• İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

Arap baharını başladığı yerde bitirmek!

D. Mehmet DOĞAN

On yıl geçti… “Arap baharı” denilen ve Arap ülkelerinin diktatörlerden kurtulmak için sokaklara döküldüğü günlerin üzerinden... Arap baharının sembolik başlangıcı Tunus’tadır.

Sonra bütün Arap dünyasına yayıldı. İki köklü diktatör devrildi: Tunus’un diktatörü Bin Ali ve Mısır’ın diktatörü Mübarek.

Eğer bu hareketler kendiliğinden başlamışsa, bir süre sonra dünyanın hükümran batılı güçlerinin manipülasyonu ile Arap kışına, hatta Arap karakışına çevrildi. Mübarek’den sonra seçimle gelen Mursi’ye karşı darbe yapıldı, Mısır böylece yeni bir diktatöre emanet edildi. Birçok ülkede sokaklar bir süre dalgalandı, bir hayli insan zayiatı oldu. Arap baharının son dalgalarından Suriye’deki hareketlenme üzerine emperyalistler bir vekaletler savaşı ürettiler. Hâlâ da Suriye kanayan bir yara…

Arap baharı en çok de petrol zengini Arap kırallıklarını, emirliklerini korkuya düşürdü. Seçimmiş, demokrasiymiş, hukukmuş bunların lügatinde olmayan şeylerdi. Boyunları kalın urganlarla emperyalist efendilerini bağlı idi. Emperyalistler Arap baharını kışa çevirirken bu sadık adamlarını devreye soktular. Mısır’ı hallettikten sonra Tunus’a da el atmaları beklenirdi elbette. Hayli geç de olsa, Tunus’a da el attılar. Seçilmiş hükümeti Cumhurbaşkanı marifetiyle yönetimden uzaklaştırdılar, Meclisi feshettiler. Bundan sonra ne olacak?

Tunus’ta Türkiye’deki CHP’lere benzer laikçi bir kesim var Burgiba’dan beri ülkenin kaymağını yiyen bu kesim darbenin tabiî destekçisi. Bizde 1960 darbesinden sonra görülmüştü bu tarz destekçilik. CHP’liler gösteriler yaparak 27 Mayıs darbesini adeta kutsamışlardı. Her darbede CHP zihniyetinin böyle bir temayülü hissedilir. 1980 darbesi biraz farklı. Fakat 28 Şubat’ta bu zihniyet hortlamıştır. Ecevit, 1980’den sonra ancak 28 Şubatçıların desteği ile iktidara gelebilmiştir.

Tunus Arap dünyasında seçim yapılan, Meclis’i çalışan bir ülke (idi). “Tek demokratik ülke” desek yeri var. 

Bundan on yıl önce, Tunus’u görme imkânımız oldu. Devletliler bizi dış seyahatlerine davet etmezler, biz de talepkâr olmayız. Tek istisnası, Cumhurbaşkanının 2012’deki Tunus ziyaretidir. O sıralar Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Mustafa İsen Hoca, muhtemelen bizim daha önce Tunus Nahda hareketi lideri Gannuşi’nin ağır cezalara çarptırılması üzerine Tunus elçiliğine siyah çelenk koyma hadisesini hatırladığı için böyle bir daveti uygun gördü.

            Bayrak kardeşliği

Tunus’la yakınlığımızın semboller seviyesindeki görünürlüğü bayraklarımızda tecessüm etmiştir. Tunus’la Türkiye’nin bayraklarını birbirinden ayırmak zor. Tunus bayrağının tek farkı, ay yıldızının kırmızılığı ve onu çevreleyen beyaz yuvarlak zemin. O yuvarlak zeminden sonra bayrak yine kırmızı…

İki ülke arasındaki “bayrak kardeşliği” macerası 500 yıl önce başlar…

Midilli’li Hızır, sonradan Osmanlıların “Hayreddin” ve Firenklerin “Barbaros” diyecekleri büyük denizci; ağabeyi Oruç reisle beraber 1500’lü yıllarda Tunus’u üs olarak seçerler. Tunus beyi, onlara “Halkulvadî” (La Goletta) burcunu tahsis eder. Burada, korsanlıkla işe başlayan kardeşler, zamanla Endülüs Müslümanlarını kırımdan kurtararak “Arap yakası”na, yani kuzey Afrika kıyılarına nakletmeye başlarlar. Bu arada, Yavuz Sultan Selim’e bağlılıklarını bildirmeyi de ihmal etmezler. Yavuz Selim Han da onların gazalarından hoşnud olmuştur. Tunus beyine ferman gönderir, Bey fermanı okutur “işittim ve itaat ettim” diyerek bağlılığını belirtir. Padişah, iki kardeşe iki büyük ve süslü gemi yaptırıp gönderir, ayrıca birer sorguç ve hilat hediye eder.

Daha sonra, Hızır ve Oruç kardeşlerin yaptıkları bölgede duyulur ve Cezayir’in şeyhleri ve ulu murabıtları onlardan yardım ister. Onlar da din gayretiyle yardıma giderler ve bir süre sonra, halkın kabulü ile, Cezayir’de hükmetmeye başlarlar.

Osmanlı Libya’dan itibaren kuzey Afrika’ya “Mağrib” der. Önce Tunus, sonra Cezayir ve ardından Libya Osmanlı hâkimiyetine girer, en uzak “mağrib” Fas, ise kısa süre Osmanlı’ya bağlı kalır… Beş yüz yıl önce orada Hızır ve Oruç reislerin varlığı, Endülüsleşme sürecinin Mağrib’e sıçramasını engellemiştir. Müslümanlık onların mücadelesi sonucu bu coğrafyalarda varlığını sürdürür.

            Zihin tarihimizde Cezayir marşı

19. yüzyılda, batı ertelenmiş emellerine ulaşmak için tekrar Osmanlı’nın uzak ülkelerini, Cezayir ve Tunus’u işgal eder. Osmanlı bu Fransız işgalini hiçbir zaman tanımaz…

Cezayir’de uzun süren Fransız hâkimiyeti, Tunus’da daha kısa olmasına rağmen epeyce etkili olur. İki ülkenin istiklâllerinden sonra da Fransız tesiri, bilhassa “laiklik” olarak bu ülkelerde kendini gösterir. İslâm’ı baskı altında tutmak, halkı hiçe saymak bu “ilke” ile sağlanmak istenir. Fransız usulü laiklikten bunalan Cezayir halkı 1990’larda bir hamle yapar, ama Refah Partisi’nin Türkiye’de en çok rey alan parti olduğu döneme rastlayan bu hamle, kanla bastırılır. Cezayir’de yüzbinler katledilir.

O sıralarda insan hakları temelinde sürdürülen muhalefet Tunus’un millî kahramanı geçinen diktatör Habip Burgiba tarafından bastırılırken, bir saray darbesi ile Zeynelabidin Bin Ali ipleri eline alır. Yirmi küsur yıllık Bin Ali diktatörlüğü halk tepkileri üzerine sona erer.

Biz gördüğümüzde Tunus, Arap baharının ilk kıvılcımını yakan ve aynı zamanda, devrim sonrasında halk iradesine dayanan bir yapı kurmak için hilesiz hurdasız bir seçim gerçekleştiren, islâmî, liberal ve sol partilerin oluşturduğu bir Meclis’i faal halde tutan, hükümetini böylece büyük bir uzlaşma üzerine kuran bir ülke idi.

Cumhurbaşkanı Munsif Merzuki sol eğilimli bir insan hakları mücadelecisi imiş. Başbakan, Hammadi Cibali en çok oyu alan Nahda’dan (Türkçesi uyanış). Meclis Başkanı Mustafa bin Cafer ise merkez soldan…

Zorba rejimin uzun yıllar çilesini çeken, zindanlarında yatan, yahut sürgünlerde ömrünü geçiren bu üç ismin bir arada uzlaşma içinde bulunması başlıbaşına bir hadise.

Cumhurbaşkanımızın gezisine katılan tek kravatsız olarak Kartaca Sarayı’nda Tunus Cumhurbaşkanını görünce yalnızlıktan kurtulduğumu söylemem, bu eski mazlumların bugünkü durumlarını anlatmaya yeter sanırım!

Ve işte, 10 yıl sonra, Tunus demokrasiye paydos diyor. Gerçekten öyle mi?

En önce bunu temenni etmediğimi belirtmek istiyorum. Tunus, diğer Arap ülkeleri gibi olmamalı. Onlar iyi örnek teşkil etse idi, buna bir itirazımız olmazdı. Bize göre her şeye rağmen olumlu örnek Tunus idi.

Biz kravatsız cumhurbaşkanını tanımıştık, sonra devran dönmüş, değil kravatlı, yularlı bir cumhurbaşkanı geçmiş Tunus’un başına. Bu adamın Fransa ziyareti sırasında nasıl alçaldığını şu yazımızda ifade etmiştik: https://www.tyb.org.tr/d-mehmet-dogan-musyu-mikron-ile-kays-said-44222h.htm

1-082.jpg

Emperyalistler tam maslahatlarınla göre cumhurbaşkanını bulmuşlar. Şimdi onu kullanarak Tunus’u karıştırıyorlar.

Tunus’un eski cumhurbaşkanı Munsif Merzuki’nin darbeye karşı tavrı ümit verici. "Biz de Türk halkı gibi bu darbeyi başarısızlığa uğratabiliriz” diyor. Bu sağlam tavır karşısında, “Ne varsa kravatsızlarda var!” diyesim geliyor!

Bu yazı toplam 28 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim