Bir darbe teşebbüsünün ve ona karşı sergilenen destansı direnişin üzerinden geçen on yıl, yaşananları daha serinkanlı değerlendirme imkânı veriyor. Bu mesafeden geriye baktığımızda görüyoruz ki, 15 Temmuz'u sadece başarısız olmuş bir darbe girişimi olarak okumak, onun tarihsel anlamını eksik bırakmak olur.
Türkiye'nin modern siyasi tarihi darbelerle örülmüş bir tarihtir. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a kadar darbeler, sadece hükümetleri değiştiren müdahaleler olmadı; aynı zamanda devlet ile millet arasına yerleştirilen vesayet mekanizmalarının da dolayısıyla aşılmaz mesafelerin de adı oldu.
. Elhak, darbelerle kök salmaya çalışan devlet bu topraklara ait değildi ama bu toprakları ifsat ederek millet ve devlet mesafesini derinleştiriyordu.
15 Temmuz gecesi ise ilk defa bu döngü kırıldı. Millet sadece bir darbeye direnmedi; darbeler rejimine karşı tarihî bir hüküm verdi.
. O gece millet, devlet üzerinde söz sahibi olduğunu, bu ülkenin kaderinin artık cuntaların değil halkın iradesiyle belirleneceğini ilan etti. Bu yönüyle 15 Temmuz, Türkiye'nin demokrasi tarihinden çok milletleşme tarihinin bir hadisesidir.
Nitekim o gece ortaya çıkan toplumsal hareket, sosyal bilimlerin alışılmış kategorilerine de sığmıyordu. Toplumsal hareketler normalde iktidara karşı ortaya çıkar. Oysa 15 Temmuz'da insanlar iktidarı, devleti ve demokratik meşruiyeti korumak için sokağa çıktı. Bu yüzden 15 Temmuz, modern dönemin en özgün toplumsal hareketlerinden biri olarak tarihe geçti.
Aradan geçen on yıl içinde Türkiye'nin katettiği mesafe de bu tarihî kırılmanın tesadüf olmadığını gösterdi.
Aslında bugün NATO zirvelerinde ortaya çıkan Türkiye ile 15 Temmuz gecesi ölüm kalım mücadelesi veren Türkiye arasındaki fark, o gece neyin hedef alındığını da gösteriyor.
Bu yüzden 15 Temmuz sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bir bağımsızlık ve egemenlik meselesiydi.
Ancak onuncu yılda üzerinde durmamız gereken asıl soru geçmişten çok gelecekle ilgilidir. 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan devlet-millet bütünleşmesi nasıl korunacaktır? Çünkü millet olmak sadece kriz anlarında ortaya çıkan bir dayanışma değildir. Asıl mesele, o dayanışmanın normal zamanlarda da sürdürülebilmesidir.
Devlet ile millet arasındaki organik bağın canlı tutulmasından geçer. Vatandaşın devleti kendisinden ayrı, yabancı ve erişilmez bir güç olarak değil, kendi iradesinin tecessüm etmiş hâli olarak görebilmesinden geçer. İyi yönetimden, liyakatten, hakkaniyetten ve toplumsal güven duygusunun korunmasından geçer.
15 Temmuz gecesi millet devlete sahip çıkmıştır. Devletin de her şart altında milletin tamamına ait olduğunu hissettirmesi gerekir. Çünkü devlet-millet bütünleşmesi bir kez elde edilip sonsuza kadar muhafaza edilen bir kazanım değildir. Sürekli beslenmesi gereken canlı bir ilişkidir.
Nitekim bilahare karşı karşıya kaldığımız sorunlar tam Hadis-i Şerif’te buyurulan türden sorunlar. Buna göre 15 Temmuz küçük cihattı. Asıl büyük mücadelelerle karşı karşıya kalmamız mukadder, millet olma yolundaki imtihanımızın kaçınılmaz durakları. Birilerinin 15 Temmuz sonrası düzenin içinden bulduğu veya yarattığı fırsatlara tutunarak bu kutlu mücadeleyi bile sulandırmaktan geri durmaması. At izleriyle it izlerinin birbirine karışması ilh.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.