• İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

Bin yılın destanı yüzüncü yaşında: İstiklâl Marşı ile bir asır

D. Mehmet DOĞAN

İstiklâl Marşı’nın yüzüncü yılındayız…Bir asırdır hayatımızda olan, dilimizden düşmeyen bir metinden söz ediyoruz.

Ortaya çıkışı (isterseniz yazılışı deyin); şairi, Meclis’te kabul edilişi, muhtevası, zaman zaman değiştirilmek istenmesi, fakat güç yetirilememesi… Bu metni hep canlı tutuyor, sıradanlaşmasının önüne geçiyor, onu her zaman konuşulmaya değer bir hüviyete büründürüyor.

İstiklâl Marşı’nın bir millî marş olduğunu biliyoruz, daha doğrusu 1920 yılında yarışmanın bu amaçla açıldığı malûm.

Çok marş dinlemişliğimiz var, başka ülkelerin millî marşlarını da çeşitli vesilelerle duyuyoruz. Merak edip tercümelerine bakıyoruz.

Marş kelimesi dilimize girmeden bu anlamı karşılayacak bir kelimemiz var mı idi? Şemseddin Sami Kamus-ı Fransevî’de “marche”ı “yürüyüş, hareket, seyir, askerin yürürken ayaklarını birden ve talimle atmalarını teshil eden (kolaylaştıran) şarkı ve çalgı” olarak açıklıyor.

Elbette Avrupa’nın bilhassa askerî müziğinin şekillenmesinde mühim rolü olan Osmanlının mehteri böyle şarkılara ve çalgılara mâlikti. Ve mehter hâkimiyet alâmetlerindendi. Hakan çadırı yahut sarayının önünde nevbet vurulması, kökleri Göktürklere kadar götürülen bir gelenekti.

Nevbet, gülbang “marş” olabilir mi?

Nevbet ezandan önce beş vakit vurulurdu. Sonraları bire indirildi, sadece ikindi vaktinde vurulur oldu. Acaba nevbet bizim “marş”a karşı gelen kelimemiz olabilir mi?

Nevbetlerde okunan “gülbang”in millî marş kavramına hayli yakın olduğu görülüyor. Gülbang, “gül sesi, bülbül şakıması” demek. Gülbangler, bir nevi topluca okunan mürettep dua.

Vur pençe-i Ali'deki şemşir aşkına

Gülbangi âsmanı tutan pîr aşkına (Yahya Kemâl)

Harbde hücum sırasında "Allah Allah" haykırmaları da gülbangdir. Ezana da Gülbang-i Muhammedî denilir. Âkif, Gülbang-i Hak diyor. Yani Hakkın duası, Allah’ın zikri. Bu ezandır.

Ne lâhûtî sadâ "Allâhu ekber!" sarsıyor cânı...

Bu bir gülbang-i Hak'tır, çok mudur inletse ekvânı?

(Ne ilahî ses, Allahu ekber cânı sarsıyor; bu Hakkın duasıdır, varlıkları inletse çok mudur?)

Bu durumda diyebiliriz ki, Âkif gülbangi İstiklâl Marşı’na yerleştirmiştir!

Mehter Yeniçeri ocağının kapatılması ile birlikte ortadan kaldırıldığından, yüzyıllık bir boşluk meydana geldi. 2. Meşrutiyet’ten sonra ihya edildi ama, eski repertuardan çok azı hâfızalarda kalmıştı.

Alman müzikolog Prof. Dr. Ralf Martin Jaeger, mehterin Avrupa'da 18'inci yüzyıla kadar yakından tanındığını ve benimsendiğini, 1826 yılında Sultan Mahmud tarafından ortadan kaldırılmasından sonra mehter modasının tesirini kaybettiğini ve en son 1840 yılında Mecklenburg-Schwerin bölgesinde Türk olmayan, Osmanlı gibi giyinmiş Avrupalıların mehteri sürdürdüğünü tesbit ettiğini belirtiyor.[1]

Müzikle Osmanlı tarihi: Kahramanlık türküleri-Serhat türküleri

Mehter müziğimizin vaz geçilmezlerinden, Yavuz Sultan Selim’e kadar götürülebilen, hatta ona isnad edilen ısfahan beste:

Ey gaziler yol göründü yine garip serime
Dağlar taşlar dayanamaz benim ah ü zârime…

Bir sefer türküsü bu. Klasik Mehter mûsıkîsinde kahramanlık türküsü diyebileceğimiz besteler de var. Bunlar ekseriya serhat türküleri olarak adlandırılıyor: Yine de şahlanıyor kolbaşının kır atı, Buna er meydanı derler bunda söz olmaz, Kırımdan gelirim, Genç Osman, Çıkayım gideyim Urumeline, Estergon kal’ası, Budin türküsü gibi. “Bunlar marş değildir” diyebilir miyiz? Cezayir havası, Gazi Osman Paşa’nın Pilevne müdafaasını hikâye eden türkü-marş, Sivastopol önünde yatan gemiler… Mehter tarafından seslendirildiğini duymadığımız, Yemen türküsü…Zihin dünyamızda adeta millî marş şeklinde yer etmiştir, fakat yavaş yavaş unutulmaya terk ediliyorlar.

Bütün bu mûsıkî eserlerinde Osmanlı hafızasının tarihi şiir ve müzik olarak sakladığına şahit oluruz. Âkif’in bu şiir ve müzik hafızasının farkında olarak İstiklâl Marşı’nı yazdığı kanaatindeyiz. Estergon kal’asında “Akma tuna akma ben bir dertliyim”, Budin türkülerinden birinde ifade edilen Âli Osman’ın kilidi mecazı hep Âkif’in zihninden geçiyor olmalıdır:

Gitdi elden Âli-Osman kilidi

Yazık oldu aldı düşman Budin’i.

Kilitler kırıla kırıla, Osmanlının ana topraklarına sıkışmışken düşmanın önünü kesmek ve bu hayasızca akını durdurmak…İstiklâl Marşı’nın akılda kalan sözlerinden biri bu.

19. yüzyılın sonunda Macar Türkiyatcı İgnas Kunoş tarafından derlenen en yaygın Budin türküsünden şu mısraları okurken İstiklâl Marşı’nın “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli” mısraına uzanan bir zihin ameliyesini hissedebiliriz:

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu

Camilerde namaz kılınmaz oldu

Âkif “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” mısraında hiç de Budin türküsünün mısralarından farklı bir şey söylemiyor:

Serhatler içinde Budin’dir başı

Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı

Âkif’in İstiklâl Marşı’ndan aşağı yukarı üç ay sonra Taceddin Dergâhı’nda kaleme aldığı Bülbül şiirinde yine Budin türküsündeki şu temayı tazeler: “Sus ey bülbül senin hakkın değil, benim hakkım mâtem!”

Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu

Bülbülün figanı bağrımı deldi.

Âkif’in bütün bu şiirlerden, mûsıkî eserlerinden haberdar olmadığını düşünebilir miyiz? Bu mümkün olmamakla beraber, bir an böyle düşünsek bile, bu defa da maşeri şuurun, zihin kodlarımızın Âkif’in dilinden konuştuğunu söyleyebiliriz.

İstiklâl Marşı’nı unutulmazlaştıran, canlı tutan nedir? Resmî millî marş olması mı? Elbette bunun rolü de inkâr edilemez. Fakat İstiklâl Marşı sadece bir millî marş mıdır?

Öyledir ve elbette değildir!

Bu soruyu diğer millî marşlarla mukayese ederek cevaplamak doğru olur.

            Tarihten çıkan millî marşlar

İlk millî marşın İngilizlere ait olduğu bilinir. Kralı, kraliçeyi öven bir şiir. “Tanrı kralı korusun! Yurdumuzu, kıyılarımızı korusun.” Haklı ve dürüst kanunlar, halkın davasını üstlenmek, hürriyet, istiklâl bu marşın muhtevasında var. İngilizlerin/Britanya’nın farklı marşları var. En çok kullanılanı bu. Geçmişi 18. Yüzyılın sonlarına kadar gidiyor. Fransızların millî marşı Marseyyez/Marsilyalı da ona yakın tarihlerde ortaya çıkmış. Hayli uzun bir marş, 60 mısra! Şairi belli, subay; ünlü bir şair değil. ABD’nin millî marşı 19. Yüzyılın başlarında ortaya çıkmış. Bunlar tarihten çıkan marşlar.

Sözsüz millî marşlar!

“Millî marş” kavramı yerleştikten sonra, bütün devletler millî marşlara sahip oluyor. Fakat tarihten çıkan marşların kıymeti tartışılmaz. Eskiden sayılı devlet varken, 20. Yüzyılda, çok sayıda devlet ortaya çıktı-çıkarıldı. Parçala hükmet! Adı devlet, hükmü yok, hükümran devletlerin oyuncağı. Bunlara desinatörler tarafından bayraklar çizildi, marşlar yazıldı, besteler yapıldı. Birleşmiş Milletler’de kayıtlı 200’e yakın devlet var. Hepsinin bayrağı, marşı da var da bazı “devlet”lerin marşlarının sözü yok, sadece besteden ibret!

İstiklâl Marşı tarihten çıkan ve tarihi hatırlatan marş!

İstiklâl Marşı, yarışma sonucu ortaya çıkmasına; hatta bilinen, tanınan bir şaire ısrar edilerek yazdırılmasına rağmen tarihten çıkan bir marş. Bu onu önemli kıldığı gibi, büyük bir şair tarafından yazılması da ayrıca değerli hâle getiriyor.

Yani, İstiklâl Marşı sıradan bir marş değil. Onda marşlarda görülen tekerleme edalı mısralara rastlanmaz. Korkulu günlerde yazılmıştır, "Korkma!" hitabıyla başlar:

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!

Yüzüncü yılına ulaşan bu metni hamaseti aşarak yeni bir bakışla ele almaya ihtiyaç var. İlk bakışta bir heyecan şiiri gibi görünen bu düşünce ve iman şiirinin derinliklerine inmek veya zirvelerine çıkmak, o muhtevayı tam olarak kavramak, kısacası hakkını vermek gerekiyor.

41 mısralık şiirde sadece bir mısraya iki kere yer verilmiştir:

Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl.

Şiirin ana fikri bu mısrada ifade edilmiştir ve şair bunu vurgulamak kastıyla şiirin sonunda tekrarlamıştır. "Hakk'a tapan", Allah'a inanan ve ona bağlanan bir insan, başka hiç bir şeye ram olmaz, kula kulluk etmez; dolayısıyla İstiklâl, hürriyet onun hakkıdır... Bu mısra istiklâl kavramının batıda ifade edilmeyen tarzda bize göre bir tarifi mahiyetindedir.

Osmanlı Devleti'nin sona eriş ve “yeni” Türkiye'nin oluşum döneminde millî marşı “İslâm şairi” Mehmed Âkif yazdı. Bu olağanın olağanüstü bir yönü olduğuna dikkatten kaçırmamalıyız. Mehmed Âkif'in Millî Mücadele’ye katılmasının, Ankara'da olmasının sayısız faydaları vardır şüphesiz. Onun Ankara'ya gelmeden de büyük ölçüde yapabileceği şeylerdi bunlar. Hele TBMM'de bulunmasına pek de ihtiyaç yoktu. Zaten Meclis'te çok aktif bir üye değildir. Sessiz bir milletvekilidir.

Şunu söyleyebiliriz: Mehmed Âkif Ankaraya İstiklâl Marşını yazmak için gelmiştir. Bunu kendisi de sarih olarak bilmiyordu şüphesiz.

Mehmed Âkif Meclis'te pek konuşmamıştı. Ama İstiklâl Marşı ile söylemek istediğini en hatırda kalacak şekilde söylemişti. Şimdi o Meclis'te söylenen sözlerin hiç birini İstiklâl Marşı kadar hatırlamıyoruz. Mehmed Âkif'in şiirini ise bunca senedir bütün Türkiye biliyor ve tekrarlıyor.

Şiir TBMM'de ilk defa okunduğunda büyük bir tesir uyandırmış, ikincisinde ayakta dinlenmiş ve alkışlanmıştır. Milletvekilleri, yarışmaya katılan diğer şiirleri dinlemeye ve oylamaya gerek görmeden Mehmed Âkif'in şiirini Millî Marş olarak kabul etmişlerdir.

Millî mutabakat metni

İstiklâl Marşı, bütün milletin severek benimsediği en önemli metindir. Tam mânasıyla bir millî mutabakat metnidir.

"İstiklâl Marşı" öyle bir metindir ki, Türkiye'yi teşkil eden halkın bütününün benimseyeceği unsurlar ihtiva eder. Aslında Mehmed Âkif böyle bir sonuç da gözetmemiştir. O düşündüğü, inandığı gibi yazmıştır, eserin güç kaynaklarından biri de bu samimiyettir.

Bilhassa, 1924'ten sonra uygulanan politikalar bu ülkenin halkının inanç ve değerlerinin geniş ölçüde dışlanması anlamına geliyordu. O yüzden büyük halk kitleleri bilhassa kendini inanç kavramı ile tanımlayanlar ülkeye bağlılıklarını İstiklâl Marşı ile ifade etmişlerdir. Kendilerini Anayasa ve kanun metinlerinde değil, İstiklâl Marşı'nın metninde bulmuşlardır.

İstiklâl Marşı bizim bin yılımızın destanıdır, tarihten çıkan aidiyet unsurlarımız, bu topraklardaki güçlü varlığımız, varlık mücadelemiz bu şiirde en etkileyici şekilde ifade edildiği gibi, geleceğe yönelik kalıcı mesajlar da ihtiva eder.

Yüzüncü yılına ulaşan bu mutabakatı, TBMM bütün siyasi partilerin kabulüyle 2021’i İstiklâl Marşı yılı ilan ederek bir daha teyid etmiştir. İşte İstikâl Marşı’nı marştan öte yapan budur!

 

 

[1] https://www.haberler.com/koln-de-mehter-ve-avrupa-ya-etkisi-konferansi-9018245-haberi/

1021_e47375515289.jpg

Karabatak Dergisi 56. Mayıs Haziran Sayısı

Bu yazı toplam 33 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim