• İstanbul 32 °C
  • Ankara 33 °C

D. Mehmet Doğan "Mekteb-i Üsküdar" için Mehmed Âkif'i anlattı

D. Mehmet Doğan "Mekteb-i Üsküdar" için Mehmed Âkif'i anlattı
"Âsım'ın nesli her devrin gerçeği olarak hayattan, hayatımızdan çıkarılmış bir karakterdir."

1. Efendim malumunuz salgınla birlikte bütün dünyada bir ümitsizlik hâkim, Akif de yaşadığı dönemde büyüklerinin sürekli etrafa ümitsizlik aşıladığını anlatıyor ve oysaki “Allah’ın kitabında Müslümanlar ümitsizlik ve azimsizlikten sakınmaya çağrılır” diyor. Yine onun “Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak” şiiri bu anlamda her kelimesi düşünülerek değerlendirilecek bir şiir. Yaşadığı bunca zorluğa rağmen Akif’in gayretkeşlikle geçen ömrünü gençlere örnek göstermek adına neler yapılmalı sizce?

Âkif sık sık ye’se kapılmamamızı, ümitsiz olmamamız gerektiğini söylüyor. Hatta “ye’se düşen Müslüman değildir” dediği bile oluyor. İstiklâl Marşı’nın başındaki “korkma” hitabı da aynı mealdedir. Âkif bunu söylerken, sa’y, yani emek-çalışma kavramına da çok sık yer veriyor. Bu ikisi birbirini tamamlar.

“Bekaayı hak tanıyan sa’yi bir vazîfe bilir;

Çalış çalış ki bekaa sa’y olursa hakkedilir.”

Kalmayı, yaşamayı hak olarak kabul eden, çalışmayı vazife bilir, çalış çalış ki kalmak/yaşamak çalışılırsa hakkedilir…

Çalışmayan, bu dünyada yaradılışın insana yüklediği vazifeyi yerine getirmiş olmaz. 

Kamer çalışmadadır, gökle yer çalışmadadır;

Güneş çalışmada, seyyâreler çalışmadadır.

Ay çalışıyor, gökle yer çalışıyor, güneş çalışıyor, gezegenler çalışıyor. Kısacası, kâinatın nizamı çalışma üzerine kurulmuştur, bütün mevcudat kendine göre çalışıyor.

Âkif sadece bu sözleri söylemedi, bütün hayatı boyunca çalıştı, en ümitsiz olacak zamanda bile ümitsizliğe düşmedi, mücadelesini her vasatta sürdürdü. Yani Âkif hem sözüyle hem özüyle örnek oldu. Onun zorluklarla geçen hayatı, buna rağmen asla yılmayarak ve istikametini koruyarak mücadele etmesi bilhassa büyük bir hayat mücadelesine hazırlanan gençlerimize örnek teşkil etmektedir. Bu örnek rastgele bir örnek değildir. Âkif’i tanıdıkça, mücadelesini anladıkça gençler onun öğütlerinin kıymetini daha iyi kavrayacaklardır.  

2. Akif sizin tabirinizle İstiklal Mücadelesine ilk davet edilen şairdir. Mustafa Kemal, Meclis binası önünde Akif’i: “Sizi bekliyordum efendim. Tam zamanında geldiniz.” diyerek karşılamıştır. Kastamonu, Balıkesir, Ankara vaazları yüz yıldır unutulmamıştır, unutulmayacaktır da. Bütün bu yaşananları İstiklal Marşı için beklenen anı getiren zihni birikim olarak yorumlamak doğru olur mu?

Mehmed Âkif’in “dinin son yurdu” olarak gördüğü bu toprakların emperyalistlerin istilasına uğramaması için elinden gelen hatta gelmeyen her şeyi yapmaya çalıştığını, takatinin üstünde gayret sarfettiğini söyleyebiliriz. Onun asıl işi şiirle fikirlerini ifade etmek, böylece millete ümit ve iman aşılamaktır. İşte Balkan Harbi’nden beri bu yolda bir hayli şiir yazmıştır. Çanakkale’yi yazmıştır. Fakat zihninde daha sonra İstiklâl Marşı ile alenileşecek bir şiir taşımaktadır. Bir gün bir vesile ile böyle bir şiir kâğıda aktarılacaktır. İstiklâl Marşı yarışması, Âkif için vesile olmuştur. Bu vesile ile zihninde taşıdığı şiiri kâğıda dökmüş ve milletimizin millî mutabakat metnini ortaya koymuştur. Elbette, Âkif’in bu zaman içinde kaleme aldığı yazılar, yaptığı konuşmalar, irşad faaliyetleri ve cami kürsülerinden vaazları hep bu muhtevanın olgunlaşmasına hizmet etmiştir.

3. Üsküdar Eğitim Yöneticileri olarak “Türkçenin Cenaze Töreni” kitabınızı okuduk. Orada Akif için “Kendini Sürgün Eden Şair” ifadeniz bizi gerçekten çok yaraladı. Bu kitaptan da hareketle Akif’in dili ve günümüz gençliğinin dil hassasiyetinden yoksunluğu konusunda neler söylemek istersiniz.

Mehmed Âkif’in 1925’ten sonra Mısır’a gidip ölümünün yaklaştığını hissedinceye kadar dönmemesi, çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Biz Camideki Şair isimli kitabımızda, “İstiklâl marşı şairi, İstiklâl Mahkemesine düşmemek için Mısır’a gitmek zorunda kaldı” demiştik. Bu bir gönüllü sürgün. Çünkü öz yurdunda yaşama şartları tüketilmiş. Polis takibatı altında. Hiçbir şey yapmasa bile kendisine şüphe ile bakılıyor…Millî Mücadele’nin el üstünde tutulan adamı, Cumhuriyetten sonra varlığından korkulan şahıs olarak görülüyor.

İstiklal Marşında

Cânı cânânı, bütün varımı alsın da Hüda

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ

diyen şair vatan cüdalığı, yani öz yurdundan ayrılmayı seçerek hayatının en zor seçimini yapmıak zorunda kalmıştır.

4. Akif hakkındaki kitabınız “Camideki Şair Mehmet Akif” 5. Baskısını yapmış, en çok ilgi gören kitaplarınızdan biri. “Şiiri tebliğ için, telkin için, düşünce için, toplumu iyiye götürmek için bir araç saymıştı.” Diyorsunuz orada Akif için. Bu anlamda hem Akif hem de onun şahsında sanat ve edebiyatın toplumsal açıdan görevi konusunda neler söylemek istersiniz.

Mehmed Âkif’in büyük bir şiir kudretine, kabiliyetini sahip olduğundan şüphe yok. O sırf şiir, saf şiir yazma yolunu seçse idi, edebiyatımızın en büyük şairlerinden biri olurdu. 20. Yüzyılın Fuzulî’si olurdu. O şiirini bir maksat gözeterek yazdı. İnandığını ve doğru bildiğini şiir yoluyla topluma ulaştırmak, milleti uyarmak istedi. Fikir şiiri baltalar. Yani fikir ifade etmek için şiir yazan, ekseriya şiire ulaşamaz, manzumede kalır. Buna rağmen Âkif’in büyük şiir kudretinin tezahürü olarak çok güçlü ve etkileyici şiirler yazdığını biliyoruz.

5. ‘Asım'in nesli... diyordum ya...nesilmiş gerçek’ der. Akif’in özlemini duyduğu nesli görebiliyor musunuz? Böyle bir neslin yetişmesi için Akif’in, müşahhas olarak hayatından yola çıkarak neler söylemek istersiniz. Öğrencilerimize tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Âkif’in Âsım’ı hayattan, hayatımızdan çıkarılmış bir karakterdir. Âsım, Çanakkale Harbi’nin en civcivli zamanında Avrupa’daki tahsilini yarıdan keserek cepheye koşan bir gençtir. Çanakkale cephesinde lise öğrencileri, yüksek tahsil öğrencileri, medrese talebeleri gönüllü savaşmıştır. Bu harbte çok okumuşumuz şehid olmuştur. Âsım, cepheden gazi olarak dönenlerdendir. O zamanın gençleri, büyük bir ahlakilik örneği vermişlerdir; kendi benlerini, nefslerini aşarak, fizikten ruha doğru yükselerek mücadeleye atılmışlar, cepheye koşmuşlardır. Âkif korkmadan, yılmadan cepheye koşan gençlere, memleket için, millet için başka bir savaşa göndermektedir. Bu milletin varoluş mücadelesinin bir parçası olan, zamanın ilim ve fennini öğrenerek millete hizmet etme mücadelesidir. Âkif’in Âsım’ı yayınlandıktan itibaren ülkemizde birçok Âsımlar gelip geçmiştir. “Âsım’ın nesli” her devrin gerçeğidir. Âsım’ı örnek alan, Âkif’i örnek alan gençlerimiz hem ilim yolunda yürüyerek hem yüksek idealler taşıyarak, kısacası madden ve manen güçlü olarak ve ahlakiliği esas alarak bu nesli sürdürmektedir. 

 

6. Mehmet Akif’in Baytar Mektebi’nde öğretmenlik yaptığını biliyoruz. Aynı zamanda bir hal ehli olarak Akif’in yaşantısından öğretmenlerin alacağı dersler nelerdir?

 

Âkif baytar mektebinde de öğretmenlik yapmıştır, darülfünunda, üniversitede de. O bir vazife ve mes’uliyet adamıdır. Öğreticilik, mürebbilik Peygamber mesleğidir. İşte Âkif bu ölçüler içinde gerçek bir muallim olarak hizmet vermiştir. Gerçek muallim sadece sınıfta, kürsüde değil, her işte; hayatın her safhasında muallimdir. Yazarken de yaşarken de muallimdir. Âkif’in hayatını bu gözle okursak ne demek istediğimiz daha kolay anlaşılır.

e101ritwqaihkis.jpge101riwwuaayfrv.jpge101rikxoaipkvj.jpge101rijx0aa3mm4.jpg

Bu haber toplam 411 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim