Şehzade: Büyük Şenlik.
İlk bakışta Osmanlı şenliklerinden ilham almış bir yapım. Kostümü var, musikisi var, İstanbul sokakları var. Çocuklara neşeli bir dünya vadediyor. Ama biraz dikkat kesilince mesele değişiyor.
Bu film bugünün en ağır yarasına dokunuyor. Aile kurumunun çatırdayan duvarlarına.
Hikâye basit görünüyor. Genç bir şehzade var. Kardeşinin sünneti için büyük kutlamalar düzenleniyor.
Şehzade halkın arasına karışmak istiyor. Sarayın güvenli dünyasından çıkıyor. İstanbul'un kalabalık sokaklarına dalıyor.
Görüyor, soruyor, öğreniyor.
Burada sıradan bir çocuk macerası yok. Buraya iyi bakmak lazım.
Burada aileden kopan bir çocuk yok. Burada aile terbiyesini yanında taşıyarak dünyaya açılan bir çocuk var. Aradaki fark dağ kadar.
Maraş hattında, Siverek hattında hafızalara kazınan o acı not, "Ailemden nefret ediyorum."
Bu cümle bir çocuğun öfkesi diye geçiştirilemez. Bu cümlenin altında kara bir kutu var.
Modern evin içinde büyüyen yabancılaşma var.
Anne ile çocuk arasındaki o sessiz mesafe var.
Ekranlara devredilmiş terbiye var.
Yitirilmiş bir aidiyet duygusu var.
Bir çocuk ailesinden nefret ettiğini yazıyorsa orada psikolojik bir kırılma yok. Orada sosyolojik bir çöküş var.
Ev var, yuva eksik.
Anne var, şefkat dili yorgun.
Baba var, güven iklimi dağılmış.
Çocuk var, içindeki fırtınayı zamanında duyan kimse yok.
Şehzade: Büyük Şenlik bu karanlık cümlenin karşısına bambaşka bir iklim çıkarıyor. Filmdeki padişah baba bu yüzden kıymetli.
Çocuğunu hayattan saklamıyor. Merakını isyan saymıyor. Onu korkuyla yönetmiyor. Eğitimine emek vermiş, karakterine itina göstermiş, sonra o emeğe güvenmiş bir baba.
Babalık dediğin tam burada başlar.
Devamı:https://www.star.com.tr/yazar/saraydan-sokaga-inen-sehzade-yazi-2014131/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.