Çünkü yazarın önünde bunları anlatabilecek hem yatay hem dikey geniş bir alan vardır. Bu geniş alanda istediğinde eksiltme ve özetleme, istediğinde detaylı tasvir ve tahliller yaparak, metin üzerinde serbestçe at koşturabilir. Oysa aynı imkânı, örneğin bir öyküde ya da şiirde bulamayız. Söz konusu türler romana göre sınırlı bir alana sahiptir. Yazarın/ şairin kelimeleri, cümleleri serbestçe ve cömertçe kullanması mümkün değildir. Romanda geniş zaman dilimlerine, dolayısıyla daha çok mekâna ve kişiye açılmak imkânı varken, öyküde ân ya da ânlar önemlidir. Hele şiir tamamen âna odaklı ve dikey ilerleyebilen bir türdür.
Buradan, şuraya gelmek istiyorum: Söz konusu imkânları nedeniyle çağın en çok rağbet gören edebî türü roman! Çünkü insan, hem ruhsal durumlarını hem dünya ve hayatla ilişkisini, dikey ve yatay olarak, geniş bir perspektif içinde görmek, kavramak istiyor. Roman ona bu imkânı tanıyor ve herhâlde bu imkân nedeniyle, psikolojinin, felsefenin, sosyolojinin, tarihin vb. âdeta edebiyattaki bir laboratuvarı oluyor…
Söz konusu anlatım imkânları nedeniyle Batı’dan gelen bir tür olmasına ve tanınmamasına rağmen Tanzimat’tan bu yana Türk edebiyatının da en çok rağbet gören türü romandır. Ayrıca denebilir ki, Türk edebiyatı, hayata, doğaya, topluma ve insana romanla açılmıştır.
Devamı: https://www.karar.com/yazarlar/alaattin-karaca/turk-romaninda-eksik-olan-12284































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.