• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Türkçe’nin 6. Uluslar arası Şiir Şöleni

Türkçe’nin 6. Uluslar arası Şiir Şöleni
Türkçe’nin 6. Uluslar arası Şiir Şöleni, Kırım’ın Akmescit (Simferopol) şehrinde yapıldı. Altay’ın ak sütünden beraber emmedik mi? Türkçe’nin 6.

Arslan BULUT

1938’de 45 yaşında iken Stalin döneminde kurşuna dizilen büyük Kazak-Türk şairi Mağcan Cumabay, Kurtuluş Savaşı sırasında “Uzaktaki kardeşime” başlıklı bir şiir yazmıştı.

Cumabay şöyle diyordu:

“Ey pirim! Değil miydi Altın Altay
Anamız bizim? Bizlerse birer tay,
Bağrında yürümedik mi serâzat
Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?

Alaca altın aşık atışmadık mı?
Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?
Anamız olan Altay’ın ak sütünden
Beraber emip, beraber tadışmadık mı?”

YEDİ İKLİM, DÖRT BUCAKTAN

Türkçe’nin 6. Uluslar arası Şiir Şöleni, Kırım’ın Akmescit (Simferopol)  şehrinde, Türk dilinin yaşayan büyük şairlerinden, Kırım Tatar Yazarlar Birliği Başkanı Şakir Selim’in, Mağcan’ın bu şiirini okumasıyla başladı.

Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Deliömeroğlu, “Bu şölen, geçmiş asırların anıtlaşmış şairlerini hatırlatmakla kalmıyor, yedi iklim dört bucaktan zamanımızın yaşayan dil ve şiir ustaların bir araya getirerek yeniden bir dirilişin zeminini hazırlıyor” diyordu.

Başta Türkiye olmak üzere, 14 Türk devleti veya özerk bölgesinden 120 şair, Bursa/Konya’da başlayan, Almatı’da, Aşkabat’ta, Girne ve Lefkoşa’da ve Strasbourg’da devam  eden Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni için bu defa Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Simferopol’da (Akmescit) buluştular, şiirlerini okudular, birbirlerini tanıdılar. Yakup Deliömeroğlu, ister istemez, Büyük Yunus’un “Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım, Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz” dörtlüğünü hatırlattı.

TÜRK DÜNYASI’NIN GELECEĞİ

Beni en çok etkileyen şiirler, tamamını anlamasam da Çuvaşistan’dan gelen ve kendisini “Denizkızı” olarak tanıtan Marina Karyagina’nın adeta trans halinde okuduğu şiir ile, Kırgızistan’ın genç şairi Altınbek İsmailof’un Tanrı dağlarından akan seller gibi kükrediği  şiirdi. Tabii büyük ödül verilen üç eser de güzeldi. Abdülhak Hamid Tarhen büyük ödülü verilen Çuvaşistan’dan İlya İvanov, kendi annesi için yazdığı“Annem” adlı şiirini bütün Türk annelerine armağan etti ve “Ben, kendi halkımın güzel geleceğini, hiçbir zaman Türk Dünyası’nın geleceğinden ayrı görmedim” diye çok önemli bir mesaj verdi. Çünkü önceliği kendi geleceğine veya bölgesel kültürüne verip büyük Türk Dünyası’nın geleceğini umursamayanlar da olabiliyor. Halbuki, Mağcan Cumabay diyor ki:

"Arslanım ben, heybetime kim dayanır?
Ben kaplanım, bana karşı kim durur?
Gökte bulut, yerde yelim gürleyen
Yer yüzü kralıyım, yele yönünü kim sorar?
Gökte güneşim, herkese nur saçarım
Gönlüme koysam, şimdi arşa uçarım
Ucu, dibi yok denizim kara kök
Bunalırım–heyecanla, kaynar, taşarım."

KÜKREMİŞ SEL GEBİYİM..

Konunun uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Budak ise“Mağcan’daki bu yiğit ses, aynı yıllarda Anadolu topraklarında gürleyen bir başka yiğit sesi hatırlatıyor. Bu mısralar Milli meselelere Mağcan ile aynı açıdan bakan ve yine Mağcan gibi engin bir yürekten beslenen; Mehmet Akif Ersoy’un;

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım

mısralarındaki coşkuya ne kadar benziyor” diyor.

SÜRGÜNDE YEŞEREN VATAN

Kırım Tatar Türkleri de 26 Aralık 1917’de Kırım Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan etmelerine rağmen Bolşevik Ordusu’na direnemedi ve işgal edildi. 1930’ların başından itibaren binlerce Kırım Tatar Türkü Ural dağlarına ve Sibirya’ya çalışma kamplarına sürgün edildi. 31 Ekim 1941’de Alman işgaline uğrayan Kırım, 1944’de yeniden Rus ordularının hakimiyetine girdi. 18 Mayıs 1944’te Kırım’daki Tatar Türkleri’nin tamamı, 15 dakikalık hazırlanma süresi verilerek evlerinden zorla çıkarılıp, hayvan katarları ile Özbekistan’a ve Sibirya’a sürgün edildi. Tatarların yarısı, açlık, susuzluk, soğuk ve hastalıktan ve Rusların kurşuna dizmesi suretiyle, yolda, hayatını kaybetti.

1956 yılında Kırım Tatar Türkleri sürgünde Kırım Tatar Teşebbüs Grubu’nu kurdu ve mücadele sonunda Sovyet yönetimi 1967’de Kırım Tatarlarına haksızlık yapıldığını kabul etti. 1970’li yıllarda Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun önderliğinde girişilen mücadele sonunda 2 Mayıs 1989’da Özbekistan’ın Yengiyul şehrinde Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı kurumdu ve Kırımoğlu başkanlığa seçildi. 26 Haziran 1991’de Kırım’a gelen Tatar Türkleri, Kırımoğlu’nun önderliğinde 2. Kırım Tatar Milli Kurultayı’nı topladı ve milil egemenlik hakkı ilan edildi. Ardından 30 kişilik Kırım Tatar Milli Meclisi kuruldu. 2002 Ukrayna seçimlerinde Kırımoğlu ve Rafet Çubar, Ukrayna parlamentosu milletvekili seçildi.

Bizim Kırım’da karşılaştığımız Türkler, 1989’dan itibaren Özbekistan’dan ve diğer bölgelerden, yeniden kendi vatanlarına dönen Kırım Tatarları idi ve Türkçe’nin 6. Uluslar arası Şiir Şöleni’nin Kırım’da yapılması onlar için çok önemli ve değerliydi. Kemal Çapraz’ın kitabında anlattığı gibi, Kırım onlar için “Sürgünde Yeşeren Vatan” idi.

Akmescit’te Kırımoğlu ile görüştük, okulları ve Tatarların kurduğu yeni mahalleleri, Kırım Hanları’nın Başkenti Hansaray’ı ve Kırım Türkleri’nin Türk Dünyası için yetiştirdiği İsmail Gaspıralı’nın sembolik mezarını, ünlü Zincirli Medrese’yi ziyaret ettik. (Bu izlenimlerimizi “Yazıt” sütunumuzda yazacağız.)

DOSTLUK OLSA

Şölende Gazi Bora Giray Han Büyük Ödülü, Tataristan’dan Firuze Müslimova’ya, Hoca Ahmed Yesevi Büyük Ödülü Türkiye’den Cahit Koytak’a verildi. Cahit Koytak teşekkür konuşmasında, “Keçisini arayan adam” adlı şiirini okudu.

Kırom Mühendislik ve Pedagoji Üniversitesi’nde yapılan Şiir Şöleni sırasında Rektör Prof. Dr Fevzi Yakubov, örnek bir misafirperverlik gösterdi ve “Bu şölen hepimiz için büyük bir bayramdır. Şölen Ukrayna ve Kırım’a entelektüel bir zenginlik katacaktır” dedi.

Kurulan dostlukları en iyi anlatan şiirlerden biri Kırım’dan Bilal Membet’e aitti:

“Terekten üzülgen bir yeşil yaprak
Rüzgarnın küçünen havada oynay.
Kayda konsa da,
Suv ya da topragga-
Solacak,
Şimdilik havada yalday.

Çünki o gıdadan, daldan ayrılgan,
Endi toprakta yoktır tamırı.
Nice yapraklarga şay mezar olgan
Şu dere içinin kara çamurı.

Dostlarım..
O yaprak yel küçlü esse
Onı dalından koparıp alır.
İnsanlar dostlugnın gadrine yetse,
Yel değil..
Toplar da mecalsiz kalır.”

KERKÜK İÇİN SERPİLDİ TOPRAKLARA YÜREĞİM

Üzerine en çok şiir yazılan şehirler sıralamasında İstanbul’dan sonra ikinci gelen Kerkük için Şemsettin Küzeci’nin yazdığı şiir, herkesin yüreğini dağladı:

Kerkük için arzular al al kana boyandı
Ne gül kaldı ne çiçek, ne dağ başında karlar
Ne güvercin, ne kumru, ne millet seven erler
Kıyım aştı haddini, bıçak göğse dayandı.

Kerkük için serpildi topraklara yüreğim,
Ellerimden zincirler sıkı sıkı büküldü.
Gökyüzünden yıldızlar bir dağ gibi söküldü.
Işıldadı gözümde pembe yeşil dileğim.

***

Şakir Selim ise, şöyle soruyordu:

“İnkirazga uğradık mı yoksa biz?
İstidatlar uyudular mı katıp?
Aytsa, millet edebiyatsız kimiz?
Yaşayacak mı altın edebiyatın?

Bu haber toplam 1689 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim