• İstanbul 19 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 23 °C
  • Konya 13 °C
  • Sakarya 20 °C
  • Şanlıurfa 17 °C
  • Trabzon 14 °C
  • Gaziantep 16 °C
  • Bolu 14 °C
  • Bursa 20 °C

Prof. Dr. Mustafa Tekin: Mütevazılık mı küçülme mi?

Prof. Dr. Mustafa Tekin: Mütevazılık mı küçülme mi?

İnsanlar arasında bir konunun mesele olarak önem kazanması veya güncel tabiriyle söylemek gerekirse farkındalık oluşturması önemli bir seviyedir; fakat bunların da birer “moda” haline dönüşmesi meselenin ciddiyetini zayıflatmaktadır. Günümüzde iletişim araçlarının yaygınlığı yaşam biçimlerini diğeri için bir gösteriş haline getirirken, öte yandan popülerliğin yaygınlaşmasını sonuçlamaktadır.

Söz gelimi; küçülme ya da minimalist yaşam söylemi epey zamandır böyle bir başlığa tekabül etmektedir. Üstelik de bu konulara ilgi duyulması bir entelektüalite ya da bir bilinçlilik ve hassasiyet sahibi olma gibi bir durumla ilintilendirilmektedir. Elbette bu tür sorunlara yaklaşım bir bilinç, entelektüalite ve hassasiyet düzeyini gerektirmektedir. Fakat benim kastettiğim daha postmodern araçlarla dışarıya böyle bir imajın verilmeye çalışılmasıyla alakalıdır.

Bu tür konulara dikkat çekilmeye çalışılması elbette önemlidir. Fakat meselelere yaklaşımda hangi referanstan hareket edildiği, çözümü açısından ne önerildiği ve sonuçlara bakıldığında neler elde edilebileceği hususu dikkate alınması gereken bir noktadır. Esasen inancı, felsefi görüşü ne olursa olsun ortak yaşam alanlarında bu sorunları tecrübe etmekteyiz. Meselâ; çevre (tabiat) kadar tüketim de bu açıdan ortak bir problemimiz. Belki bir takım çözümlerde de ortak sonuçlara ulaşabiliriz. Fakat meseleyi nasıl kavradığımız ve çözüme ulaşma motivasyonları ile referansları birbirinden farklılaşabilir. Bu farklılıkları farketmek ise bir başka perspektifi gerektirmektedir.

Bu farklılık dini ve seküler bir bakış arasında meydana gelmektedir. Dini bakış meseleyi fenomenler dünyası sınırları içerisinde bırakmamakta, metafiziksel derinliği ve kökenleriyle de ele almaktadır. Seküler bakış açısı ise meseleyi fenomenler dünyası çerçevesinde ve dünyevi sınırlarda ele alma eğilimindedir. Seküler olanın daha dar bir bölgeye tekabüliyeti, kapsama alanının darlığından kaynaklanmaktadır. Tam da bu noktada şöyle iki soru sormalıyız? Bu perspektifler arasında ayırtedici olan nedir? İkincisi de, meseleyi çözdükten sonra nasıl baktığınız ne fark eder?

Aslında bu soruların cevabını verebilmek için “hakikat” ve onun kapsamı üzerine yeniden düşünmek gerekmektedir. Seküler olan bütün erek ve kapsamını dünya ile sınırladığından metafizik alana giremez. Ancak metafizik analize dahil edilmediğinde “hakikat” bütün boyutlarıyla insanın konusu haline gelemez. Bu sebeple din metafizik alandan bilgiler vererek hakikatin dünya ve fenomenler dünyası ile sınırlı olmadığını bize öğretmektedir.

İnsan olarak bizler “hakikat”in metafizikle ilintili alanını öğrenmek için dine ve vahye muhtacız. Zira bizim fenomenler dünyasıyla sınırlı dünyamız “öte”sine kendi imkanları ile ulaşamamaktadır. Modernite ise sekülerleşme ile metafizik alanı dışarıda bıraktığı gibi tüm dünyayı aklın kategorileri içerisine yerleştirmeyi denemiştir. Dolayısıyla otomatik olarak “hakikat”in kapsama alanını daraltmıştır. Bu durum bugün dünyevi birtakım başarılar getirmekle birlikte, hakikat, Tanrı ve insanla ilintili varoluşsal problemleri derinleştirmiştir.

Devamı:https://www.milatgazetesi.com/mutevazilik-mi-kuculme-mi

Bu haber toplam 27 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim