Ahmet Doğan İlbey: Âdi ve edebî yazı

Ahmet Doğan İlbey: Âdi ve edebî yazı
İyi yazının nazariyecilerinden Cenâb Şehabeddin de yazının kaideleri, on sekiz makamlı ve her makamın taksimleri farklı perdelerden olan, her makam diğer makamlarla ahenk içinde bütünleştirilerek çalınan tasavvuf mûsikisi kaidelerine benziyor âdeta.

Yazıyı “Âdi” ve “Edebî” diye ikiye ayıran Şahabeddin’e göre, her yazının kendi devrine göre mazmunları, mecazları, kinayeleri, istiareleri, teşbihleri vardır. Âdi yazılarda sanat ve bedî endişe yoktur. Dil kaidelerine uygun yazılan yazılar doğru olabilir, fakat yazı sadece doğru yazı demek değildir. Diğer unsurları da taşıması gerekir.

Zihniyet bakımından Batıcı ve Fransız Edebiyatı hayranı olan, fakat Cumhuriyet inkılâplarının yıkıcılığı karşısında Türk nesrine ve edebî yazıya disiplin getiren Cenâb ustanın (Cenâb Şehabeddin’de Tenkid / Dil Sanat ve Edebiyat Hakkındaki Görüşleri, Prof. Celâl Tarakçı) anlattıklarına kulak vermeli. Hülâsa olarak diyor ki:

Edebî yazıyı meydana getirişteki safhaları söyle sıralayabiliriz: Kelime, sıfat ve fiil aramak, bulduklarından memnun olmayarak daha münasiplerini aramak, okuyucuya yapacağı tesirleri, vereceği zevk u ıstırabı ölçmek, tartmak, hesap etmek ve ona göre bir cümleden kesmek, ötekine ilâve etmektir.

Rutinliği yok etmek için iki cümlede aynı faili kullanmamak, birbirini takip eden cümleleri aynı fiil çekimi ile kapamamak, müsbet, menfî, istifhâm, hitap, istiğrak ihtiva eden kelime ve cümleleri nöbetleşe her şekle başvurarak okuyucuyu aynı edatın tekerrürü ile yormamak gerek.

Edebî yazının kelime haznesi geniş olmalı, bu kelimeleri edebî kurallara göre birleştirip terkipler, maksadını anlatan akıcı cümleler meydana getirmeli. Her yazı kendi meramına göre kelime seçmeli, cümlelerin her cüzünü ahenkli bir sırayla oluşturmalı. Cümleleri oluşturan kelimelerde ve komşu cümleler arasında rutinlik olmamalı ve uygunsuz sesler art arda gelmemeli.

Rutinlikten kurtulamayan, söylediğini gereksiz kuru vuzuhla anlatıp estetik ifade ve ruhtan mahrum yazı edebî yazı sınıfına girmez. Edebî yazı kendi ruh ve üslûbuyla anlatır, vak’ayı sanatlı bir anlatıma dönüştürür. Hem vehbî olan ilhamı, hem de kesbî olan fen ve hünerin bütün oluş ve faydalarını hissettirir.

Nesir hem güfte, hem de bestedir. Bu iki özelliği olmayan nesir san’at eseri sayılamaz. İyi nesrin ses yapısı, yâni mûsikisi makam birliği içinde olmalı. Ahengi temin için kâh cümleleri isim ve fiil kalıplarına dökerek, kâh fiilleri çekim ekleri ve şekil itibariyle çeşitlendirerek maksadın icabına göre hitabı rutinlik kurtarmalıdır.

YAZIDA KUSUR VE İHLÂLLER  

Cenâb ustaya göre aynı kalıptan dökülmüş teşbihler, terkipler gibi aynı ismin, edatın, uyumsuz isim-fiil, fiil-isim çeşitliliği bile âhengi ihlâl edebilir. Sesli harfleri taşıyan kelimelerin oluşturduğu cümleler dahi çok zaman ahengi bozabilir. Ahenk meselesi, telaffuz ve işitme, yani duyma meselesidir. Söz (yazı), dil, dudak ve kulağı yormamalı.

Yorgunluk, edebî lezzetin en büyük hasmıdır. Telaffuzun şartını yerini getirmek için ses ve harflerin birbirine yakın olanlarını uzak bulundurmalı, sessiz harflerin miktarını azaltmalıdır. Sesli harfler âdeta bir mûsîki notasıdır.

Bir cümlede aynı sesli harf çok tekrarlanırsa piyanonun aynı tuşuna dokunmuş gibi olur ki bundan tabiî olarak ahenk çıkmaz. Bunun için ‘üzüntülü, gürültülü düğünümüzü görürsünüz’ cümlesini ahenkli sayamayız. Aşırı tekrarlar iyi yazının ses notasını bozarak sıkıcı hâle getirir.

Hep aynı perdeden telâffuz kulağı yorar. Sesli harflerin kullanılmasında da denge gözetilmelidir ki, iyi yazının ahengi sağlansın. Edebî yazıda kâh öksürük gibi kısa, kesik ve asabî, kâh lüzumsuz coşkunluk ve mevzu dışı şamata olmamalı.

GÜNÜMÜZDE ÂDİ YAZI YAYGINLAŞIYOR                     

Üzülerek söyleyelim ki günümüzde edebî yazının nâmı kalmadığı gibi itibar eden de azaldı. Âlimi de akademisyeni de araştırmacısı da gazete diliyle yahut âdi yazı tarzıyla yazıyor. Dolayısıyla okuyanların edebî yazının nasıl olduğuna dair hassasiyet ve tepki gösterme melekesi her geçen gün dumura uğruyor.  

İşlediği her konuyu gazete muhabiri gibi sunan yazıların edebî yazıyla uzaktan yakından bir münasebeti yoktur. Gazete köşelerinde ve dergilerde yazılan her yazı hangi mevzuda yazılmış olursa olsun, iyi yazı şartlarını taşımıyorsa edebî yazıya dâhil edilmez. Dinî, ilmî mevzular da dâhil bir rapora, bir tutanağa benzeyen ve havadis aktaran yazılar âdi yazı sınıfına girer.

Gazete ve muhabir yazıları yazanlara yazar da diyemeyiz. Her yazı yazana ecdadın diliyle muharrir yahut edip demek doğru değil. Bu tür yazı yazanlara kâtip, nakilci yahut gazeteci denilir.

Habervaktim.com

Bu haber toplam 118 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim