Kardeşim, 15 Temmuz gecesi düşman milletimizin namusuna el uzattı. Uzun ve sanki hiç bitmeyecek bir geceydi.
Ama geride kaldı işte; bir yandan hasar almış ruhumuzu sarmaya çalışıyor, öbür yandan gece ansızın kentlerimizi basan eşkıyaları temizliyoruz. Bunun öyle kolay olmadığını sen de bilirsin; çünkü pek çoğu onlarca yıl boyunca kendilerini hiç belli etmeden seninle aynı ranzalarda yattılar, aynı elbiseleri giydiler, görünüşte aynı yemini ettiler. Bir gün kara bayraklarını açıp şeytanın adıyla harekete geçeceklerine, kendi arkadaşlarına, meclislerine, halklarına silah doğrultabileceklerine kimse inanmıyor, inanmak istemiyordu. Elbette onlardan haberdardık, aramızdaydılar, küçük fitnelerle yetiniyorlardı; ama öyle iyi örgütlenmiş ve öyle iyi eğitilmişlerdi ki hep suç işledikleri halde bir türlü suçüstünde yakalanmıyorlardı. Yalnızca bir yarısına tanıklık edebildiğin o yaz temmuzunda nihayet karanlık tarikat harekete geçti. Uzaktan kumanda edilen bir robottan farkları yoktu; çevrelerini saran, tanklarının önünde duran, öldükçe gürleşen insanların haykırışları bile gözlerini açmaya yetmedi. Yerden ve gökten ateş edip duruyorlardı. Yetmedi. Silahlarını bırakıp lanetler arasında teslim oldular…
Kardeşim, sana bu mektubu, gözün arkanda kalmasın diye yazıyorum. Eğer yaşasaydın, günün ilk ışıkları altında dalgalanan bayrakları sen de görürdün. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, genç kızlar, ergen oğlanlar gecenin içinden koca bir tünel açmış, görünmez atlarıyla meydanlara inmişlerdi. Bir kez daha tarihe karşı çıkmış olmanın güzelliği vardı üzerlerinde. Yalnızca mahallelerinde, kışlalarında, okullarında ve işyerlerinde gizlenmiş düşmana değil, onları bir gece baskınıyla üstlerine salanlara da muhteşem bir cevap vermişlerdi. Bilmeni isterim ki ölüm aralarında kol gezdiği halde bir adım bile geri çekilmediler, düşenlerin yerini hep yenileri doldurdu, Çanakkale’deki neferler gibi gösterişsiz ama onlar kadar inançlıydılar. Bir de o günün sabahında birden tuhaf bir hafiflik hissettik üzerimizde; adını koyamadığımız bir yükten, ruhumuza yapışıp kalmış kirli bir perdeden kurtulmuştuk sanki. Şimdi anlıyoruz ki her biri numaralandırılmış ama aslında birbirinin aynı olan şu kötülük bekçileri irili ufaklı pek çok bela açmışlar başımıza. Şehit düştüğün gece okunan salâlar, meğer bir felahın müjdecisiymişler. Günlerdir o felah gecesinin nöbetini tutuyor halk. Gökte bir, yerde binlerce ay var ve yıldızlarımız saymakla bitmez…
Devamı: https://www.dunyabizim.com/alinti/ali-aycil-sehit-omer-halisdemir-e-sukran-mektubu-h24576.html
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.