• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

Âşık Paşa ve Yûnus Emre: Gözüm pınar olsun ona!

D. Mehmet DOĞAN

Ağladuğum isteyene gözüm pınar olsun ana!

Âşık Paşa ve Yûnus Emre çağdaş. Âşık Paşa Yûnus’dan 32 yaş küçük. Ondan 12 yıl sonra vefat etmiş. 40 yıl birbirine yakın bir coğrafyada yaşamışlar. Tanıştılar mı? Birbirleriyle görüşüp konuştular mı? Bu meçhulümüz.

Yedi asır önceden söz ediyoruz… Birbirinden haberdar olmanın, görüşmenin tanışmanın, konuşmanın müşkil olduğu bir zamandan. Fakat buna rağmen Yûnus Emre’nin bir önceki nesilden Mevlâna’nın meclislerinde bulunduğu şiirlerinden anlaşılıyor. Buna mukabil ne Yûnus Âşık Paşa’dan, ne de Âşık Paşa Yûnus’dan söz ediyor.

Bir şiir okursunuz ve zihninizde yer eder. Benim belki de lise yıllarında elime geçen küçük bir antoloji var. Adı: Güldeste-Seçilmiş şiirler. 112 sayfa, Yunus Emre ile Başlıyor, Sezai Bozdoğan’la bitiyor. Baskı tarihi 1958.

Yûnus Emre bir antoloji için güzel bir başlangıç. Ya Sezai Bozdoğan kim? Demek ki, 1950’li yılların meçhul bir şöhreti…

Kim hazırlamış bu Güldeste’yi? Mehmet Şevket Eygi!

Meşhur biyografi eserlerine baktım, onun böyle bir kitabından söz edilmiyor. Hazret, sonradan böyle işlerden vazgeçmiş her halde. Kitabı Ergin Yürüten’le birlikte hazırlamışlar. Bu da meçhul bir isim.

Güldeste bir daha da basılmamış!

İşte bu kitapta Yûnus Emre’den sonra Âşık Paşa’nın bir şiirine yer veriliyor:

Her kim bana ağyar ise

Hak Tanrı yâr olsun ona

Her kancaru varır ise

Bağ u bahar olsun ona

Bu düşmanına dahi her hususta iyilik, güzellik, esenlik dileyen ve nefsini küçülten, hatta silen şiir aklımdan hiç çıkmadı. Kütüphanemi karıştırırken ne zaman bu kitapçığa rastlasam, açar o şiiri yüksek sesle okurum.

Turan Karataş Hoca Karaman’da iken Yunus Emre ile hem hâl oldu, onun Divan’ını yayınladı. Son olarak Hece yayınlarından çıkan Divan’ı geçenlerde bir vesile ile karıştırdım. Şiirlere ekseriya mısralarından seçerek başlık yapmış. Böylelikle aranan kolay bulunuyor.

“Gözüm pınar olsun ona” başlığını görünce, meraklandım. Evet bu şiir bizim Âşık Paşa’ya ait olarak bildiğimiz şiir. Ufak tefek kelime değişiklikleri var. Şehdü şeker olsun işi/Şehdü şeker olsun aşı, Kolay gele müşkil işi/Kolay gelsin cümle işi… gibi. Bir de mahlâs beytinde değişiklik var:

Ben Muhlis oğlı Paşa’nın güldüğün istemeyenin

Ağladığım isteyenin gözüm pınar olsun ona

Bu beyit sanki Yunus’a uyarlanmış:

Miskin Yunus’un dünyada güldüğünü işitmeyin

Ağladığım isteyene gözüm pınar olsun ona

Bilahire Mustafa Tatçı’nın hazırladığı Yûnus Emre Divanı’na da baktım. Orada da var ve mahlas beyti -günümüz türkçesi söyleyiş olmamak dışında- aynı. Bir de Turan hocanın yayınladığından bir beyit fazla. En yeni Yûnus Emre Divanı Vasfi Babacan’ın hazırladığı. 2017’de yayınlanan Yunus Emre’nin Risaletün Nushiyye’si ve Divanı’nda bu şiire yer verilmemiş.

Turan Hoca, bu şiirin sadece Yahya Efendi nüshasında bulunduğu kaydını düşmüş.

Bilmem ki neden, belki de “Yunus’un zihnimizde hayli şiiri var, bu da Âşık Paşa’dan olsuversin” diye hüzünlendim.

Bugün olsa, intihal deriz. 18. Asrın meşhur şairlerinden Sümbülzade Vehbi, intihali “sirkat-i şiir” olarak açıklıyor. Yani şiir hırsızlığı:

Sirkat-i şiir edene kat’ı zeban lâzımdır

Böyledir şer’i belâgatda fetva-yı sühan

“Şiir çalanın dilini kesmek lâzımdır, edebiyat ilminin kanununda söz fetvası budur” diyor... Arapçadan türkçeye ünlü lügatimiz Ahterî-i Kebir’de intihal, “Dâva etmek ve gayri şairlerin şiirin kendine isnad ve intisab etmek” şeklinde açıklanıyor. Yani “benimdir demek ve başka şairlerin şiirini kendine ait saymak ve sahiplenmek...” İntihalin dereceleri var: Bir şairin bir mânayı kendine mâl etmesine “ilmam” veya “nakl”, değiştirerek almasına da “mesh” veya “sehl” denilirmiş.

Tabiî birbirinden habersiz benzer şeyler yazmak da sözkonusu olabilir, buna da “tevarüd” deniliyor. İlmam “küçük günâh” anlamına geliyor. Öyleyse, intihal “büyük günâh”! “Nakl-nakil, uyarlama karşılığı olarak görülebilir. “Mesh” şeklini değiştirme, “sehl”in kendine benzetme olarak anlaşılması mümkün.

O zaman çağdaşlar arasında intihal zor. Hele ki Yûnus gibi, Âşık Paşa gibi şahsiyetlerin böyle bir şey yapması mümkün değil. Fakat biliyoruz ki, elimizdeki yazmalar, sonraki yüzyıllara ait. Tertipleyenin, müstensihin, derleyeninin rolünü gözden uzak tutmamak lâzım. Bunların bir kısmının Molla Kasım taifesinden olma ihtimalini de hatırdan çıkarmamalı.

Dikkatli bir göz mahlas beytinde duraklıyor. Sanki Âşık Paşa mahlaslı beyit daha yerli yerinde gibi görünüyor. “Yûnus’un dünyada güldüğünü işitmeyin” denildikten sonra, “ağladığını isteyene” denilmesi akıştaki mâna bütünlüğünü aksatıyor. Halbuki Muhlis Oğlu Paşa mahlaslıda “güldüğümü istemeyenin” denildikten sonra “ağladığımı isteyenin” denilerek mantıkî akış aksatılmıyor.

Bu durumda iki ihtimal aklımıza geliyor.

Yûnus Emre Divanı’nın yirmiden fazla el yazması nüshası olduğu biliniyor. En eskisi Fatih nüshası denilen ve 14. Yüzyıla tarihlenen yazmadır. Bununla çağdaş olduğu söylenen Raif Yelkenci nüshasından sonra, 16. yüzyılda kayda geçirilen Yahya Efendi nüshası gelmektedir. 14. Yüzyılın başında Yûnus sağdır, Âşık Paşa ondan sonra 13 sene daha yaşamıştır. Her ikisinin kendi el yazıları ile eserleri günümüze ulaşmamıştır. Zaman içinde isimlerin, şiirlerin birbirine karışması mümkündür. Yunus Emre, bir ana ırmaktır. Bu yüzden bazı küçük dereler bu ırmaktan sayılabilir ve bunların şiirleri kolaylıkla ona mal edilebilir. Âşık Paşa ise 12 bin beyitlik Garipname’si ile, böylesine büyük bir eseriyle pek fazla karıştırılmaya müsait değildir. Yine de onun Garipname dışında şiirlerinin olması bir karışıklığa yol açabilir.

Burada şöyle bir tahminde bulunulabilir: Garipname dışındaki şiirler Âşık Paşa mahfuzatında önemli sayılmaz. Bunun bir karışıklığa yol açması beklenebilir. Anadolu’da türkçe şiir, hele de bu tarz şiirler kolaylıkla Yûnus şiiri olarak kabul görür. Ondan sonra yazanlar hep Yûnus’un izinden gitmiştir. Bu güçlü şiir dili şiirlerin Yûnus şiirine benzemesine yol açmaktadır. Gözüm pınar olsun ana/ona bu itibarla Âşık Paşa’nın geri plana düştüğü, unutulduğu bir zamanda Yûnus’a mal edilmiş olabilir. Eh iki asır da az değildir.

Âşık Paşa olsa idi, böyle bir senin benim davasına girmez, Yûnus için “gözüm pınar olsun ona” der gibi, “şiirim feda olsun ona” diyebilirdi!

Gölpınarlı, Yûnus Emre ve Tasavvuf isimli eserinde, Âşık Paşa’nın bu şiiriyle birlikte 66 şiirine daha yer vermektedir. Bunların bazılarında Âşık mahlası geçiyor. Bu mahlasın çokça kullanıldığı da hatırdan çıkarılmamalı. Gölpınarlı “Gözüm pınar olsun”u bir nazire mecmuasından almıştır. Bu da şiirin Âşık Paşa’ya ait olma ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Abdülbaki Gölpınarlı bunu Âşık Paşa’nın şiirleri meyanında sayarken, Tatçı ve Karataş’ın hazırladıkları divanlara bu şiiri Yûnus’a mal ederek almaları nasıl açıklanabilir? Gölpınarlı’yı dikkatlerinden kaçmış olablir mi?

Her ikisi de bu soruyu cevaplama konusunda ehil kimselerdir! Bizimki ihtimal üzerinden konuşmaktır.

İşte Gölpınarlı’nın Yûnus Emre ve Tasavvuf kitabında yer alan “gözüm pınar olsun ana” şiiri:

Her kim bana agyârısa Hak Tanğrı yâr olsun ana

Her kancaru dönerise bâg u bahâr olsun ana

Bana ağu sunan kişi şehd ü şeker olsun aşı

Kolay gele müşkil işi eli irer olsun ana

Ardumca kuyu kazanı Hak tahta ağdursun anı

Evvel bana taş atana güller nisâr olsun ana

Acı dirliğüm isteyen tatlu dirilsin dünyede

Kim ölümüm isterise bin yıl ömür olsun ana

Her kim diler ben hâr olam düşmen elinden zâr olam

Dostları şâd düşmeni dost ma’şukı yâr olsun ana

Her kim dilerse benüm ol dostdan ayrılduğımı

Gitsün gözünden her hicâb envârı var olsun ana

Ben Muhsil oğlı Paşa’nun güldüğini istemeyen

Ağladuğum isteyene gözüm bınar olsun ana.

 

e48974ae-9ad1-49aa-aba3-ea32ae87d31b.jpg

Bu yazı toplam 99 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim