Mehmed Akif’in “Kıssadan Hisse” başlıklı şu dörtlüğünü sık sık tekrar ederiz. Ama üzerinde çok az düşünürüz:
“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi eder?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
İki gün önce yani 16 Eylül, siyonistlerin kirli sicillerine işlenen korkunç Sabra ve Şatilla katliamının yıldönümüydü. Bu olayın yıldönümüne tekabül eden günün sabahında Gazze’de, siyonistlerin soykırım saldırılarında kullanılamaz hale getirdikleri ama tamamen evsiz barksız kalmaları sebebiyle Filistinlilerin kullanmak zorunda kaldığı Saadet Apartmanı’nın çökmesi sonucu çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan onlarca kişi hayatını kaybetti. Yirmiden fazla insanın cenazesi çıkarıldı. Enkaz altında daha onlarca kişinin bulunduğu tahmin ediliyor.
Dün yani 17 Eylül de, Mısır’ın eski diktatörü Enver Sâdât’ın (Sedat değil) siyonist işgalcilerle sözde “barış” yaptığı ve işgal rejimini resmen tanıdığı Camp David Anlaşması’nın yıldönümüydü. Mısır diktası güya, işgalci siyonist rejimle ilişkilerin “normalleştirilmesinin” mümkün olduğunu gösteriyordu.
Oysa siyonist işgalle ilişkilerin normalleşebilmesi için önce “siyonist vahşet”in normalleşmesi gerekir. Bu mümkün müdür? Asla! İşgal rejiminin resmen kuruluşunun ilan edildiği tarihten sonraki 78 yıllık tecrübemiz bunu anlamaya yetmedi mi? Bu gerçeği görebilmemiz için kaç Gazze feda etmemiz gerekiyor?
“Deir Yasin olmasaydı yahudi devleti olmayacaktı!” diyen ve bu katliamı gerçekleştiren Irgun terör örgütünün lideri Menahem Begin ve Sabra ve Şatilla katliamını planlaması sebebiyle “Beyrut kasabı” olarak tarihe geçen Ariel Şaron ile bugünkü Likud terör örgütü lideri Netanyahu arasında bir fark var mı? Hepsi de işgal rejiminde başbakanlık yaptı.
Biz eğer ki siyonist terör rejimini kuranların Deir Yasin katliamı gibi korkunç bir vahşete imza atan teröristler olduğu gerçeğini hafızalarımızdan silmiş olmasaydık, siyonist işgalin normalleştirilmesini tabii bir durum olarak algılamayacak ve İslam âleminin kalbine saplanmış hançer durumdaki bu işgale hep karşı çıkacaktık. Ama yeri geldi onunla da “barış”ın mümkün olduğunu ve bunun bölgeye güven sağlayacağını düşünenlerimiz oldu! Ben de 42 yıldan beri bunun mümkün olmadığını anlatmaya çalışıyorum.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.