• İstanbul 10 °C
  • Ankara -3 °C

Zehra Yücel: Dünyanın En Meşakkatli Mesleği

Zehra Yücel: Dünyanın En Meşakkatli Mesleği
Son günlerde bir müfredat tartışmasıdır almış başını gidiyor. Kimisi de müfredat üzerinden eğitime ve öğretmenlere saygısızca eleştiride bulunuyor.

Televizyon, radyo, sokak, pazar, sosyal medya aklınıza neresi gelirse hemen herkesin dilinde.  Eğitimi tartışmak, başını sonunu düşünmeden konuşmak ilk defa olmuyor tabi ki. 

Memleketimizde kimi insanların,  her hangi bir uzmanlık bilgisi ya da uygulama tecrübesi gerektirmeden üzerinde değerlendirmede bulunabileceğine, sözde görüş bildirebileceğine inandığı üç disiplin vardır. Biri sağlık, biri din biri de eğitimdir.

Gerçi sağlık alanında konuşanlar eskisi kadar yok. Çok değil bundan on beş yirmi yıl öncesine kadar hemen pek çok insan tıp eğitimi almış, gerçek hasta teşhis ve tedavisinde tecrübe sahibi olmuş gibi ilaç tavsiyesinde dahi bulunurdu.

Din alanında ölçüsüzce konuşanlar hala sayıca pek fazla görünüyor. Dilbilgisi, dinler tarihi, İslam hukuku, fıkıh, kelam, tefsir, hadis, coğrafya, psikoloji, tarih, felsefe,  matematik, fen bilgisi olmadan âyet yorumlayanı mı, hadis değerlendireni mi, fetva vereni mi ararsınız? Hiç istemeyeceğiniz kadar mevcut.   

Eğitim ise üzerinde en fazla fikir beyan edilen disiplindir.

Bilhassa örgün eğitim üzerine konuşmayı çok seven insanlar vardır. Okulun fizîkî yapısı, sınıflardaki öğrenci sayısı, ders araç ve gereçleri, tuvalet temizliği, ders saatleri, teneffüs saatleri, kantin, yemekhane derken öğretmenin boyu, kilosu, yaşı, memleketi, medenî hali, karısı, kocası, çocuğu/ çocukları, evi, eşyası, arabası, maaşı, tatili, siyasî görüşü, sosyal hayatı, okuduğu kitaplar, gazeteler… Liste bu şekilde uzar gider.

Kıymetli okurlarımız siz hiç özel hayatı bu kadar didiklenen ikinci bir meslek mensubu gördünüz mü? Peki, hiç bu kadar didiklenen ikinci bir disiplin gördünüz mü?

Her nasıl oluyor ise bazı insanlar, hangi kitap okutulmalıdır, uzmanlık alan bilgisi nasıl verilmelidir- divan şiiri ya da roman nasıl tahlil edilmelidir, hikâye nasıl yazdırılmalıdır, formül nasıl uygulanmalıdır…-  ders nasıl anlatılmalıdır, sınav nasıl yapılmalıdır, sorular nasıl sorulmalıdır, ses tonu nasıl olmalıdır, beden dili nasıl kullanılmalıdır (liste çok uzun hepsini aktarmaya burada bize ayrılan alan yetmeyecektir) hususunda tartışmasız otorite olduğunu zanneder.    

Ve konuşur da konuşur. Konuşmaları hemen çoğu olumsuz eleştiri üzerine kuruludur ve yıkıcıdır. Eleştirmek ve eleştirilmek çok mühim bir inşa vesilesi olmakla beraber bu türden insanlar bilgi ve tecrübeleri olmadığı için sadece eleştirirler. Eleştirdiği her ne varsa yerine bir öneride bulunamadığı gibi “Bak özel alana giriyorsun, yakışık almaz, insan haklarına saldırıdır.” desen hemen eyleme geçer ve en çirkininden saldırırlar.

Çıkıp üç kişinin karşısında konuşamaz, tek evladını yetiştirmekten aciz olduğundan evladını üç “T” ye – televizyon, tablet, telefon- mahkûm eder, sonra da çıkar cemiyet hayatında görülen sıkıntılarda hedef tahtasına öğretmenleri koyar. 

Öte yandan öğretmenlerden meslekî ya da ferdî alanda hataya düşen, yanlış yapan, kusurlu yahut kötü niyetli olan yok mudur? Bu hususu da başka bir yazımızda paylaşırız.

Bir yerde yaşanan sıkıntı varsa samimi ve iyi niyetle çözüm üretilmelidir ki müspet netice elde edilebilsin. Çocuklar hepimizin çocuğudur ve geleceğimizin teminatıdır. Yetişkinlerin şahsî ve siyasî hırslarına malzeme edilemez vesselâm…

Bu haber toplam 1285 defa okunmuştur
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim