• İstanbul 20 °C
  • Ankara 12 °C

Yavuz Bahadıroğlu: “Güzel yurdum ellere, bir mal gibi satıldı!”

Yavuz Bahadıroğlu: “Güzel yurdum ellere, bir mal gibi satıldı!”
“Yeryüzünde sadece Türk çocuklarının bayramı var, çocuklar!”
Başöğretmenim (o tarihte ilkokul müdürlerine “Başöğretmen” deniyordu) Hikmet Bey böyle söyledikçe, ben “Avrupalı, Amerikalı yaşıtlarımın bayramı yok” diye acırdım. Karınları toktu belki, ama bayramları yoktu; bizim karnımız açtı, ama bayramımız vardı!
 
Neden sonra pek çok ülkede “çocuk şenliği” olduğunu öğrendim. Anladım ki, koskoca başöğretmenimi de kandırmışlardı.
 
İlkokul çağında hayat zaten “şiir gibi” yaşanır, ama milli bayramlarda cebren ezberletilen uyduruk şiirler, “şiir gibi” hayatımızın ahengini bozardı! 
 
Neden derseniz, bayramlarda disiplin zirveye çıkar, bağıra-çığıra sıraya sokulurduk. Büyüklerin bitmez tükenmez nutukları “cebren ve hile ile” dinletilirdi. Onlar çok konuşur, biz çok üşürdük!
 
Hemen hemen her 23 Nisan, Doğu Karadeniz’de soğuk ve yağışlı geçerdi. Okulumuz da denize birkaç yüz metre mesafedeydi. Üstelik hemen önünden dere geçerdi. İki taraftan esen buz gibi rüzgâr kemiklerimizi ısırır, titreşip dururduk…
 
Ben, her milli bayramda, çalakalem yazılmış övgüleri şiir niyetine okumak zorundaydım. Bunun en güzel tarafı, biraz ısınmamdı. Başöğretmen Hikmet Bey’in özenle seçtiği şiiri bas bas bağırarak okurken, biraz olsun ısınırdım:
 
“Güzel yurdum ellere, bir mal gibi satıldı,
 
Ata’mın gür kaşları birden bire çatıldı...”
 
“Neden satmış”, “kime satmış”, “kaça satmış” bilemezdim? Daha çok küçüktüm. Başöğretmenim, “Vatanı Vahdettin sattı” diyordu, “Atatürk de kurtardı!” 
 
İyi ama babam, “İngiltere’nin İstanbul’u işgal ettiğini, ama Kurtuluş Savaşı’mız boyunca hiçbir cephede İngiltere ile savaşmadığımızı, İngiltere’yi hiçbir cephede yenmediğimizi, İstanbul’u bir süre işgal altında tutup, sonra geldikleri gibi gittiklerini” söylüyordu.
 
Büyüyünce fark ettim ki, pek “geldikleri gibi” gitmemişler: “Halife-i Ruy-i Zemin”i alıp götürmüşler! Bir daha da Ümmet-i Muhammed’in (kısa bir süreliğine Abdülmecid) halifesi olmamış; ümmet, ipi kopmuş tespih taneleri gibi savrulmuş, bu savrulma esnasında Filistin’de bir “Siyonist Devlet” kurulmuş, petrol yatakları Avrupalı büyüklere peşkeş çekilmiş...  Acaba bunun için mi gelmişlerdi? 
 
Ayrıca şiirin, muhtemelen kafiye tutturma endişesiyle uydurulmuş mısralarına da fena halde takılırdım: “Çarpsaydı damarında eğer halis Türk kanı/ Satar mıydı Vahdettin keyfi için vatanı?” 
Bu haber toplam 162 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim