D. Mehmet Doğan: Edebi metinlerde ve ilim alanında dilden uzaklaşma temayülü var

D. Mehmet Doğan: Edebi metinlerde ve ilim alanında dilden uzaklaşma temayülü var
"Yunus Emre ve Türkçe Yılı" dolayısıyla Türkiye Yazarlar Birliği, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ile Yunus Emre Enstitüsünün birlikte düzenledikleri “Türkçe Şûrası" devam ediyor.

26 Kasım 2021 tarihinde, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sümerbank Binası Toplantı Salonunda başlayan şûrada akademisyenler, dilciler, felsefeciler ve sözlükçüler bildiri, müzakere ve değerlendirmelerle dilimizin dünü, bugünü ve yarını konuşuyorlar.

D. Mehmet Doğan: Osmanlının Türkçeyi 20. Yüzyıla taşıdığı gerçeği inkar edildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kutlama mesajı gönderdiği programın açılışında bir konuşma yapan TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, “20. Yüzyılımızı dille uğraşarak geçirdik. Aklımızı, mantığımızı devreye sokmak yerine hamasete, övünmeye ağırlık verdik. “Türkçe müthiştir”, “dil devrimi harikadır”, “Osmanlılar Türkçeyi mahvetti!”. Türkçe neden müthiştir, bunun üzerinde düşünmedik. Dil devrimi neden harikadır, neden böyle söylendiğini araştırmadık. Bu övgüler üzerine karton binalar kurduk! Osmanlının Türkçeyi 20. Yüzyıla taşıdığı gerçeğini inkâr ettik. . Dilimizin binlerce yıllık geçmişi var, dedik ve bununla öğündük, fakat bu tarihi, birikimi yok sayarak; dilin tarihiliğini reddederek, neredeyse tarihsiz bir dil yapmayı kutsadık. Bütün yabancı kelimeleri atarak saf bir dil meydana getirmek mümkün değil, çünkü böyle bir dil hiç olmadı; öyleyse bu kadar tantanayı niye çıkardık, bu kadar zahmete niye girdik? . Dil sırf kelimelerden ibaret değildir. Kelimelerin cümle içindeki yerini, anlamı görmezden gelerek dilimizin ayarları ile oynanması telafisi güç hasarlara yol açtı.  Geoffrey Levis’in “Trajik Başarı” dediği bu! Daha Türkçesi: Öldürücü başarı! . Bugün türkçenin kaidelerini hiçe sayan, ruhuna aykırı, dil zevkini zedeleyen kelimelerin hepsi devlet zoruyla ya ders kitaplarına konularak ya da devlet metinlerinde (kanun, tüzük, yönetmelik vs.) yer verilerek yerleştirildi. Böylece asırlar boyunca gelişerek zamanımıza büyük şairleriyle, yazarlarıyla ulaşmış dilimizi kaidelerine aykırı, ruhunu ve zevkini zedeleyen sentetik unsurlarla doldurduk. Bu sentetik/yapma unsurlar ayıklansa, klasik türkçe ortaya çıkacak. En önce Yûnus ortaya çıkacak. Ömer Seyfeddin çıkacak, Refik Halit çıkacak, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Mehmet Âkif, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım Hikmet, Reşat Nuri, Halide Edip, Yakup Kadri, Abdülhak Şinasi, Memduh Şevket, Sabahattin Ali, Sait Faik, Necip Fazıl, Peyami Safa, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Tarık Buğra, Kemal Tahir…çıkacak.” diye konuştu.

img_4189.jpg

D. Mehmet Doğan: Sözlükler kaide dışı kelimelerle doldurulmaktadır.

“Dilde kelimelerin yeri tek başına önemli olmakla beraber, onun mâna ifade eden bir yapıda, cümlede yer alması daha önemlidir. Kelimenin fonksiyonu cümlede ortaya çıkar. Dil iki seviyede ele alınabilir. Birincisi dilin mana yönü, uzvî-organik tarafı. Burada cümle esastır. Bu halde bütünden parçaya gidilir. Yani cümleler kelimelerle teşkil edilir. Kelime cümleler için vardır.” diye konuşan Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:

“İkincisi, parçalardan, kelimelerden başlamaktır. Türkiye’de parçadan başlamak esas alınmıştır, kelimelerin etnik kökeni öne çıkarılmış ve hiçbir zaman bütüne varmak düşünülmemiştir. O yüzden Türkiye’de cümle yapısı, sentaks, söz dizimi üzerine çalışmalar yok denecek kadar azdır. Yeni bir icad varsa, yeni bir keşif varsa, yeni bir kavram ortaya atılmışsa, bunlara karşılık gelecek kelimeler yapılmalıdır. Dilin malı olan kelimeleri dilden çıkarmak anlama karşı bir savaştır. “Hayat” bin yıllık kelimemizdir, türkçeleşmiştir. Neden hayattan vaz geçeyim? Neden hece yerine seslem diyeyim? Harf neden yazaç olsun?  Kelime yaparkan türkçe kaidelere uygunluk esastır. Bunun ekseriya ihmal edildiğini biliyoruz. Bu yüzden sözlükler kaide dışı kelimelerle doldurulmaktadır. Kelime yapılırken dikkat edilecek hususlardan biri de âhenktir. Geçmiş asırlarda yabancılar türkçenin ahengini övmüşlerdir. Birçok üretilmiş kelime âhenkten yoksundur.”

Türkçenin tabiî seyrinden çıkarılarak başıboşluğa varacak bir şekilde yapılandırılmaya çalışılmasının günümüzün en önemli meselesi olduğunu ifade eden D. Mehmet Doğan, “Günlük dilde bu çok fazla hissedilmiyor. Edebiyat, fikir ve ilim alanında tabiî dilden uzaklaşma temayülü gittikçe daha fazla dikkat çekici hâle geliyor. Bugün herhangi bir akademik dergiyi meraklı okuyucu kitlesinin takip etmesi, her şeyden önce “dil meselesi” hâline gelmiştir. Akademi kaynaklı olduğu havası verilen sentetik dili bilmeden bu metinleri anlamak mümkün değildir. Dil hepimizin, hassasiyet göstermek de hepimizin meselesi, hatta sorumluluğu. Elbette günlük dille edebî dil, fikir dili, ilim dili aynı olmaz. Fakat bütün bu alanlara geçiş sağlayacak bir şekilde konuşmamız ve yazmamız gerekiyor. Türkçenin bugün iki önemli meselesi var. Birincisi, çoğu sözlüklere girmemiş, bazıları tek kullanımlık, uydurma kelimeler. Bazıları masa başında kendi kafalarına göre kelime uydurmayı ve kullanmayı yetki alanlarında görüyorlar. Halbuki dilin niteliklerinden birisi, tarihî olmasıdır. Bugüne mahsus bir dil söz konusu olamaz. İkincisi, batı dillerinden -türkçe karşılıkları varken- hassasiyet göstermeden, gerekli gereksiz aktarılan kelimeler.” dedi.

Ekrem Erdem: Türkçemizi  yabancı kelimeler istila etti.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Ekrem Erdem ise Türkçe'nin bozulma sebeplerinin başında "yabancı kelime istilasının" geldiğini, birçok yabancı kelimenin Türkçeleştirilmeden dile girmesinin Türkçe için büyük bir tehlike olduğunu anlattı.

Vakit kaybetmeden sorunlu olan ve işleyişi yoran her şeyin üstesinden gelinmesi gerektiğini söyleyen Erdem, Türkçeye mal olanların muhafaza edilmesi, yeni kelimelerin de Türkçeleştirilerek dile alınması gerektiğini vurguladı.

img_3883.jpg

Erdem konuşmasının devamında; “Türkçe, İngilizce de dâhil Batı dillerinin birçoğuna nazaran daha sağlam bir altyapıya, geniş bir coğrafyaya, temel yapıyı oluşturan klasik eserlere ve göçler sebebiyle dili zenginleştiren köprülere sahip bir dildir. Üstelik akıcı, estetik ve kolay okunup yazılabilen bir dil oluşu da Türkçenin dünya dili olduğunun bir göstergesidir. Yüzyıllar boyunca Arapça ve Farsçadan alınan kelimeler, işlenerek Türkçeye kazandırılmış, ilim, edebiyat ve belagatte, kelimelere ince manalar kazandıran derin ve eşsiz bir dil kültürü inşa edilmiştir. Dilimizin kelime birikimine ve geliştirilebilme imkânlarına rağmen, günümüzde Türkçeyi en kısıtlı biçimde kullanmakta ısrar edişimiz ve kelimelerimizin neredeyse her gün birinden vazgeçmemiz bizi yalnızca geçmişimizden koparmakla kalmıyor, nesillerin de birbirine yabancılaşmasına sebep oluyor. Vakit kaybetmeden, sorunlu olan ve işleyişi yoran ne varsa her birinin üstesinden gelip, kültürümüze ve dilimize mal olanları muhafaza ederek, yeni kelimeleri Yunusça Türkçeleştirmeliyiz.” dedi.

Yunus Emre Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kutalmış Yalçın da Yunus Emre'nin Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olduğuna ve şiirleriyle insanlara özel mesajlar verdiğine dikkati çekti.

img_3896.jpg

Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan: Türk dili ve felsefe arasında tutarsızlık yok

Şuranın açılışında “Felsefe Dili Olarak Türkçe” başlıklı bir konuşma yapan TYB genel Başkanı ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan, “Hepimizin malumu olduğu üzere dil bir düşünme ve algılama biçimine işaret eder. Türkçe özelinde düşündüğümüzde ise dilimiz son derece kurallı ve mantıklı bir yapı arz eder; bu yapısı sebebiyle tutarlıdır da. Aynı şekilde felsefe de dünyaya tutarlı ve mantıklı bir gözle bakmayı hedeflediği için Türk dili ve felsefe arasında herhangi bir tutarsızlık göze çarpmaz. Bu bağlamda önyargılarımızdan ve özgüvensizliğimizden arınarak, Türkçe bir felsefe dilidir diyebiliriz elbette. Tarihten bugüne Türkçenin kültürel müktesebatı bunun bir kanıtıdır. Yetersizlik dil ile değil insan ile ilgilidir; düşündükçe ve ürettikçe dile hizmet ederiz. Burada sorulması gereken belki de neden felsefeyi Türkçe yapmıyoruz değil de neden “Türkçe felsefe” yapmıyoruz olmalıdır. Her şeyden önce eğer sorun sadece Türkçe sözcükler kullanarak bir felsefe, bilim ya da sanat inşa etmekse elbette bu yapılabilir. Fakat asıl olan Türkçe sözcüklerin içinden çıktığı kültür ve medeniyeti içselleştirerek Türkçe felsefe yapabilmektir. İşte ancak o zaman tam anlamıyla bir Türk felsefesinden söz edebiliriz. Çünkü dili yaşayan ve yaşatan mevcut kültür içinden çıkan halktır ve halkın dile sağladığı otantik katkı yadsınamaz. Felsefi bilgi, bir kültür ortamının içinden çıkan bilgidir; bu yönüyle bilimsel bilgiden net bir çizgiyle ayrılır. Bu yönüyle felsefi bilgide dil, din, tarih ve gelenek unsurları yapı taşı gibidir. Bu zemine oturmayan felsefi bilgi ne yazık ki köksüz kalmaya mahkûmdur.” dedi.

img_3876.jpg

Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan: Türkçe düşünerek, kültürümüze, medeniyetimize sahip çıkmak zorundayız.

Genel başkan Arıcan, konuşmasında Türkçenin dünya standartlarında bir felsefe dili olabilmesi için yapılması gerekenlerle ilgili de şöyle konuştu: “Öncelikle Türkçeyi geliştirmek, Türkçe düşünmek ve dilimize, kültürümüze, medeniyetimize sahip çıkmak zorundayız. Dilimiz, bu dünyadaki varlığımızdır. Bu sebeple dilimize sahip çıkmak, tarihteki varlığımıza sahip çıkmakla eşdeğerdir. Türkçe düşünmek, Türkçe duymak, Türkçe konuşmak ve Türkçeyi yaşamak ile ancak bir felsefe dili, bir bilim dili, bir sanat dili inşa edebiliriz. İnsanoğlu ana diliyle düşünür. Bizler de önce düşünmeliyiz ki sonra felsefe yapabilelim. Dil üzerine yapılan çalışmaların artması ve dilin zaman içinde işlenmesi, kavramların işlerlik kazanması sanıyoruz ki bu hususta en büyük hedefimiz olmalıdır. Kavramlarımız yerel ve evrensel düşünce dünyasının her noktasına temas edebilmeli ki bu sayede yerelliğimizi korumuş bir şekilde evrenselliği yakalayarak biz de dünya standartlarında bir felsefe dili ortaya koyabilelim. Sanıyoruz ki hangi dil olursa olsun, bir belirsizliğe, bir şüpheye veya bir soruna mantıklı bir cevap sunabilen her dil bir felsefe ve bilim dili olmak için müsaittir.”

Türkçenin sondan eklemeli bir dil olması yeni sözcükler yaratmaya imkân sağlarken aynı zamanda bu Türkçeyi değişim ve gelişime en açık dillerden biri hâline getirdiğini belirten genel Başkan Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan sözlerini tamamladı:

“Dilin işlenmesiyle yeni kavramlar oluşturmak pekâlâ mümkündür çünkü Türkçe ihtiyaca cevap veren bir dildir. Aynı şekilde tarama ve derleme sözlüklerinden yararlanarak, artık unutulmuş eski Türkçe sözcüklerimizi tekrar dolaşıma sokmak, kavramları Türkçeleştirmek de kelime zenginliğimizi geliştirmek açısından iyi bir yöntem olabilir. Orhun Yazıtlarını başlangıç olarak kabul ettiğimizde Türkçe en az 1300 yıldır yazı dili olarak kullanılmaktadır. Henüz 11. Yüzyıldayken Yusuf Has Hacib’i, 13. Yüzyıldayken Yunus Emre’yi yetiştiren bu dil elbette büyük filozofların ortaya çıkmasına da müsaittir. Tarihsel açıdan kültürel birikimimiz yadsınamaz ve adı “Türkçe felsefe” olarak konmamış olsa da tefekkür geleneğimiz oldukça eski ve köklüdür. Bu felsefi bilgiyi geçmişten günümüze pek çok Türk filozof, şair, yazar, din ve bilim adamının eserlerinde açıkça görmek mümkündür.”

img_3918.jpg

Bu haber toplam 510 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim