• İstanbul 26 °C
  • Ankara 20 °C

Prof. Dr. Namık Açıkgöz: 0SMANLIDA OKUMA-YAZMA ORANI MESELESİ

Prof. Dr. Namık Açıkgöz: 0SMANLIDA OKUMA-YAZMA ORANI MESELESİ
Ben kendimi bildim bileli, Osmanlı devrini kötülemek için pek çok sözde veri kullanılır.

Bunların içinde bana her zaman en saçma gelen sözde veri “okuma-yazma oranının düşüklüğü”dür. Bu oranın %5 olduğu söylenir hep.

Geçenlerde Kemal Kılıçdaroğlu da siyaset kürsüsünden aynı ezberi tekrarladı. Geçen senelerde milliyetçi gelenekten bir profesör (Unutmasam adını verirdim ama vallahi adını unuttum. Sadece Milliyetçi gelenekten olduğunu hatırlıyorum.) de üşenmeden bu konuya uzun uzun temas etmişti. Artık bu hususta bildiklerimizi ve kanaatlerimizi yazmak farz oldu.

MODERNİST SAPLANTI VE DAYATMA

İstatistiksel oran meselesi, modernizmin ve buna bağlı olarak pozitivizmin ürettiği bir yöntemdir.  Bir şeyi ancak sayısal kural ve sınırlamalarla anlayabilen modernizm, kerameti kendinden menkul bu yöntemlerle insanlığı ve tabiati anlamaya çalıştı ve ürettiklerini de “bilimsel bilgi” diyerek dayattı. “Bu bilgilere göre amel ederseniz aydınlanırsınız, etmezseniz karanlıkta kalırsınız” diyerek de insanlığı ve siyasal sistemleri tehdit etti. Dünyada pek çok insan ve siyasal sistem bu rüzgâra kapıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi de bu pozitivist-modernist ideolojiye göre şekillendiğinden (“Hayatta en hakiki mürşit…” aforizmasını hatırlayın lütfen.) erken cumhuriyet ve tek parti dönemlerinde modernizmin kullandığı yöntemler putlaştırılarak Osmanlı kötülenmiştir. Bu yapılırken en çok kullanılan cümlelerden birisi “Osmanlı zamanında herkes cahildi. Çünkü okuma yazma oranı çok düşüktü.” cümlesi oldu.

Bu hüküm ve cümle pek çok açıdan saçma.

19. yüzyılın sonuna kadar bütün dünyada okuma yazma oranı çok düşüktü ve birbirine de yakındı. Yani Osmanlı’da %5 olan oran, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunda, İtalya’da, İspanya’da, Fransa’da, Hindistan’da, Çin’de ve Japonya’da çok daha yüksek değildi. Üç aşağı-beş yukarı aynı idi. Çünkü bu devlet ve imparatorluklar zamanında bilginin aktarma ve yayılma kaynağı sadace okuma-yazma değildi. Sözlü gelenek diye bir şey vardır ve insanlık kendini bu sözlü gelenekle inşa etmiştir. Hadi sevdikleri Batı’dan örnek verelim: Heredot, tarihini yazarken mensup olduğu toplumda okuma yazma oranı kaç idi? Homeros’un İlyada ve Odissea’sının yazıldığı dönemde bu orak kaç idi? Sokrat, Platon yüzde kaçlık bir okuma-yazma oranı olan topluluklara hitap ediyordu?

Okuma-yazma oranı üzerinden Osmanlı’ya saldıranlar şunu bilmiyorlar: Bilgi üretimi ve yayılması, tek etkene, yani omuma-yazma oranına indirgenemeyecek kadar geniş bir vakıadır. Modernizm, debebi tekilleştirerek, kontrol edebileceği bir alan oluşturmuş ve bu tekilleşmeye ve tekelleşmeye (epistemik monopol) göre hüküm verme diktatoryası felsefesi taşıdığı için, Osmanlı’da okuma-yazma oranı konusunda da benzer bir tekilleşme ve tekelleşme yöntemi kullanmaktadır. Zaten modernizm, tarihin başlangıcını yazının icadına bağlayarak insanlık dışı bir dayatma yapmıştır. Bu anlayışa göre insanlık dört bin yıldan beri var; öncesi hayvan dönemi!...

Devamı: http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1514/0smanlida-okuma-yazma-orani-meselesi.html

Bu haber toplam 62 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim