Nurettin Taşkesen: İslam Medeniyeti ve Rönesans

Nurettin Taşkesen: İslam Medeniyeti ve Rönesans
"Genellikle Müslümanlar, özellikle de Türkler, İslam kültür dünyasının bilimler tarihindeki yerini ya çok az biliyorlar, ya hiç bilmiyorlar veya bu kültür dünyasına karşı çok yanlış görüşler taşıyorlar."

Yazıma merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin'den bir alıntıyla başlamamın sebebi, Müslümanların İslam Medeniyetinden ne kadar habersiz ve uzak olduklarını anlatmak içindir. Avrupa'nın yüzyıllardır bize yutturmaya çalıştığı "Rönesans" dayatmasını çok iyi irdelememiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü Batı medeniyetinin temeli sayılan bu görüş, Avrupa'daki gelişmelerin tamamen Yunan kültürüne dayalı olduğunu iddia ediyor, İslam kültür ve medeniyetini yok sayıyor.

Halbuki Yunan klasikleri, bilhassa Aristo'nun eserleri önce Arapçaya çevrildi, sonra Arapçadan Latinceye tercüme edildi. Aristo'yu en iyi şerh eden İbni Rüşd'e batılılar commentator (şarih, açıklayıcı) ünvanını vermişlerdi. Latince Averroes adını verdikleri İbni Rüşd'ün eserleri Fransa, İngiltere ve İtalya üniversitelerinde uzun zaman ders kitabı olarak okutulmuştu. Hatta Averroizm dedikleri İbni Rüşd'çülük bir felsefi akım haline gelmiş üzerinde tartışmalar yapılmıştı.

Fransız Müslüman filozof Garaudy'nin dediği özetle şuydu: Aslında 16. Yüzyılda Avrupa'da başlayan Rönesans'ın temel hedefi, hayatın bütün alanlarını pozitivist bir anlayışla dünyevileştirip dinden koparmaktı. İlahi değerler reddedilip, laik sistemi onun yerine koymaktı. Halbuki Endülüs'te özellikle Kurtuba'da 13. Yüzyılda gelişmekte olan gerçek Rönesans, bütün insanlığa barış ve mutluluk getirebilecek özellikler taşıyordu. 10. ve 13. yüzyıllar arasında Endülüs Medeniyetinin değeri bilinseydi, tüm insanlığa faydalı olabilirdi.

Böyle bir Rönesans'ın doğmamasının iki sebebi vardı. Birincisi Endülüs Emevi Devleti'nin yıkılışını takip eden yıllarda "Müluküt-tavaif" adı verilen küçük şehir devletlerinin ortaya çıkışı. İkincisi Müslümanları zayıf gören Hıristiyanların, Kudüs'ü hedef alan Haçlı seferlerinin benzerini İspanya'ya dönük yapmaları. Böylece bütün insanlığın faydasına gerçekleşebilecek bir "Endülüs Rönesansı" (yeniden doğuş) yerine "Reconquista" (yeniden ele geçirme) ideali doğrultusunda Katolik saldırıları başlamıştı. Bölük pörçük durumda olan Müslümanlar ise, Afrika'da kurulan Murabıt ve Muvahhidlerden yardım istemek zorunda kalmışlardı. Onların gelişiyle de Endülüs'teki o eski barış ve hoşgörü ortamı kaybolmuş ve bütün İber Yarımadasına çatışma ortamı hakim olmuştu.

Devamı: http://www.yenisoz.com.tr/islam-medeniyeti-ve-ronesans-makale-42890

Bu haber toplam 77 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim