• İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C

D. Mehmet Doğan: Suriye’de Kuva-yı Milliye!

D. Mehmet Doğan: Suriye’de Kuva-yı Milliye!
İki tür tarihçi vardır Türkiye’de, bir “tarihçi” bir de “inkılâp” tarihçisi! İkincisi Türkiye’ye mahsus bir “kariyer”dir.

Bunların umumî vasfı cahilliktir. Hakikatı öğrenmek bunları bozar! Onlar 1930’larda oluşturulmuş sakat inkılâp tarihi zihniyetini devam ettirirler. Bu zihniyete mugayir bilgileri yok sayarlar, Nutuk’a mukaddes kitap muamelesi çekerler.

Son günlerde Suriye Kuva-yı Milliyesi lâfı en çok bunları rahatsız etti.  Çünkü bu Nutuk kadar mukaddes addedilen Lozan Anlaşması zihniyetini ihlal etmektedir.

Beyler! Kuva-yı milliye başlangıçta sadece Anadolu ile sınırlı değildi. Suriye, Filistin ve Irak’ta da Kuva-yı Milliyet teşkilatları vardı. Ankara’da açılan Meclis’in adı Büyük Millet Meclisi idi. “Türkiye” kelimesi Meclis’in başına sonradan eklendi. Milli Mücadele’yi yürütenler başlangıçta öncelik Anadolu’da olmakla beraber bütün âlem-i islâmı gözetiyorlardır. Ankara emperyalizme karşı “İslâm ihtilalinin umumi karargâhı” idi. Sonra neler oldu, o ayrı fasıl... Bugün güneyimizde sürdürdüğümüz mücadele, 1920 nisanında sömürgeci Fransızlarla zarureten imzaladığımız Ankara Anlaşması’nın sonçlarına karşı ikinci itirazımızdır. Birinci itirazımız Hatay’dı. Orada hatadan dönüldü. Bakalım bu hatadan dönme konusunda bu sefer başarılı olacakmıyız?

Suriye Kuva-yı Milliyesi’ne en şedit itirazlardan biri altımışndan sonra parti başkanlığını heveslenen hatun kişiden geldi. Ben onun hangi ilmin doçenti olduğunu bilmiyordum, meğer “inkilap tarihi” doçenti imiş! Eh yakışır hani.

Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu kitabımızdan bir iktibasla mevzuyu bağlayalım:

Anadolu’nun bir çok şehrinde olduğu gibi, Suriye’de de işgale karşı mukavemet oluşturmak için Suriye-Filistin Kuva-yı Osmaniye Heyeti teşkil edildi. Heyet’in reisi, Ayıntap (Antep) Kumandanı Ali Şefik Bey (Özdemir) idi. Teşkilat Şam, Halep, Humus, Beyrut, Hama, Trablusşam ve Kuneytra’da şubeler açtı. Teşkilata, bazı hükümet mensupları, yüksek idareciler, aşiret şeyhleri, gazeteciler, eşraf ve ayandan kişiler ve hatta bazı Arap milliyetçileri de katıldılar.[1] Kuva-yı Milliye’nin Suriye teşkilatı, bilhassa fransızların Anadolu’ya ilerleyişini durdurmak için faaliyet gösterdi. Anadolu’daki mücadeleye silah ve cephane desteğinde bulundu. Kâzım Karabekir’in, Kuva-yı Milliye’nin Suriye’ye yayılmasına itirazına karşılık M. Kemal Paşa cevaben, Misak-ı Milli’nin araplarla türklerin birbirinden ayrılmaz olduklarını ilân ettiğini bildirmiştir.[2]

Bu arada, Osmanlı İmparatorluğunun bazı eski Arap vilayetleri, Anadolu hareketi ile ilişki kuruyor; Türkiye’nin ordusunu ve kaynaklarını sınırları dışına yayamayacağı cevabı ile karşılaşıyorlardı. Kuva-yı milliyeciler gerekirse Suriye ile bir federasyon kurmaya hazırlanıyor, ama bu konuda bir sonuca varılamıyordu.

Suriye Kralı ilan edilmiş olan Faysal, barış konferansı dolayısıyla Paris’te bulunduğu sırada Suriye’de türkler lehine büyük bir sevgi dalgası yayılır. Bu dalganın oluşmasında Mustafa Kemal’in Halepteki tarafdarlarının dağıttığı broşürler etkili olur. Osmanlı ordusunda hizmet etmiş olan Arap subaylarının çoğu bu yönde destek ve yardımda bulunur. Şam’da şerif ailesine karşı düşmanca duygular uyanır. Faysal Paris’ten dönünce, şahsına yönelik şiddetli bir nefretle karşılaşır. Arap dâvasına hiyanet, pısırıklık ve Arap istiklâlini Fransızlara satmakla itham edilir. Kemalistler bu olumsuz duyguları bilhassa Halep bölgesinde körükler. Faysal, ölüm tehditleriyle karşı karşıya kalır. Ortadoğuda Fransız nüfuzunun yerleşmesini önlemek için çevresindekilerin araplarla türkler arasında anlaşma yoluna gidilmesini öngören perde arkasında hazırlanan bir planından haberdar olunca, Faysal önce itiraz eder, sonra böyle bir adımın Türk taraftarlarını susturacağı mülahazasıyla kabul eder.

Kuva-yı Milliye ile bağlantı  kurma görevi Suriye genel kongresinin ileri gelenlerinden Sait Haydar Bey başkanlığında bir heyete verilir. Heyet 1920 ocağında Türkiye’ye hareket eder ve İstanbul’da, Mustafa Kemal’in temsilcileri ile gizli görüşmelere girişir. Bu görüşmeler Kuzey Suriye sınırlarında bazı tadilat icrasıyla, Karadeniz’den Maan’a kadar batı devletlerine karşı ortak bir cephe kurulması, Türk ve Arap kuvvetlerinin tek komuta idaresine geçirilmesi ile batılılara karşı ileride kazanılacak zaferden sonra araplarla türklerin yan yana, her iki tarafın bağımsız birer devlet halinde yaşaması üzerinde mutabık kalınır. Bu iki devletin karşılıklı ilişkileri, Birinci Dünya Savaşından önceki Avusturya-Macaristan’a benzeyecektir. Heyet Suriye’ye dönünce Faysal bu anlaşmayı uygun bulmaz.

San Remo Konferansı’nda, Fransızlara 24 nisan 1920’de Suriye üzerinde mandaterlik yetkisi verilir. Ardından, 30 mayısta Fransızlar Anadolu hükümeti ile ateş kes ilân eder. Faysal bunun üzerine Haleb’e gider ve Ankara  hükümetiyle fransızlara karşı anlaşma yolları arar. Faysal kısa süre sonra Şam’da ayaklanma meydana geldiği için Suriye’yi terk etmek zorunda kalır.[3]

 

 


[1]              Ö.Osman Umar: Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye (1908-1938). Ankara, 2004, sf. 428-429

[2]              A.e., sf. 435

[3]              Irak ve Kemalizm Hareketi, sf. 39-43

Bu haber toplam 1705 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim