Zamanın akışında erimek ve sonsuz sonu kaybetmek. Zamanın akışına soylu bir karşı çıkışla hayatı hakka uydurmak ve sonsuz sonu (ebedî hayatı) kazanmak. Modernizm, insanımızı esir aldı. Fâni geçici dünyayı ebedi kalacakmış gibi konfora rehavete esir etti. Bu nefsin arzu ve isteklerin esareti bizlere Mümin kimlik ve şahsiyetimizi unutturdu. Dünyevileşme hastalığına bulaştırdı. Müslümanın Müslümanca yaşamakta kesin kararlı olması ve inançlarının kurtarıcılığına inanması şarttır. Müslüman; her hâl ve şartta yaşanan bir dini olduğunu hayat tarzında göstermeli, asla bu şuur ve gayretten uzak kalmamalıdır. Hayatın gayesi, tek kelimeyle “Allah’a kulluk”tur. Kulluk ise hayatı, Allah’ın emirlerine uydurmak demektir. “Dünya sevgisi” ve “ölüm korkusu” gibi, İslam’ın dünya-ahiret dengesinin iki azılı düşmanını Müslümanların zihinlerine hâkim kılmak şahsiyetli mü’min düşüncesidir. Peygamberimiz: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsini heva hevesine tâbi kılan, sonrasında da Allah’tan dileklerde bulunup duran ve bunu yeterli görendir.”
Dünya hayatı, ne kadar uzun görünürse görünsün göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçen bir süreçtir. Asıl ve ebedî durak ahiret olduğuna göre, buradaki sınırlı vakti ve imkânları kalıcı değerlere dönüştürmek büyük önem taşır. Hadis-i şerifte vurgulanan akıllılık; insanın nefsine yenilmeden, dünyadayken ahireti merkeze alan kalıcı iyilikler ve ameller ortaya koyabilmesidir. Buna karşın insanın nefsani isteklerinin peşinden gidip hiçbir çaba göstermeden sadece temennide bulunması, ebedî hayat için ciddi bir yanılgıdır.
Gerçek kurtuluş, kuru bir beklentinin ötesine geçerek harekete geçmekte ve bu geçici dünya imtihanını ahiret kazancına dönüştürecek samimi adımlar atmakta, ibadetlerle ve iyiliklerle hayatı zenginleştirmekte yatar.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.