• İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C

Yunus Emre "Gelin Tanış Olalım"

Yunus Emre "Gelin Tanış Olalım"
Eğitimci-Yazar İsmet ERDAL’ın, YUNUS EMRE “GELİN TANIŞ OLALIM” adlı eserini yayımlandı.

YAFES YAYINLARI-ANKARA’dan çıkan eser yazarın yedinci kitabı. Yazar, günümüz insanının, özellikle de gençliğin Yunus Emre’yi bildiğini ama tanımadığını ve anlamadığını düşünerek yola çıkmış, çalışmada akademik bir dil ve üslup yerine kültürel bir yaklaşımı benimsemiştir.

Yunus Emre, tarihimizin en netameli dönemlerinden birinde yaşamış, çağının yüklediği zorlu ödevin farkında olarak milletini yüzyıllar ötesine hazırlamış manevi mimarlardan biridir. O ve onun gibi dönemin yenileyicilerinin aziz ve asil milletimizin ruhuna çaldığı maya yüzyıllar boyu bu topraklarda bir medeniyet meşalesinin yanmasını sağlamıştır.

Yunus Emre, gelenekli halk şiirinin verilerinden yararlanarak Kuran ve Sünnet’ten aldıklarını çağının ihtiyaçları doğrultusunda halkının diliyle ve estetik duyarlıkla halkına ulaştıran irfan kültürümüzün ve edebiyatımızın tartışmasız en önde gelen simalarından biridir.

Tasavvuf geleneğinin son derece canlı olduğu bir coğrafyada kurumsal bir kimlik kuşanmadan, insanın evrensel değer ve duygularını öne çıkararak milletini tanışmaya, sevgiye, kardeşliğe, birlik ve dirliğe davet etmiştir.

Onun mesajları sekiz asırdır güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeden varlığını korumaktadır.  İsmet Erdal, bu gerçeklikten yola çıkarak eserini inşa etmiştir.

Yunus Emre “Gelin Tanış Olalım” adlı eser, giriş mahiyetinde uzun bir ön sözle başlıyor. Yunus Emre’nin düşünce hayatımız ve edebiyatımız için ne ifade ettiğine dair değerlendirme yapılıyor ve günümüzde Yunus Emre’nin mesajlarına duyulan ihtiyaçtan bahsediliyor: 

“Ben Yunus’u yazarken “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir” dizelerinde kendimi aradım. Allah’ın Peygamber’imize ilk emri “oku” değil miydi? Okumaktan murat kişinin kendi farkındalığını, Yaratıcı karşısındaki yerini ve bu dünyaya geliş gayesini bilmesi demek değil miydi? Ben kimim, neyim, niçin buradayım, beni buraya kim getirdi, akıbetim ne olacak gibi soruları ilk günkü gibi kendime sordum. Bir kere daha hamd ediyorum, kitap bittiğinde gönül ferahlığı yaşadım. Dilerim ki Yunus yolculuğuna çıkan nice insanımız gönüllerinde uyanış ve aydınlanma yaşar.

Her edebî eser, yazılıncaya kadar sahibine aittir, yazıldıktan sonra artık o okurun malı olur, derler.  Bu yaklaşım bir yere kadar doğru olmakla birlikte eseri, yazarından, yazarının dünya görüşünden, içinde yetiştiği çevreden ayrı düşünmek eserin anlamını kaybetmesi anlamına gelir. Dolayısıyla edebiyat eserini anlamlandırırken yazıldığı dönemdeki anlamının yanı sıra zaman içinde oluşan anlamlarla bizim yüklediğimiz anlamları birlikte almamız gerekir.  Eseri yazarından ve çağından koparırsanız o bambaşka bir metne dönüşür ki bu sanata ihanet olur. Bu bakımdan Yunus Emre’nin şiirini değerlendirirken onu bağlı olduğu inanç ve düşünce dünyasından asla ayrı düşünmemek gerekir. Mesela Yunus’ta insan sevgisi önemlidir. Ancak bu sevgi, Dante, Boccacio, Montaigne, Shakespeare gibi Batılı hümanistlerde gördüğümüz insan sevgisiyle asla bir değildir. Onlar insanı âdeta tanrılaştırırken Yunus, Allah’ın yarattığı eşref-i mahlûkat nazarıyla görür. “Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” anlayışı bu bağlamda düşünülmelidir.

Yunus Emre şiirleri bağlı olduğu inanç dünyasının ve içinde yetiştiği irfan kültürünün kavramlarıyla değerlendirilmelidir. Batılı kavramlar ve terimlerle yapılacak değerlendirme ve yorumlar Yunus’u İslamî kaynaklardan uzaklaştıranların gözünden görmeye sevk eder ki bu Yunus Emre’ye yapılacak en büyük kötülüklerden biri olur. 

Yunus Emre’nin şiir dünyasının arka planında gelenekli halk kültürü, Kur’an, hadisler, peygamberler tarihi, evliyaların hayatları gibi kaynaklar vardır. Onun şiirinin vücut bulduğu zemin burasıdır. Özellikle Kur’an ve hadis birikimi olmadan Yunus şiirlerini tam olarak anlamlandırmak mümkün olmaz.”

“Bugün Yunus çağrısı yaparak kardeşliğimizi, birlik ve dirliğimizi yeniden ihya etmek mecburiyetindeyiz. Siyasi tercihlerimizi, etnik kökenimizi, makam-mevkiimizi, sosyal aidiyetimizi, tarikat ve meşrebimizi bir kenara bırakıp “Müminler ancak kardeştir” (Hucurat Suresi, 10) ayetinin fiile dönüştüğü, Müslümanları yeniden sarıp sarmaladığı bir anlayışı hayatımıza hâkim kılmak durumundayız. Tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi İslami ilimlerdeki tartışma alanlarını meselenin uzmanlarına bırakıp Yunus Emre, Ahi Evran, Hacı Bektaş Veli, Mevlana gibi çağın yenileyicilerinin yaptığına benzer şekilde sevgiyle, hoşgörüyle farklılıklarımızı değil ortak noktalarımızı öne alarak Müslümanlar olarak kucaklaşmak durumundayız. İslam bütün insanlığı kurtuluşa ve huzura çağırdı. Bu çağrıya sahip çıkmak her Müslüman’ın vazifesidir. Zaman Müslümanın vazifesini ifa etmesini bekliyor. Birlik dirlik için, insanlığa medeniyet sunmak için Yunusça bir çağrıya çok ihtiyacımız var.”

….

“Bir Yunus yolcusu olmaya karar verir de eline bu kitabı alır, sonunu getirirsen benden ne anladığını değil Yunus’tan ne aldığına bak derim.”

Eserde Yunus Emre’nin yaşadığı dönemin siyasî, sosyal, dinî ve edebî bakımlardan geniş bir analizi yapılmış. Yazar bu yolla Yunus’u var eden şartları ortaya koymaya çalışmış:

“Sonuç olarak 13. yüzyıl Anadolu’su siyasî, tarihî, toplumsal, iktisadî ve edebî bakımlardan çok önemli bir sürece tanıklık etmiştir. “Buhran ve intikal” asrı olarak değerlendirilen bu yüzyılda Anadolu’nun sarsılan toplumsal ve siyasi ortamında, insanların inançlarını koruyan ve onların dirençlerini besleyen tasavvuf hareketleri, bu hareketlerin kurumsal hali olan tarikatlar ve onların temsilcileri ortaya çıkmıştır. Bu dönemin yol göstericileri, rehberleri ve diril(t)iş erleri olarak Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre gibi önde gelen şahsiyetleridir. Bu şahsiyetler Anadolu’nun, Doğu’nun diril(t)iş erleri olarak Türk dünyasının evrensel değerleri olmuşlardır.

Yunus Emre, Türk dünyasının en zorlu, en buhranlı, en sancılı dönemlerinden birinde ortaya çıkmış, ‘sevgi, birlik, dirlik’ anlayışını öne çıkararak milletin fertlerini birbirine bağlayan değerlerin en güçlü savunucusu olmuştur. Aynı yüzyılda yaşayan Mevlana, Hacı Bektaş gibi rehberler ve gönül erleriyle birlikte Anadolu’yu yüzyıllar sonrasına hazırlayan önderden biri olarak tarih sahnesinde ve milletin gönlünde yerini almıştır.

Yunus Emre’yi bugüne taşıyan birkaç husus öne çıkar: Yunus Emre’nin dinî-tasavvufî bir kişilik olarak ortaya çıkması ve halkın kendine yakın hissettiği bu insanlara tarih boyunca ilgi göstermesi, halkın kullandığı Türkçeyi şiir dili olarak kullanması ve bu dilin bütün ifade imkânlarına yer vermesi, şiirlerinin bestelenerek halk arasında kutsal sözler gibi okunması, temel insanı değerleri ve insanın evrensel duygularını (sevgi, hoşgörü, diyalog, birlik, dirlik, inanma, barış, kardeşlik vb.) öne çıkarması ve bunlar üzerinde çokça durması…

Bütün bunlar gösteriyor ki Yunus Emre’yi bugüne taşıyan sebepler analiz edildiğinde, onun şahsiyet ve sanatının şekillenmesine tesir bırakan tarihî, siyasî, sosyo-kültürel ve ekonomik şartlarla dinî-tasavvufî hayat öne çıkmaktadır.”

Yunus Emre’nin hayatına dair genel bir değerlendirmeden sonra, tasavvuf yolculuğunun geniş bir analizi yapılmaktadır.

“Yunus Emre, Tabduk Dergâhı’nda manevi eğitimine tamamladıktan sonra şeyhinin izniyle irşat görevinde bulunur. Ancak o hiçbir zaman dergâh sahibi bir tarikat şeyhi olmamıştır. Bu bakımdan belli bir tarikat geleneğinin temsilcisi olarak anılmaz. Çağdaşları Hacı Bektaş, Ahi Evran, Mevlana gibi çağın ruh yenileyicileri kurumsal bir yapıyla iz bırakırken o sadece şiir ve nasihatleriyle adından söz ettirmektedir. Yunus Emre, çağının en çok ihtiyaç duyduğu sevgi, barış, kardeşlik, birlik ve dirlik temalarıyla halkına seslenmiştir. Çağına böyle seslenen Yunus Emre’nin meşrep ve mensubiyeti öne çıkarması üstlendiği misyona ters düşerdi. Kendinden sonra gezdiği dolaştığı coğrafyada hemen bütün tarikatlar tarafından kabul görmesi ve şiirlerinin ilahi olarak bestelenerek tarikat sohbetlerinde ve zikir törenlerinde kullanılması bunun göstergesidir. Yunus’u çağlar ötesine taşıyan vasıfların başında onun belli bir aidiyet kimliğiyle ortaya çıkmaması gelir.”

Yunus’un Şiiri/Sanatı başlığı altında Yunus Emre’nin kendini idrak ettiği edebi gelenek ve bu geleneğe kattığı yeniliklerle birlikte asırlar sonrasına tesir bırakan çizgisi tahlil edilmiştir.

Şiiri Etrafında bölümünde ise “İlim ilim bilmektir”, “Aşkın benden beni”, “Gelin tanış olalım” şiirleri etrafında Yunus Emre’nin düşünce ve inanç dünyasına dair tespitler ve yorumlar yapılmakta, bu şiirlerin günümüz insanına verdiği mesajlara dikkat çekilmektedir.

Şiir Seçkisi bölümünde ise Yunus’un on yedi şiiri yer almaktadır.

Editörlüğünü Şair-Yazar Halit Yıldırım’ın yaptığı eser 172 sayfadan ibaret olup eserin ilk baskısı Ekim 2021’de yapılmıştır.

Kitabın temin edilebileceği internet siteleri

  • n11.com
  • trendyol
  • kitapyurdu
  • bkmkitap
  • mütercimkitap
  • Web: www.Mutercimkitap.com
  • Yotube Kanalı: Yafes Kitap Dünyası

 

İsteme Adresi: YAFES YAYINLARI

Maltepe Mahallesi, Şehit Daniş Tunalıgil Sok. No:11/10 Çankaya ANKARA

0553 388 13 15-0533 147 03 21- 0533 147 03 10

screenshot_20210924_113638.jpg

Bu haber toplam 214 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim