalnızlık seni olgunluğun evine iletir. Olgunluk, seni Allah ile dost eder. Böyle dostu olanın gönlüne ise toz bile yapışmaz.

 

                         --------------

            Ağlayamayan Yalnızlık

 

Arslansız, ağaçsız kalsa dağ ağlar,

Bülbülsüz, goncasız kalsa bağ ağlar,

Eridikçe beyaz beyaz kar ağlar,

Ah neyleyim?!

Ben ağlasam öbür yanda yar ağlar.

Yar ağlasa garib gönlüm kan ağlar.

 

Turnalarım uçardı nazlı nazlı,

Irmaklarım akardı hızlı hızlı,

Aşık gözler, yakardı gizli gizli,

Ah neyleyim?!

Ben ağlasam öbür yanda yar ağlar.

Yar ağlasa garib gönlüm kan ağlar.

 

Selam versem selamımı alan yok,

Ah diyen yok, derde çare bulan yok,

Feryadımı işiten yok, duyan yok,

Ah neyleyim?!

Ben ağlasam öbür yanda yar ağlar,

Yar ağlasa garib gönlüm kan ağlar.

 

Cehennemde yananlar hayran bana,

Dağlar taşlar dağıldı, viran bana,

Sallandı Türküstan hem Turan bana,

Ah neyleyim?!

Ben ağlasam öbür yanda yar ağlar,

Yar ağlasa garib gönlüm kan ağlar.

 

 

               

 

 

 

 

        Karabağlı Annenin Ağıtı

Karabağlı şair dostum Adil Camilin annesine

 

Ay, balaam! Vah, balaam!

Karabağın suyundan içmek cana lezzetti.

Tandırların tüstüsü bulutlara eziyetti.

Güneş sisten çıkanda,

Yapraklar alkışlayanda…

Horoz sesi gelirdii.

Yürekleri delirdi.

Va-ah, vah!

Karabağä gidäbilmiräm,

Evimi, bakcamı göräbilmiräm

Ay, bala-am!

Karabağı görmädän öläbilmiräm,

Özümden ben on kez geçiräm,

Karabağdan geçäbilmiräm.

 

Allah beni hanım yaratmış,

Baht payımı yarım yaratmış,

Karabağda düşman görürsäm,

Gözlärim yumulmaz ölürsäm.

Başa düşürsän balaaam?!

Düşman bize tokundu,

Gözüm yaşı tükendi.

Karabağda şehit olacayam!

Kuşlar yiyen ceset olacayam!

Ben şehit olmadan öläbilmiräm.

Karabag görmädän öläbilmiräm.

Ay balaam! Vah, balaam!!!

 

 

 

 

    

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 93 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim