Ethem Erdoğan
Sizi tanımak isteriz…
Tokat'la Sakarya arasında gidip gelen, sonunda Yeşilırmak'ın kenarına demirleyen ırmaklarla büyüyen bir çocuk. Tokat'ta doğdum. Daha sonra çeyrek asırlık bir Sakarya maceramız oldu. İlk adımlar, ilk okullar, ilk arkadaşlar, oyunlar, kaybolmalar, kendini bulmalar hep Sakarya kıyısında oldu. Sivas'ta edebiyat okudum. Kızılırmak'ın kıyısında. Hayatımdaki önemli ve etkisi güçlü şehirlerin üçüncüsüdür Sivas. Kendi sesimi bulduğum şehir diyebilirim Sivas için. İlk şiirlerimi yazdığım, ilk dergimi çıkardığım, edebiyatı dopdolu yaşamaya başladığım şehir. Öğretmenlikle birlikte tekrar Tokat'a geldim. Hâlâ buradayım.
Dergiler çıkardım, edebiyat sayesinde sağlam dostluklar kurdum. Kalemime sınır çizmedim. Şiirle yazmaya başladım, sonra deneme, öykü, masal, fantastik roman, gazetelerde köşe yazarlığı derken söz iklimini dört mevsim doya doya yaşıyorum diyebilirim.
Edebi yönünüzün ortaya çıkışı-çıkarılışının hikâyesini anlatır mısınız?
7.sınıfta iken öğretmenimin "şiir yaz" demesiyle başlayan bir serüvene yelken açtım. Yazdım şiiri. Yarışmaya göndermiş öğretmenim şiirimi. Yarışmada birinci olunca okulun kütüphanesine de beni sorumlu yaptı. Okudum, çok okudum, az yazdım. Yazdıklarımı arkadaşlarıma okudum. Onların yüreklendiren sözleri edebiyata yönelmemi sağladı. Bütün programlarda okulun kadrolu şiircisiydim. Lise yıllarımda elime ne geçerse okumaya devam ettim. Sürekli okudum. Üniversite tercihlerinde de edebiyat yazdım hep. Endüstri meslek lisesi bir gencin sanayi şehri Sakarya'da edebiyat okumak istemesinin en önemli sebebi okuduğu kitaplar olduğunu söyleyebilirim.
Yüreklendirmek önemli bir nokta. Öğretmenlerimin beni okuma ve yazma konusunda sürekli teşvik etmesi beni kitaplara hep yakın tuttu. Bunu hayatımın bir şiarı olarak gördüm. Ben de ışık gördüğüm her çocuğu kitapla ve kalemle buluşturmaya çalışıyorum.
Dönemin şartları gereği biraz zor bir süreç olmuş olmalı. Bunları paylaşır mısınız?
Kitap satın almak gibi bir şey yoktu hayatımızda diyebilirim. Kitaba ulaşmak da kolay değildi. Ödünç kitap diye bir güzelliği doya doya yaşadım. Sakarya'da birkaç özel kütüphane vardı. Oralara üye oldum. İçimde okuma tutkusu zorlukları aşmam için de güç verdi bana. Şimdi kitap, dergi bir el uzatımı kadar yakın. Biz bunlara ulaşmak için büyük çaba sarf ettik. Belki de bu yüzdendir ki okuduğumuz her satırdan büyük keyif aldık.
Edebiyat dünyasında tutunduğunuza ne zaman ve nasıl ikna oldunuz?
Üniversite birinci sınıfta dergilere abone oldum. Yıl 1993. İlk abone olduğum dergi Yediiklim'di. Eski Türk edebiyatı hocamız Mehmet Aslan vardı. Derse geldi, elinde bir kucak dergi. "Bu dergiyi benim bir arkadaşım çıkarıyor, Ali Haydar Haksal. Sizler de edebiyat öğrencisi oldunuz, edebiyat öğrencisi dergi takip eder." diyerek isteyenlerin dergiye abone olabileceğini söyledi. Sınıfta sadece iki kişi abone oldu. Ben o yıl abonesi olduğum derginin birkaç yıl sonra şairi oldum.
Daha sonra birçok dergiye daha abone oldum. Hepsini satır satır okudum. Şiirler, denemeler yazdım. Dergilere göndermeyi hemen düşünmedim. Daha sonra 1996'da yazdığım bir şiire baktım. "Evet, bu şiir." dedim. Çerağ dergisine şiiri gönderdim. Şiir yayınlandı. Dergide bugün de büyük şair dediğimiz isimlerin çoğu vardı. Onlarla aynı dergide yer almak bana güven verdi. 1996 Mayıs'ta arkadaşlarımızla Sivas'ta Martı dergisini çıkardık. Dokuz sayı çıkan Martı'da yazan isimlere bakında aslında ne kadar önemli işler yaptığımızı bugün de anlıyorum. Sadık Yalsızuçanlar, Nurullah Genç, Bahaeddin Karakoç, İskender Pala, Nazan Bekiroğlu, Selçuk Küpçük, Suavi Kemal Yazgıç, Halime Toros, Necip Tosun… ve daha birçok isim bizim yolculuğumuza eşlik etti.
Devamı:https://www.kitaphaber.com.tr/nehir-soylesi-serisi-mustafa-ucurum-1-k8358.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.