• İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C

D. Mehmet Doğan: 26 Ağustos’da Malazgirt’te olmak!

D. Mehmet Doğan: 26 Ağustos’da Malazgirt’te olmak!
Öyle sanıyorum ki, 900. yıldönümünden beri ilk defa Malazgirt kutlamaları bu kadar Devlet ilgisine mazhar oluyor.

Malazgirt Zaferi’nin yıldönümünde, o kutlu savaşın kazanıldığı coğrafyada olmak, büyük zafere şahidlik eden surları, taşı-toprağı, dağı-ovayı, suyu, göğü temaşa etmek ve dokuz yüz küsur yıl önce başkumandanıyla birlikte şehadete fütursuzca yürüyen o mübarek orduyu tahayyül etmek... Doğrusu en çok arzu ettiğim şeylerden biridir.

Öyle sanıyorum ki, 900. yıldönümünden beri ilk defa Malazgirt kutlamaları bu kadar Devlet ilgisine mazhar oluyor.

Tabiî konunun sivil ayağı da ihmal edilmemiş, Okçular Vakfı’nın davetiyle yapılan geniş katılımlı bir dizi faaliyet sözkonusu.

Elbette Malazgirt okçular olmasa kazanılamazdı, çünkü o devrin savaşları ok atışları ile başlar, ardından da kılıç, gürz gibi yakın muharebe silahları işin içine girerdi. Sonra okun yerini ateşli silahlar aldı.

Bilmem ki şimdi okçuluk sporu yapan gençlerimiz Osmanlılarda sanat eserine dönüşen “tuğra”nın ok ve yaydan ibaret bir imza olduğunu bilirler mi? Rey (yani Tahran)’deki Tuğrul Bey türbesinde (Künbed-i Tuğrul, yahud Burc-ı Tuğrul) Selçuklu Devleti’nin bu kurucu sultanının imzası bir ok ve üç yay şeklinde alçı kabartma olarak yer alır.

Hep “okumak” fiilinin “ok”la ilgili olduğunu düşünmüşümdür!

Gazne Sultanı Mahmud, Selçuk oğlu Aslan Yabgu’ya, daima Hindistan’da gaza ile meşgul olduklarını, komşu olarak Selçukoğullarının da bu kutlu seferlere iştiraklerini arzu ettiğini elçi ile bildirir. Bunun üzerine Aslan 10 bin atlı ile Semerkand’da doğru yola çıkar. Bu kalabalık ordu Mahmud’u tedirgin eder, şimdilik sadece kendisinin gelmesinin doğru olacağını, maksadın konuşmak görüşmek olduğu haberini gönderir. Arslan da 300 seçkin askeri ile Semerkand’a gelir.

Sultan Mahmud onu çok iyi karşılar, beraber yer içerlerken “ihtiyaç olursa, ne kadar asker toplayabilirsin?” sorusunu yöneltir. Arslan silahdarından bir yay ister ve “bu yayı kavmime gönderirsem 30 bin atlı gelir” der. Sultan daha fazlasını ister. Arslan bir ok çeker ve “bu oku gönderdiğim her defasında 10 bin atlı gelir” der. Daha kalabalık ordular için de başka oklar gösterir... Aslan’ın bu ok ve yayla haberleşme sonucu kalabalık savaşcıları harekete geçirebilme gücü Sultan Mahmud’u ürkütür, onu ve adamlarını yakalatıp Hindistan’da Kâlencer kalesine hapsettirir!

Bahsimize dönersek: 900. yılın ilim ve fikir adamlarının, bilhassa Selçuklu tarihi araştırmacılarının meydana getirdiği gönüllü bir kurum, Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü tarafından üstlenilmesine karşılık, şimdi işin fikir tarafı ihmal edilmiş görülüyor.

Yine de konuya hassasiyeti olan bazı Muş’lu, Malazgirt’li dostların bize davetiye getirmelerinden memnuniyet duydum. Değerli rektörümüz Ahmet Polat telefonla şahsen de davet etti, fakat zaman o kadar daralmıştı ki, gidiş geliş, bayramın da yakınlığından ötürü, öyle kolay birşey değildi.

Bu yıldönümünde Malazgirt’te olamadık, kısmette varsa, bir gün yolumuz o aziz topraklara uğrar.

Bedenen Malazgirt’te değiliz, ama gönlümüz, ruhumuz orada.

Malazgirt, yeğeni Alparslan’a amcası Tuğrul beyin vasiyeti, desek yeri var. O 1054’te Malazgirt kalesini kuşatmış, fakat alamamıştı. Alparslan 1070’te Malazgirt’i fethetti. Bu seferde asıl hedefi Akdeniz’e ulaşmak ve Mısır Fatimî Devleti’ni ortadan kaldırmaktı. Güneye yöneldi, Fırat nehrini geçti. Buharalı kadı Ebu Cafer, Sultana ilk defa bir Türk hükümdarının bu bu nehri geçtiğini, Allah’a şükretmesini hatırlattı. Bunun üzerine Alp Arslan, bütün beylerini yanına toplayarak kadıya bu sözü tekrarlattı ve Allah’a hamdetti.

Alp Arslan’ın asıl hedefi olan Anadolu’nun fethini İslâm dünyasında şii Fatimilerin olumsuz tesirlerini ortadan kaldırmak için ertelediği düşünülebilir; elbette takdir edilen neyse o olur. Onu yolundan çeviren, tahsisen Anadolu’yu allak bullak eden Türkmen akınlarını durdurmak için tahta geçirilen Roman Diyojen’dir. Onun kalabalık ordusuyla batıya doğru seferi de, Alp Arslan’ın barış talebini geri çevirerek kaderine yürüyüşünden başka bir şey değildir. Alp Arslan Bizans ordusuyla kıyaslanamayacak mütevazı ölçekteki ordusuyla gelecek bin yılın tarihini yazmak için Malazgirt’e döner... 

Bu dönüş muazzam bir zaferle taçlanır ve en önemlisi bu toprakların vatanlaşma ve islâmlaşma süreci başlar. Malazgirt İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. Hicretin üzerinden 463 yıl geçmesine rağmen İslâmiyet bu yakın coğrafyaya hâkim olamamıştı. Doğuda İran, Türkistan, Hindistan fethedilmiş, Batıda Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs İslâma ram olmuştur. Anadolu’nun fethini gerçekleştirmek ve İznik’te Anadolu Selçuklu devletini kurmak Gazneli Mahmud’un Kâlencer kalesine hapsettirdiği Aslan Yabgu’nun torunu Kutalmış oğlu Süleyman şaha nasib olur...

Bu haber toplam 356 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim