Bursa’da eski bir cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdayan su.
Orhan zamanından kalma bir duvar…
Onunla bir yasta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarilerin en ilahisi.
Şairi tekrar rahmetle anıyorum…
TUYAB’ın ana konusu Bursa’yı yazmaktı… Kimler konuştu? Bursa’yı yazanlar mı konuştu? Nasıl konuştular? Neler anlattılar? Doğrusu bilemiyorum; dinlemeye vaktim olmadı, ama “Bursa’yı yazmak” başlığı başlı başına önem arz eder. Umarım nitelikli konuşmalar olmuştur.
Burada bu konuda konuşma görevi tarafıma tevdi edildi… Bursa’yı yazmak. Belki konuyu Bursa’yla sınırlamak yerine, genel olarak “şehri yazmak” denilse daha mı iyi olurdu? Her halde değerli başkanımız, Bursa üzerinde yaptığımız bazı çalışmaları dikkate alarak arkadaşlarımız bize bu konuyu tevdi ettiler.
Bursa ile ilgili neler yaptık? Bunları icap ederse konuşuruz…
Özellikle bir hususa dikkat çekmek isterim: Son yıllarda artan şehir çalışmalar, urbanism denilen bir alanı doğurdu. Şehir hayatı, şehirlilik, şehir kültürü gibi konular dikkat çekiyor. Urbanism geniş bir alanı içeriyor; bir yanıyla şehir felsefi açıdan ele alındığı gibi, yani bir şehir felsefesi yapıldığı gibi, öte yanıyla tarihi yapılarıyla sanat tarihinin, sosyal ve gündelik hayat itibariyle tarihin, şehrin yetiştirdiği değerli ilim ve sanat adamları üzerindeki çalışmalarla biyografinin, sözlü ve maddi kültürü –deyimleri, fıkraları, atasözleri, destanları, efsaneleri, mitleri, musikisi, giyim kuşam, yemek, adet ve örfü- kültürü halkiyatın (folklorun) ve hatta dilbilimin konusu olabilir.
Keza mimari yaklaşım, şehir planlaması, belediyecilik, yönetim, üretim ve tüketim gibi açılardan da konuya bakmak iktiza eder.
Şehir, çeşitlilik demektir… Farklı diller, farklı dinler, farklı meslekler, farklı okullar ve farklı anlayışların cem olduğu yer.
Bu bakımdan şehri yazmak, farklı pencerelerden şehre bakmak demektir…
Önce Okumak
Şehri yazmaktan önce, şehri okumak icap eder… Okumadan yazılmaz.
Şehir okumasını bilen için derinlikli bir kitaptır.
Kitap okurken, Schopenhauer’dan esinlenerek söyleyeyim, bir başka kimse bizim için düşünür… Bu yazardır. Biz sadece onun zihin sürecini takip ederiz. Okurken zihnin bir başkasının oyun alanı oluyor. Okumak budur…
Şehri okumak, bizzat düşünceye dokunmaktır. Orada düşünme, okuma ve hareket bir aradadır. Şehir senin oyun alanın, sen orada oynuyorsun.
Şehirde öylesine dolaşmak değildir, şehri okumak. Bilinçli bir oyuncu olacaksın… O vakit sokaklar sana konuşur.
Bendenizin “Bursa şiir şehirdir” sözü buradan neşet eder… Ben, meseleye şiir açısından bakıyorum ve şehri yazılmış bir şiir gibi okuyorum. Büyük Şairin yazdığı şiir… Sen başka bir pencereden bak, mimariden bak, estetikten bak yahut mezar taşlarından bak.
Şehri okursanız, şehirle söyleşirseniz şehir size sırlarını faş eder. Birden bir düşünce geliverir, sanki sevdiğimiz birisi teşrif etmiş gibi… O düşünceyle yatar kalkarsınız ve bir de bakarsınız, o düşünce bir kitaba dönüşmüş.
Şehri Dinlemek
Şehrin bilgeleri vardır; onları dinlemek lazım. Bazı şeyler kitaplarda bulunmaz. Hikâyeyi metinden değil, bizzat kahramanından dinlemeli.
Bazıları ser verir sır vermez. Onlar çantacıdır.
Çantacı… Doğu kültürü, sözlü kültürdür. Yazıdan çok söz var. Bazı kimseler, malumat sahibidir, bilir ve bu bildiklerini paylaşır. Bazıları ise, bildiklerini saklar. O bilgi, onlarla mezara gider. Bunlara, çantacı denir. Çantacı, eserler çantada ama kimseyle paylaşmadığı için unutulup gider. Bu bilgi cimriliğidir…
Şehrin türküsünü dinlemek, şarkısına tanık olmak…































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.