• İstanbul 17 °C
  • Ankara 21 °C

Teoman Duralı: Maneviyâtcılar, Positivciler

Teoman Duralı: Maneviyâtcılar, Positivciler
1. Fizyolojik İşleyişler ile Nefsî (Psychique) Faaliyetler

Nefsî faaliyetlerin tezâhürü ve tekâmülü, kimi türlerin örgütlenişlerindeki karmaşıklaşmanın baş nedeni ve etkenidir. Haddizâtında örgütlenişindeki karmaşıklaşma raddesi, canlı-olmayana bitişik bulunan, dolayısıyla işlemleri kimyevî ve elektrik etkileşimlerde yürüyen DNAsidin 'yinelenme'si (Fr replication) ile protein sentezi süreçleri dışında ve üstünde, hücreden maymungillere dek uzanan çok geniş bir yelpâzenin her parçası ile bölmesinde nefsî faaliyetlerin ya kendilerine ya da benzerlerine rastgelinebilinir. Sinir şebekesiyle donanmış canlıda nefsî faaliyetlerin kendilerine ilişkin örneklerle karşılaşılır. Sinir şebekesinden[1] kaynaklanan yahut etkinliklerini onun çerçevesinde yürüten nefsî faaliyetler positiv özellikli olup bilim bağlamında incelenebilirler. Örgütlenişlerindeki karmaşıklaşmanın en üst mertebesindeki canlılarda sinirle bağıntısı deneysel (Y→Fr empirique) yöntemle doğrudan doğruya tesbit olunamayan nefsî faaliyet, ya öyleymişcesine gösterilip kabul olunur —: positivcilik— ya da maddî- mekanik-ötesi bir âlemin verisi şeklinde benimsenir —: maneviyâtcılık. Nefs, canlıda görülen tekrarlanır yahut tekrarlanmaz cinsten olup mekanik-nedensel etkenlere dayanmaksızın olageldiğine inanılan olaylar yahut süreçlerin tümel denilişidir.[2] Fizyolojik etkinliklerin, nefsî faaliyetleri belirlediğini öne sürenler — : Positivciler— olduğu gibi, ikincilerin, birincilere vucut verdiklerini iddia edenler de —: Maneviyâtcılar— vardır. Her iki tür etkinlikten öncelikle fizyolojik olanın, evrim bağlamında ancak izâhı mümkündür. İmdi, fizyolojik süreçlerle iç içe yürüdükleri oranda nefsî faaliyetlerin anlaşılıp açıklanmaları bile, evrimsel işleyişler çerçevesinde kâbildir. Her iki tarafın da, soyoluş itibâriyle, bir diğerini tevlîd edip beslediği akla yatkın bir iddia olsa gerek. Maddî esâslı mekanik düzlemde iş gören fizyolojik işleyişler, nefsî faaliyetlere uygulanma zeminini hazırlarlarken, ikinciler de birincilere yön ile gâye tayîn ederler. Buradan nitekim, canlı olayların 'görev-görür' cinsten süreçler olma keyfiyeti ortaya çıkar. Nefsî faaliyetler ile fizyolojik işleyişler, yaşamanın bütünlüğünde o derece iç içe girişik görev görürler ki, artık, bunları canlı bireyde birbirlerine karşı konumlanmış zıt unsurlar şeklinde mütâlea etmek yanlıştır. Nefsî faaliyetler olmaksızın fizyolojik işleyişler vucut bulup çalışmazlar; tersi, fizyolojik işleyişler çalışmaz hâle geldiğinde de nefs, yaşama kuvvesini fiile dönüştürebileceği zemini yitirir. Başka türlü söylendikte; bir varolanı canlı kılan yaşama edimlerinin[3] her birinin kuvvesi[4] nefsken, fiile[5] dönüşmüş durumları kendilerini fizyolojik işleyişler biçiminde gösterirler. Şu hâlde 'görünen fiil'[6] olan fizyolojinin 'görünmez arkaplan kuvve'si[7] nefstir. Söz konusu iki unsur, canlı bireyi bir 'dialektik bütünlük'[8]hâlinde oluşturmaktan ziyâde, onu 'yekpâre bütünlüklü'[9] kılar.

Fizyolojik işleyişler, bu-dünyadandırlar. Nefsî faaliyetler de onlarla örtüşmüş hâlde yürüdüklerine göre, canlı bireyin varoluşu bu-dünyadaki-bulunuşuyla çakışır. Canlı bireyin varolma süreci, ebeveyninden zuhuruyla başlar: Doğum. Gerek kendi iç bünyesini ayakta tutmağa gerekse çevresiyle değiştokuşu yürütmeğe matûf fizyolojik etkinliklerin büyük bir bölümünün iş görmez hâle gelip dumûra uğramasıyla sona erer: Ölüm. Fizyolojik etkinliklerin dumûra uğramaları, bir yanda, onlarda meydana gelen bir çeşit malzeme yorgunluğuna, öte tarafta da, nefsin, onları yönlendirip denetleme gücünü yitirmesine bağlanabilir. Canlının varolma süresi, bu iki aşırı uc arasında uzanan bir hattır. Bu hattın dışında canlı için özge bir varolma gerçekliği yoktur.

Nasıl, fizyolojik etkinlikler, nefsin yönlendirmesi ile yönetmesini gerekserlerse, nefsî faaliyetler de, aynı şekilde, fizyolojik etkinlikler yahut süreçler yoluyla canlılık denilen olayı husûle getirirler. Nihâyet, fizyolojik işleyişlerin çözülüp dağılmasıyla birlikte nefs yahut can da 'söner'.

Nefs yahut can, örgütlenişin artan karmaşıklaşmışlık derecesi oranında kendini bireyin yaşamasında gösterir. Karmaşıklık nice yüksekse, nefs de o kadar seçiktir. Öte yanda, bir canlı, tek başına değişik ortam basınçlarına uygun nice özgülce ayrışmış tepkiler gösterebiliyorsa, onun organik-fizyolojik örgütlenmişliğinin o derece karmaşıklaşmış olduğu görülür. Nihâyet, türlerin, örgütlenmişliklerindeki farklılıklar, onların karmaşıklaşmışlık derecesinde kendini gösterir. Her karmaşıklaşmışlık derecesi, kendinden neşet ettiği mukaddeminin özelliklerini tekrarlar. Ancak, mukaddeminde bulunmayan yeni bir yahut birtakım özellikleri de gün ışığına çıkarabilir; tıpkı, kuşun (Aves), kendisinden türediği varsayılan arkeopteriksin (Arch$opteryx lithographica) uçmaya elverir yapısını temelde tevârüs etmekle kalmayıp onda ve genelde sürüngenlerde (Reptilia) rastgelinmeyen sâbit ısıyla mücehhez bulunması gibi. Sâbit vucut ısısı, kuşu, örgütlenişte karmaşıklaşmışlık derecesi bakımından arkeopteriksten farklı kılmıştır. Bu durum, virüslerden, bakteriler ile tekhücrelilerden beşere dek izleyebiliyoruz. Tek istisnâ insandır. Onun beşer yapısı her ne denli, öteki canlılar gibi, başta organik-fizyolojik, ilâveten de nefs özellikleriyle donanmış olsa da, o, bunlardan ibâret değildir. İnsan 'yaka'sı eşsiz benzersizdir. Allahın soluğundan olma ruhun görünür vechesi aklın biçimlediği insanın nevişahsına münhasır eseri kültürdür. Onun da dayandığı iki pâyândâdan biri ahlâk, öbürü de bedia/ esthetiquedir.

2. Nefs Faaliyetleri ile Ruh Hâli

İslâm bilginlerinin, hayvanî can da dedikleri nefs, "insanı yaşatan, geliştiren, yediren, içiren, cinsini üreten kâbiliyettir". İnsanın 'can'ı demek olan 'ruh' ise, insandaki anlayış, söyleyiş, düşünüş, hayra yöneliş ile kendini toplumun hayrına adama kâbiliyetidir.[10]

"...Sûfîler, ruhun, bütün varlık âleminde bulunduğunu kabul ederler. Onlara kulak kabartırsak, her şeyin canı vardır. Bu bakımdan hiçbir şeyi incitmemek gerektir. Canlı-olmayan şeylerin, şekillerini muhâfaza etmeleri, onlarda hayatiyetin bulunduğuna delildir. Buna 'Ruh-u Cemâdî' demişlerdir. Nebâtlar, hem varlıklarını muhâfaza ederler hem de büyürler, gelişir, ürerler. Onlardaki bu büyüyüp gelişme ve cinsini sürdürür üreme kâbilyetine 'Ruh-u Nebâti' denir. Hayvanda bunlardan başka bir kâbiliyet daha vardır ki, o da, işitmek, seslenmek, hareket etmektir. Bu kâbiliyete 'Ruh-u Hayvâm' denmiştir. İnsandaysa, bütün bunlarla berâber bir de anlamak, söylemek, gülmek kâbiliyeti vardır. Buna da 'Ruh-u İnsâni' adı verilmiştir... Mevlânânın sûfiyye gibi ıstılâhlara rağbet etmediği, ruh-u hayvâni sözüyle yaşayışı, geçimi sağlayan, daha doğrusu insandaki hayatın maddeye taalluk eden kâbiliyetini kasdettiğini görüyoruz. Ruh-u insâniyle de manevi âleme taalluk kâbiliyetine işâret etmek istediğini bildirmemiz gerekiyor. Maddi hayat, ölümle bitmekle, asıl latife-i rabbâniye olan ruh ise bedenden önce mevcûd olduğu gibi, ölümden sonra da mevcût bulunmaktadır..."[11]

Devamı: https://www.fikriyat.com/yazarlar/akademi/teoman-durali/2019/03/18/maneviytcilar-positivciler

Bu haber toplam 200 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim