Celalettin Divlekci: Mehmet Âkif’i Gözden Düşürme Çabası

Celalettin Divlekci: Mehmet Âkif’i Gözden Düşürme Çabası

Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936) şahsiyetiyle, eserleriyle kuşkusuz bu ülke için ortak bir değerdir. Safahat, başta İstiklal Marşı, Çanakkale Şehitleri, Bülbül, Küfe, Seyfi Baba ve daha nice şiirleriyle milletimizin; ma’şerî vicdanın sesi olmuştur. Mehmet Âkif masum olmadığına göre her beşer gibi onun da eksikleri ve tenkide açık yanları vardır hiç kuşkusuz. Ne var ki tenkit ederken mahza hakikatin ortaya çıkması için gayret sarf etmeli; ahlâken kabul edilemeyecek yollara tevessül etmemek gerekir. Bu sadece Âkif için değil tenkide konu olan her şahıs, kurum ve konu için böyle olmalıdır.

Medyada Âkif’in Sultan Abdülhamid muhalifliğini gündeme getiren tarihçi sıfatını hâiz kimileri, üzülerek belirtelim ki bu türden bir tavır içine girmiş; Âkif’in Sultan Hamid için söylemediği sözleri söylemiş gibi göstermiştir. Bu zevatın Âkif’e karşı olmasının sebebi, belirtildiğine göre onun Muhammed Abduh (1849-1905) taraftarı olmasıdır. Elbette Âkif bu düşüncesinden dolayı tenkit konusu yapılabilir, ama çarpıtmaya tevessül etmeden! Mesela, Âkif’in Sultan Abdülhamid için;

“Herifin sofrada şampanyası hala ayran,

Bari yirminci asırdan sıkıl artık, hayvan!” (Safahat, 1989, s. 385.) dediği televizyonlarda müteaddit defalar söylenebilmiştir. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ki Âkif’in Sultan Abdülhamid’i şampanya içmiyor diye eleştirdiğini, hatta hakaret ettiğini iddia edebiliyor. Halbu ki bu sözün, bağlamını görmeden dahi bizzat Âkif’in muhalifi olduğu bir dünya görüşüne ait olduğu bilinebilir. Nitekim mısraın devamı şöyledir:

“İçelim… Durmayalım… Afiyet olsun… Şerefe…”

Sormak lazım, bunları Âkif mi söylüyor? Yani Safahat şâiri Müslüman millete -üstelik de milletin varlık yokluk mücadelesi verdiği o günlerde- şampanyalı, şerefeli şiirler mi yazdı sizce!? Yapmayın! Bu kadarını ona “Molla sırat” diyenler bile revâ görmediler ve onu demediği şeylerle ilzam etmediler…

 Safahat’ta bu ve benzeri beyitlerin geçtiği yere baktığınızda görürsünüz ki bu sözler Abdülhamid Hân’ın çevresindeki eyyamcı, dalkavuk takımının karakterini yansıtan sözlerdir. Bu kesimi Âkif,  Köse İmam’ın dilinden şu şekilde tavsif eder;

“Kimi idmanlı edepsiz, kimi ta’limli rezîl!

Kiminin fıtratı âzâde  hayâ kaydından;

Kiminin iffeti ikbâline etten kalkan,

O kumarbaz, bu harami, şunu dersen, ayyâş,

Sonra mecmû’u müzevvir, mütebasbıs, kallâş…

Bu muhîtin bakalım şimdi içinden çıkabil;” (Safahat, s. 383.)

Âkif, yine Köse İmam’ın ağzından Sultan Hamid’e ikbal günlerinin bittiği gün, yerine gelen halefe göre şekil değiştirecek yapıdaki bu dalkavuk takımının hâkimiyetinden şikâyet etmektedir:

“Sofusun farz edelim, şimdi de boy boy tesbîh...

Dalkavuklar bütün insan kesilir, lâ-teşbîh!

Taylâsan, cübbe, kavuk, hırka, hep esbâb-ı riyâ,

Dış yüzünden Ömer'in devri muhîtin gûyâ.

Kimi sâim, kimi kâim, o tavanlar, yerler,

(…)

Sen de bir tekmede buldun mu, nihayet, yerini,

Ne kılıktaysa gelen, hepsi hüviyetlerini,

Aynı mâhiyette aktarma ederler çabucak.

Sana her gün sekiz on kerre söverler mutlak.” (Safahat, s. 384, 385.) dedikten sonra işaret etmiş olduğumuz “Herifin sofrada şampanyası hala ayran,” sözü onların ağzından nakledilmektedir.

Aynı şekilde “Yıldızdaki baykuş” şeklinde ona isnad edilen tabir, babası Temiz Tahir Efendi ile Köse İmam arasında geçen bir konuşmadan alınmıştır. Üstelik bu konuşmanın şâirin kurgusu değil, yaşanmış bir hatıra olduğu anlaşılmaktadır. Köse İmam şairin babasını konuşturmak için söze bu şekilde “Yıldız’daki baykuş” şeklinde girdiğini söyler. Buna mukâbil muhterem pederlerinin Köse’ye nasihati;

“Nasihatim sana: herzeyle iştigali bırak;

Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak!” (Safahat, s. 365.) şeklinde olmuştur. Zira o nesilde padişah dendi mi çokluk dil uzatmazlarmış. Köse İmam, “Hoca sevmezdi bilirim sarayı; ama sövmezdi de hoşlanmadığından dolayı.” der. (Safahat, s. 365.)

Âkif’in Sultan Hamid’i eleştirdiği, ondan hazzetmediği bir gerçektir. “İstibdad” şiiri bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir akademisyen olarak ilgili zevata düşen meseleyi bir emanet-i ilmiyye olarak ele almak ve takdiri yüce milletimize ve tarihe bırakmak olmalıydı, ezbere bildikleri beyitleri çarpıtmak değil...

                                                                                  Dr. Öğr. Üyesi Celalettin Divlekci
                                                                                           SDÜ. İlahiyat Fakültesi
Bu haber toplam 463 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim