• İstanbul 20 °C
  • Ankara 23 °C

Bir kez okuduğu kitabı ezberleyeni var...

Bir kez okuduğu kitabı ezberleyeni var...
Onlar nasıl bir hafıza sahibiydi öyle! Devr-i Kadim’in son büyüklerinin resmi geçidine Abdülhamid Ahdar dikkatleri celbediyor.

Bir ulu ağaç önünde toplanmış cümle ahali. Demişler ki bu ağaç kurumuştur, artık kesmek icap eder. Halbuki o ağacın dallarında bin bir çeşit meyve var. Üstelik yeni olgunlaşmış, taptaze meyveler. Bir semavi sofra gibi kendilerine uzanacak elleri beklemekteler. Bu ağaca kurumuştur demek hezeyandan başka ne olabilir? Belki gaflet, belki de husumet. Kurumamış bir ağacı kesmek ise ancak cinayettir. Ne yazık ki bu cinayet işlenmiş, devran dönmüş, katiller ruz-u mahşerde kurulacak mizana, adl-i ilahiye havale olunmuştur. Yani meselemiz intikam değildir. Meselemiz şudur ki, maktulün yakınları, akraba ve hısımları, hatta öz evladı olan bizler artık o ağacın gölgesinden yoksun, meyvesine hasret yaşamaktayız. Neyi kaybettiğimizi yavaş yavaş unutsak da kaybımız kaybolmuyor. Bu cinayetin sebebi her ne olursa olsun biz, kendi medeniyet ağacımızı kurumuştur diyerek kesen, üstelik de bunu, muasır medeniyet seviyesine ulaşmak adına yapan bir anlayışın ceremesini omuzlayarak yaşıyoruz. Böyle yaşamak çok zor ama, bizim imtihanımız da bu olsa gerek.

Kestiler o muhteşem ağacı

Bize daha ilk mektepten itibaren, inkılaplardan önce ilim ve tefekkürde ne kadar geri kalmış olduğumuz ezberletildi.  Devlet-i Âliye ile birlikte, hatta daha da önce, medreselerimiz ve tekkelerimiz çökmüştü. Artık ilim ve tefekkür ehli nesiller yetiştirilemiyordu. Bu köhne müesseselerden ve müfredatından kurtulmamız şarttı. Onların yerine üniversiteler, akademiler, Batılı ülkelerin müfredatını takip eden mektepler alınca ilim ve medeniyette terakki edecektik. Böylece çağdaşlaşma ve Batılılaşma arzusu ile inkılapların en keskin kılıcı, köhnemiş ve kurumuş (!) medreselerimizin, tekkelerimizin boynuna vuruldu. Halbuki bugün geldiğimiz noktada, basiret ve vicdan ile, bu müesseselerden yetişen son nesle baktığımızda, hayretler içinde kalıyoruz. Çünkü o dönemde kurumuş denilen ağaçtan öyle meyvalar yetişmiş ki, böyle meyva veren bir ağacın ne dalları, ne gövdesi,  ne de köklerinin kurumuş olması mümkün değildir. 

Devamı: https://www.dunyabizim.com/hikmet/bir-kez-okudugu-kitabi-ezberleyeni-var-h7952.html

Bu haber toplam 66 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim