Bir süre önce Johannes Angermuller’in Türkçeye Neden Fransa’da Postyapısalcılık Yok? Başlığıyla çevrilen kitabını (Heretik Yayınları, çev. Özge Karlık, 2017), bazı düşüncelerin doğum yeri ve intişar ettiği yerin farklı olabilmesi üzerine çok da şaşırmadığım ama ilginç bulduğum bir hikaye olarak okumuştum. Fikirler bazı yerlerde kitapların arasında durduğu gibi durmuyor. Başka mekanlara, toplumlara aktarıldığında doğdukları yerden çok daha farklı çok daha güçlü yankılar da bulabiliyor. Ancak kuşkusuz postmodernist düşünceyi doğurmuş ve beslemiş olan yeni Fransız düşüncesinin dünyada oluşturduğu yankının aynısını Fransa’da yaratamamış olması neresinden bakarsanız ilginç.
Batı düşüncesinin son yarım yüzyılda yaşadığı en büyük kırılmalardan birini oluşturmuştur “dekonstrüksiyon” (yapısökümü) adı verilen bu radikal eleştirellik veya bir başka açıdan zihinsel operasyon. Başlangıçta masum bir eleştirel yöntem gibi görünen bu yaklaşım zamanla yalnızca fikirleri değil, hakikatin kendisini de çözmeye yönelen büyük bir epistemolojik harekete dönüştü. Bugün artık yalnızca metinleri değil; aileyi, cinsiyeti, tarihi, milleti, dini, estetiği, hukuku, hatta biyolojik gerçekliği bile “inşa edilmiş”, yani uydurulmuş ve gerçek bir temeli olmayan kurumlar sayan bir zihinsel evrende yaşıyoruz. Ve insanlığın önündeki temel soru artık sürekli çözen, ama hiçbir şey kurmayan bir bilincin uzun süre yaşayıp yaşayamayacağıdır.
Dekonstrüksiyon başlangıçta modernliğin kibirli kesinliklerine karşı önemli bir uyarı işlevi gördü. Michel Foucault, Jacques Derrida ve Gilles Deleuze gibi düşünürler, modern kurumların görünürde nötr olan yapılarının arkasında işleyen iktidar ilişkilerini göstermeye çalıştılar. Hapishane, okul, hastane, dil, hukuk ve bilgi sistemlerinin gerçekten de masum olmadığını; her bilgi biçiminin belirli bir iktidar organizasyonu ürettiğini söylediler. Mesela Tarihbozumu isimli kitabımda da bir yere kadar katılarak naklettiğim ama bir yerden sonra da nihilizmiyle, yoksayıcılığıyla kendi putunu inşa ettiğinden bahsettiğim Foucault’nun tarih anlayışı. Nietzsche’den yola çıkarak tarihe bir yön ve bütünlük atfedenlerin kurdukları putlara işaret ediyordu, buraya kadar tamamdı, ama bu put kırıcılığın sonunda “tarihin hiçbir yönü ve anlamının olmadığını” söylemesi haddini aşan yeni bir put inşa ediyordu.
Yazının devamı için:https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasin-aktay/radikal-elestirinin-elestirisi-supheden-insaya-donmenin-kacinilmazligi-4824965































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.