• İstanbul 33 °C
  • Ankara 34 °C

Bilimin ahlakiliğini konuşmamızın zamanı geldi...!

Musa Kazım ARICAN
Bugün dünyanın gündeminde Coronavirüs var. Dolayısıyla her ülkede akademisyenler, araştırmacılar, bilim adamları tarafından pandemi hakkında yazılar yazılıyor, konuşmalar yapılıyor ve değerlendirmelerde bulunuluyor.

Ben de birçok kişinin yaptığı gibi bu konu ile ilgili yurt içindeki ve yurt dışında yayınlanan yazıları okuyorum, gelişmeleri takip ediyorum.

Özellikle salgının felsefesi, oluşturduğu korku, kaygı unsurları olmakla birlikte, sosyolojik, psikolojik tarafları da mevcut. Bu, bizi dijital mecraya sokan bir süreçtir. Artık evde kalmaya özen göstermekle birlikte, evde kalan herkes dijital ortama daha fazla önem vermeye başladı. Bu sürecin de ortaya çıkardığı bazı hususlar vardır. Örneğin, insanların aşırı derecede günceli takip etmeye başlaması gibi. Batı’da buna ‘fomo’ diyorlar. Anlamı, bir şeyi kaçırma korkusudur. Öyle ki ‘Acaba ne oldu? Haberlerde bildirilen ölü sayısı nedir? Vaka sayısı kaç oldu?’ gibi sorular sık sık insanların gündeminde yer almaktadır.

Bununla beraber, pandemi ile ilişkili olarak birçok kavram da gündemimize girmiş ve artık sıradanlaşmış durumdadır. Örneğin, salgın derken artık salgının aslında pandemi olduğunu öğrendik. Entübe, enfekte olma gibi kavramlar gündeme geldi. Entübe, hastanın solunumunu gerçekleştirememesi sebebiyle suni solunum ile hastaya uygulanan bir işlemdir. Ve bu hastaya da ‘entübe hasta’ denilmektedir. Bununla birlikte, enfekte olma ise hastalığa bulaşmak anlamına gelmekte ve hasta olan kişiye de ‘enfekte oldu’ denilmektedir. Buradan anlamaktayız ki kavramlar artık globalleşmektedir.

Burada konunun iki boyutu var; küreselleşme zirve yapmakta, yani dünyanın bir köşesinde ortaya çıkan bir rahatsızlık, hastalık tüm dünyayı sarmaktadır. Burada küreselleşmenin etkisi olduğunu düşünüyorum. Peki nasıl? Dünya, bu bağlamda pek çok kez örneği yaşanan salgınlara, hastalıklara (Veba salgını, İspanyol Gribi, Domuz Gribi vs.) şahit olmuştur. Fakat birkaç ay içerisinde hızlıca yayılan, bir anlamda tüm dünyayı sarıp sarmalayan bir şekilde ortaya çıkmamıştır. Tersten bir okuma ile diyalektik yapacak olursak küreselleşmenin bu etkisiyle belki insanlık, daha tecrit edilen bir hayatı yaşayarak küreselleşmeden uzaklaşacak, kaçınacaktır. Küreselleşmenin avantajları yanında dezavantajları da olacak ve pandemi ile belki de bunu dezavantaj olarak görenler olacaktır.

Bununla birlikte, sosyologlar, tıp dünyası, ekonomistler, psikologlar, her açıdan pandemiyi ele almakta ve değerlendirmektedir. İnsanlar artık hangi bilgiye nasıl güveneceklerini de bu noktada belirleyemez hale gelmektedir. Dolayısıyla burada ‘Güven Sorunu’ çok önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Belki de, Spinoza’nın ‘Tractatus Politicus’da dile getirdiği ‘Güven en önemli erdemdir.’ sözünün ne kadar kıymetli olduğunu anlayacağız. Güven kavramı, belki de hiçbir kitapta görmediğiniz, hatta Aristo’nun ‘Nikomakhos’a Etik’inde dahi göremediğimiz bir kavramdır. Güven artık bu bağlamda bir erdem olarak oluşmaktadır.

Bugün insanlık, her şeye, dokunduğu nesneye dahi güven duymak istemektedir. Öyle ki dokunduğu nesneye yönelik ‘Acaba virüs var mı? Benden önce kim orayı tuttu?’ gibi sorular akla gelmektedir. Güvenlik kavramı artık sağlıkla, iktisatla, varoluşla, Epistemolojiyle ilişkilendirilmektedir. Bu sebeple, felsefi açıdan konuya bakacak olursak felsefecilere burada büyük işler düşmektedir.

Felsefe, Ontoloji de dahil baştan başa yenilenmelidir. İnsanlığın artık yapay zekâ ile nesneler ürettiği bir dönemde, insanlığın bambaşka bir noktaya evrildiğini gördüğümüz bu süreç içerisinde, tüm bilim dallarını (tıp, mühendislik, iktisat, siyaset bilimi vs.) şu an geçersiz kılan, deyim yerindeyse elini kolunu bağlayan bir virüs bulunmaktadır. Coronavirüs’ten dolayı Ontolojiyi yalnızca varlık olarak değil, ‘onto’dan farklı şekilde tanımlamak gerekmektedir. Bunun yanı sıra, yeni Epistemolojiyle de bambaşka ele almak gerekmektedir. Artık bilgi dediğimiz şey sadece kavramsal ve teorik olarak bir şeye vakıf olmak demek değildir. Eğer bu virüs laboratuvarda üretilmiş ise insanlığı yok etme adına planlanmış bir şey olabilir mi sorusu akla gelmektedir.

Bu konu ile ilgili olarak Michio Kaku’nun özellikle ‘Zihnin Geleceği’ ve ‘Geleceğin Fiziği’ kitaplarında bahsettiği çok önemli konular var. Kaku, 2100’e kadar büyük değişimlerin, teknolojik gelişimlerin olacağını söylemekle birlikte bir kaygı da taşımaktadır. Örneğin, tüm bunlar olurken bilimin merhametini kaybetmesi durumunda ne olacağına dair sorular sormaktadır. Bilimin merhametinden söz ederken, dolayısıyla bizim de bilimin ahlakiliğinden konuşmamız gerekir. Küreselleşmeyle ilişkisini de kurabiliriz. Bu bağlamda eğer toplumlar pandemiden sonra kendi içine dönecek olursa bu daha tehlikeli bir hal de alabilir.

Silahlara, savaşlara, nükleer silahlara gerek kalmadan insanlık biyolojik olarak ürettiği bu hastalıklarla, pandemilerle kendi kendisini yok edebilir. Ancak şunu görmeliyiz ki İtalya’da, İspanya’da Amerika’da ölümler büyük bir hızla artarak devam etmektedir. İnsanlar ölüyor. Burada üzüntü duyacağımız bir şey var. İnsanların aslında birbirlerine ne kadar muhtaç olduğunu görmekteyiz. Aslında küreselleşme ile bir sorun ortaya çıktığı anda, tüm insanlık olarak el ele verip o sorunla başa çıkma kabiliyetini gösterebilmelidir. Esas olay budur. Biz küreselleşmeyi bu anlamda, anlamlı, değerli kılmalıyız. Felsefede bu anlamda, bizim ilgileneceğimiz pek çok yön vardır.

Artık çok farklı bir dünyaya evrilmemiz sebebiyle dijitalleşmenin, sosyal mecranın beraberinde getirdiği ‘güvenli olmayan bilgiler’ husus ortaya çıkmaktadır. Epistemoloji’de artık bir bilgi ne kadar güvenilir sorusu ele alınmalıdır. Endüstri, 1.0, 2.0, 3.0 vardı ve bunlar buhar, sanayi devrimi olarak gidiyordu. Teknolojik gelişmeler neticesinde artık son olarak endüstri 4.0 ile yapay zekâ konuşuluyor oldu. Amerika’nın yapay zekâ ile açtığı yeni bir perspektif vardı. Japonların 2018’de Toplum 5.0 diye ortaya attığı yaklaşım vardır. Bunları araştırdığınızda pek çok güvenilir metinlere internet üzerinden ulaşabilirsiniz. Süper akıllı bir toplumdan bahsedilmektedir. Böylece artık her şey akıllı olacak, dijitalleşecek, teknolojiye bağlı olacaktır.

Belki de Covıd-19 ile böyle bir şeye evrilmekteyiz, bilemiyoruz. Burada epistemik güvenlik, Spinoza’nın farkında olarak ya da olmayarak Tractatus Politicus’da dile getirdiği ‘Güven en büyük erdemdir’ sözü aslında ontik güvenlik, epistemik güvenlik, aksiyolojik güvenlik gibi pek çok açıdan ele alınması gereken çok önemli bir konudur. Bunlarla beraber diyebiliriz ki herkes, en ücra köşede yaşayan insanlar dahi dünyayı dijital mecra üzerinden takip edebilmektedir. Artık bilgi güvenliği çok önemli. İnsanlarda panik oluşturacak, onları hastalığa sevk edecek bilgiler paylaşılabilmektedir.

Bunlar ideolojik, siyasi olabilir. Burada felsefi olarak eleştirel yaklaşımı, eleştirel düşünmeyi ele alarak bir bilgiyi eleştirel olarak ele almak suretiyle, bilginin ne zaman bilgi anlamını taşıdığını, bir bilgelik düzeyinin olmasının gerekli olup olmadığını sorgulamalıyız. Aristoteles’in ‘Metafizik’ eserinde söylediği ‘Bilgi mi bilgelik mi?’ sorusunu sormalıyız. Bilgiye erişirsiniz fakat bilgelik, bilginin güven vermesi, insani olması, tüm varlığa hayat vermesi demektir. Bilgi, bir tehdit unsuru olmadan, tüm insanlığın, tüm varlığın faydasına olabilecek bir şey mi? sorusunu sormaktadır.

Bilgi ve bilgelik tartışmasını daha güçlü bir şekilde yapmak gerekir. Batı’da ise bu konuları pek çok branşta insanlar tartışmaktadır. Yaşadığımız, içinde bulunduğumuz bu olayın artık yalnızca bir sağlık boyutu söz konusu değildir. Toplumların, devletlerin, bireylerin yeniden şekillenmesi söz konusudur. Bilimin geleceği, geleceğin bilimi; felsefenin geleceği, geleceğin felsefesi; insanın geleceği, geleceğin insanı; devletlerin geleceği, geleceğin devletleri; siyasetin geleceği, geleceğin siyaseti bu bağlamda konuşulacaktır. Her şeyin artık bambaşka bir forma bürüneceği günler olacaktır.

Şu an içinden geçtiğimiz süreç, aslında güncel felsefi sorunlar olarak da üstünde durulması gereken bir şeydir. Bugünü konuşabilmek, değerlendirebilmek önemlidir. Örneğin, Fransız sosyolog, filozof ve komünist bir isim olan Slavoj  Zizek; ‘Pandemik’ diye bir eser bitirmek üzere ve yazılarının bir kısmı Türkiye’de paylaşıldı. Zizek, bu anlamda global bir düzlemde dünyanın artık birbirine ne kadar muhtaç olduğunu, zengin, fakir ayrımı yapılmaksızın, emeği, mülkü paylaşmaktan söz etmektedir. Bu salgın günlerinde ne kadar paranız olursa olsun hiçbir anlam ifade etmediğini; bununla birlikte birbirinize yardım etmenin ne kadar değerli olduğu görülmektedir.  

Bu yazı toplam 192 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim