Çekiç ile Örs Arasında Mehmed Âkif Ersoy

Çekiç ile Örs Arasında Mehmed Âkif Ersoy
Nice bir zamândır, Mehmed Âkif Ersoy’a dâir bir şeyler yazamamış olmanın sıkıntısını yaşamaktaydım. İsmini koyamadığım bu sıkıntı, içten gelen bir baskı ve zorlamanın sonucu idi.

 Dolanımda Mehmed Âkif Bey’e dâir esaslı bir biyografi çalışmasının olmayışı, onun düşünce iklimini relativist alandan koparıp öze doğru çekecek, hakîkate daha yakın bir çerçeveye, nisbî mutlaklığı olan Âkif Bey’e ulaşamayışımızın önündeki belki en dişe dokunur engeldi. Yıllar önce, rahmetli Profesör Sabri Ülgener külliyatını yayına hazırlarken, onun Osmanlı asırlarına damgasını vuran, iktisâd ahlâkı ile iktisâd zihnîyeti çalışmalarında ortaya koyduğu çatışmanın, toplumsal atâlete dönüşmesinin ıstırabını ciddî bir şekilde yaşayan, bunun kavgasını veren ve dizelerine taşıyanın Âkif Bey olduğunu biliyordum. Onun, bizim insânımızın maddeden, dünyâdan ne kadar uzak kalışını dile getiren şu dizeleri çok çarpıcıydı: Hurâfeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar; Mezar mezar dolaşıp hasta baktıran sağlar, Atâletin o mülevves teressübâtı bütün!1 Âkif Bey’in, pek haklı olarak tesbit edip neşteri vurduğu bu gerçek, Osmanlı asırlarının sürüklediği bir dramdı. Bu zihnîyetin resimlenmesi ise Max Weber’i düşünceye sevk edecek kadar mühimdir: Değer mi koşmaya akşam, sabah, yalan dünyâ?2 Bâtınî tasavvufun yıkıcı tesirini en canlı yaşayan ve bunu resmeden Âkif Bey’dir. Büyük bir ustalıkla çizdiği resim şudur: Ne hükmü var ki, esâsen yalancı dünyanın? Ölürse, yan gelecek cennetinde Mevlâ’nınYa sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete… Ha?4 Vurduğu bu neşterle o, toplumsal bir gerçekçiliği, Müslümanın şekillendirdiği bu hantal zihnîyetin İslâm’a verdiği zararı resmediyordu. Bu iktisâd zihniyeti, Cumhûriyet’in Osmanlı’dan tevarüs ettiği en ağır, çözümü en zor rûhî bir mîrastı. Rahmetli Sabri Ülgener’in bilimsel bir “norm”a kavuşturduğu bu hâl, benim uzun bir sükûnet ve ayrılık döneminden sonra yeniden Mehmed Âkif Ersoy’a dönüşüme sağlıklı bir ivme verdi. Düşüncem, şöylesi başlıklı bir yazı ile billurlaşacaktı: “Sabri Ülgener’de Mehmed Âkif Ersoy Tesiri.” Birazdan, hikâyesini zikredeceğim bir kitap okuması, söz konusu ettiğim dönüşümü hızlandırmakla kalmadı; kendimi Âkif Bey merkezli bir kitap çalışmasının içinde buldum. Mehmed Âkif Ersoy’la kurduğum gönül bağı, tefâhüre kaçmadan ifâde edeyim, çok eski olduğu kadar, bana kişisel târihimde sâfiyetine inandığım çocukluk günlerimin bir ikrâmı oldu. Hâlbuki Âkif Bey’e dâir bir kalem tecrübesine girişmek kolay bir uğraş olmayacaktı. Bu güçlüğü, rahmetli Neyzen Teyfik’in kardeşi Şefik [Kolaylı] Bey, ustalıkla ifâde etmişti: … Âkif’i anlamak çok zordur. … İnce iştir Âkif’i anlamak.5 Şu kadar ki; … Âkif, vitrin-adam değildi. Önünden geçenler bunu göremezdi. Âkif Bey’i görmek isteyenler içine girecekti.

Çekiç ile Örs Arasında Mehmed Akif Ersoy
Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar / ÖTÜKEN NEŞRİYAT
 

Bu haber toplam 297 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim