• İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

Doç. Dr. M. Suat Mertoğlu: Mehmet Âkif ve İçtimaî Kur’an Tefsiri

Doç. Dr. M. Suat Mertoğlu: Mehmet Âkif ve İçtimaî Kur’an Tefsiri
Âkif klasik ve teknik anlamda bir Kur'an müfessiri olmaktan ziyade hayatı boyunca Kur'an'la hemhal olan, olaylara Kur'an zaviyesinden bakmaya çalışan, Kur'anî hayatının ve düşüncesinin merkezine alma gayretinde olan iyi bir Kur'an talebesidir.

Bu yazıda Mehmet Âkif merhumun yaşadığı dönemdeki Müslümanların İçtimaî problemlerini Kur’an’dan hareketle ele alma çabası, modern dönemde Kur'an tefsirinde İçtimaî karakteri ağır basan modern tefsir anlayışıyla ilişkisi ve sermuharriri olduğu Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad mecmuasında bu anlayışa uygun olarak nesir ve nazım şeklinde ortaya koyduğu düşünceleri üzerinde duracağız.

Öncelikle şu hususu vurgulamalıdır ki, Âkif klasik ve teknik anlamda bir Kur'an müfessiri olmaktan ziyade hayatı boyunca Kur'an'la hemhal olan, olaylara Kur'an zaviyesinden bakmaya çalışan, Kur'anî hayatının ve düşüncesinin merkezine alma gayretinde olan iyi bir Kur'an talebesidir. Bununla birlikte o Kur'an'ın dili olan Arapça'ya vukufiyet noktasında döneminin sayılı şahsiyetleri arasında yer aldığı gibi, bir mektepli olmasına rağmen başta Fatih müderrislerinden olan babası İpekli Tahir Efendi ve Fatih Camii baş imamı ve "Arap hafız" diye tanınan Filibeli Mehmed Rasim Efendi ile Hersekli Ali Fehmi Cabiç ve Mehmed Zihni Efendi gibi dönemin diğer bazı alimlerinden aldığı dersler sayesinde Kur'an'la yakından ilgilenmek için gerekli İlmî altyapıya da sahip bir isimdir.1

Âkif'in bu alandaki İlmî altyapısı konusunda elimizdeki ipuçlarından biri de tefsir ilminin klasik metinlerinden olan Celâleyn tefsiri ile olan ilişkisidir. 1920'de Millî Mücadele için bulunduğu Kastamonu'da Hafız Ömer (Aköz)'e bu tefsiri hiç yanından ayırmadığını, kelâm-ı kadîm gibi okuduğunu, o ana kadar 18 defa okuduğunu ve 19. hatme devam ettiğini söylem iştir.2 İşte gerek Kur'an'la bu yakın ilişkisi, gerekse de Arap edebiyatına vâkıf usta bir Türk şairi olması onun daha sonra Kur'an'ın Türkçeye aktarılması konusunda ilk akla gelen isimlerden biri olmasını mümkün kılmıştır. Bu çerçevede vurgulanması gereken bir diğer husus Âkif'in yaşadığı dönemin edebiyat ve fikir çevrelerinde İçtimaî vurgunun hissedilir derecede yükselişe geçmiş olmasıdır. Osmanlı Devleti'nin yaşadığı askeri, siyasî ve İktisadî buhranlara paralel olarak entelektüeller de dikkatlerini toplumsal yapıya yöneltmiştir. İçtimaî karakter bu anlayışın en önemli temsilcilerinden sayılan Namık Kemal'in şiirleri gibi fikrî-edebî alanla sınırlı kalmamış, İçtim aî muhtevalı hadisleri Binbir Hadis-i Şerif Şerhi (Kahire 1319/1901) adlı eserinde bir araya getirerek şerh eden Mehmed Arif Bey ve İslâm fıkhını İçtimaî açıdan temellendirmeye çalışan Kazanlı Halim Sabit (Şibay) ve Ziya Gökalp,3 keza aynı çabayı kelâm ilmini İçtim aî bakış açısıyla ifade etmeye çalışan Şerefeddin (Yaltkaya) gibi isimler4 vasıtasıyla dinî ilimler alanına da taşınmıştır. işte kısaca tasvir etmeye çalıştığımız bu dönemde yaşayan Mehmet Âkif’in entelektüel çabalarını belirleyen en önemli unsurlardan biri de onun dava adamlığı ve toplumcu kişiliğidir. İlk gençlik yıllarında ferdî temalara yönelen ve sanat endişesi ağır basan bazı şiirler kaleme alan Âkif fikrî ve edebî çabalarını, özellikle dönemin fikrî mücadelesine aktif olarak katıldığı 1908'den yaklaşık olarak hilafetin ilga edildiği 1924 yılına kadarki dönemde İçtimaî davasının hizmetine vermiştir. Bu tarihler dönemin entelektüel açıdan en verimli ve etkili mecmualarından biri olan Sırat-ı Müstakim ve 1912'den sonraki adıyla Sebilürreşad mecmuasının Mehmet Âkif'in sermuharrirliği altında yayınlandığı tarihlere tekabül eder.5 Bu dönem bir anlamda Âkif'in sanatını davasının hizmetine sunduğu/davasına kurban ettiği bir dönemdir. O fikrî mücadeleden geri çekildikten sonra -yaklaşık 1924'ten itibaren- tekrar kendi iç dünyasına yönelmiş, ferdî ve mistik temalar şiirinde yeniden ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu durum yakınlarının da dikkatini çekmiş olmalıdır ki, Haşan Basri (Çantay)'a 1925 başında yazdığı "Secde" isimli şiirini okuduğunda onun; "Üstad, siz galiba vadiyi değiştiriyorsunuz" değerlendirmesine "Hayır azizim, benim asıl vadim budur. Şimdiye kadar ne yazdıysam cemiyete hizmet için yazdım "şeklinde mukabele etme ihtiyacı hissetmiştir.6

Âkif ve İslâm Modernizmi

Mehmet Âkif ferdî kurtuluştan ziyade Müslümanların genelini ifade eden ümmetin kurtuluşunu, Müslümanların ahiretteki saadetinden evvel bu dünyadaki mutluluk ve başarılarını önemseyen, Müslümanların İçtimaî planda (yani bir ümmet olarak siyasî, ekonomik, askerî vs. alanlarda) geri kalmalarına neden olduğunu düşündüğü tarihî ve yerleşik Islâm anlayışını bertaraf edebilmek, onlara muhtaç oldukları dinamizm ve aktivizmi kazandırmak için İslâm'ın ilk dönemine ve temel kaynaklarına, özellikle de Kur'an'a dönüşü savunan İslâm modernizminin bir mensubudur.7 Halim Sabit'in Akif'e yönelik olarak aşağıda sözü edilecek "doğrudan Kur'an'dan anladığını, duyduğunu"yazm a talebi de Âkif'in Safahâtîn Altıncı Kitabı olan Asım'daki "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp İlhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm î" ifadesi de Kur'anla modern Müslüman arasında tesis edilecek köprünün özlemini dile getirir. Safahâtîn ikinci Kitabı olan Süleymaniye Kürsüsü'nde

Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur'anîn: Çünkü kaydında değil, hiçbirim iz mananın: Ya açar Nazm-ı Celîl'in, bakarız yaprağına; Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına, inmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için

diyen Âkif Müslümanların Kur'anîn kendilerini cehalet ve tem bellik gibi ahlâkî-içtimaî hastalıklardan sakındıran, ilim ve çalışma (sa'y ü amel) gibi dünya saadetine götürecek düsturlarından uzak düştüklerinden, Kur'an'la kendi vakıaları arasında bir irtibat kuramamalarından yakınmaktadır. Âkif Kur'anîn ölüler için değil diriler için, Müslümanlara hayat rehberi olmak üzere indirildiğini, dolayısıyla Kur'anîn yaşanan hayatla iç içe olması gerektiği inancındadır. Âkif'in de mensubu olduğu modern tefsir hareketi ve bilhassa bu hareketin Cemaleddin Afganî-Muhammed Abduh tarafından temsil edilen kanadı Kur'an ayetlerinin mânâlarının belli dönem ve şahıslarla sınırlı olmayıp umumî ve evrensel manada kabul edilmesi, modern dönemde yaşayan Müslümanların aktüel durumu ile ayetler arasında ilişki kurulması gerektiği görüşündedir. Modern dönemde Kur'anîn yeniden tefsir edilmesine duyulan ihtiyaç, Müslümanların İçtimaî hastalıkları ve çözüm yolları konusunda Kur'anîn rehberliğine duydukları ihtiyaçla alakalıdır. Bu anlayışa uygun olarak ortaya konan ilk çabalardan biri olarak Cemaleddin Afganî ve Muhammed Abduh'un 1884 yılında Paris'te 18 sayı çıkardıkları el-Urvetüî-vüskâ gazetesine işaret edilebilir. Çoğunlukla bir ayet bazen de bir hadis-i şerifin serlevha ittihaz edildiği makaleler ve kısa haberlerden oluşan bu kısa ömürlü ama oldukça etkili siyasî gazetedeki yazılarda Müslümanların İçtim aî durumlarıyla (ahlâk, siyaset, iktisat, askerlik vb. açılarından) Kur'an'ın ilgili görülen ayetleri arasında ilişki kurulur ve söz konusu ayetler Müslümanların durumları üzerine tatbik edilir; diğer bir ifadeyle ayetlerin güncelleştirilmesi yoluna gidilir. İşte bu anlayışa uygun olarak yayınlanan Urvetü'l-vüskâ makaleleri şairliği yanında aynı zamanda velûd ve başarılı bir mütercim olan Âkif'in sermuharriri olduğu Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad mecmuasında yayınladığı tefsir yazıları içinde önemli bir yer tutar.8 Urvetü'l-vüskâ makalelerinin yanı sıra Âkif'in Muhammed Abduh ve Muhammed Ferid Vecdî'den yaptığı tercümeler de İçtim aî yaklaşım açısından dikkat çekici özellikler taşımaktadır.

Âkif ve İçtimaî Tefsir

Âkif'in İçtimaî Kur'an tefsiri ile ilişkisine geçmeden evvel kendisinin de mensubu olduğu modern tefsir hareketinin iki temel hususiyetine işaret etmekte yarar görüyoruz.

1) Modern Kur'an tefsiri, modern dünyaya ait problemler çerçevesinde ortaya çıktığı, pratik ve pragmatik endişelerle mevcut ihtiyaçlara cevap verm ek üzere hareket ettiği için, çerçevesi de büyük ölçüde aktüel gelişmeler tarafından belirlenmiştir. Osmanlı bağlamında en temel sorun devletin ve Müslümanların bekası sorunudur. Bir taraftan dâhilî çöküntü ve geri kalmışlık, diğer taraftan batılı devletlerin hamleleri karşısında zaafa düşmüş bir toplum ve devlet yapısı, âcil çözüm bekleyen meseleler olarak gündemi belirlemiş, böyle bir ortamda entellektüel ve İlmî çabaların bir parçası olarak Kur'an tefsiri de bu gelişmeler istikametinde şekillenmiştir. Bu durumun neticesi olarak da Kur'an'a yaklaşımda, Kur'an ayetlerine yapılan atıflarda bir seçm eciliğe gidilmiştir. En fazla atıf yapılan ayetler, âcil çözüm bekleyen siyasî birlik ve Müslümanların kalkınması gibi temel problemlerle ilgili görülen ayetler olmuştur.

2) Kur'an tefsirinde bizatihi Kur'anîn anlamını ortaya koymaktan ziyade, onun aktüel hadiselerle irtibatının kurulması yoluna gidilmiştir. Tefsirin modern dönemde "gündem bağım lı"bir arayış içerisine girmesi, güncel sorunların ele alınmasında bu olayların ayetlerle sıkı bir şekilde irtibatlandırılması sonucunu da beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede yaşanan aktüel sosyo-politik problemler tartışılırken bizim "ayetlerin güncelleştirilmesi" (aktüalize edilmesi) şeklinde adlandırdığım ız bir ameliye ile sık sık karşılaşılmakta, birtakım ayetler, muhtevaları ile ilgili görülen somut olaylar üzerine birebir tatbik edilm ektedir.

Ayetlerle müşahhas hadiselerin dolaylı ve gevşek ilişkilerinin kurulmasına dikkat edilen klasik tefsir telakkisine mukabil, bu ilişkiyi isim vererek doğrudan ve sıkı bir şekilde belirlemenin tercih edildiği modern anlayışta, bu yönelişin temelinde yatan en önemli sebep, Kur'an'a dönüş hareketi çerçevesinde Kur'an merkezli bir ıslah projesinin devreye sokulması ve ileri sürülen fikirlerin itibar görebilmeleri için Kur'an'a tasdik ettirme zorunluluğunun duyulmasıdır.9

Modern Kur'an tefsiri ile ilgili kısaca özetlemeye çalıştığımız bu hususlar Mehmet Âkif için de büyük ölçüde geçerlidir. Âkif'in bu anlayışa uygun olarak Kur'an ayetlerini İçtimaî zaviyeden bir okumaya tâbi tutmasının örneklerine 1908'de II. Meşrutiyet'in hemen ardından yayın hayatına giren Sırat-ı Müstakim mecmuasında kaleme aldığı yazılarında rastlanmaya başlanır. Safahat'ını oluşturan şiirlerini ilk olarak bu mecmuada yayınlayan Akif 'in şiirleri yanında telif ve tercüme türünden yayınladığı çok sayıda nesir tarzı yazıda da İçtimaî vurgu görülmeye başlanır. Onun bu konudaki çabası 1912'de mecmuanın iki sahibi olan Mardinîzâde Ebülûlâ ile Serezli Hafız Eşref Edib'in tam olarak bilemediğimiz bir nedenle ayrılması ve mecmuanın yoluna Eşref Edib'in sahipliğinde ve Sebilürreşad adıyla devam etmesiyle daha da yoğunlaşmıştır. Mecmuanın isim değişikliği ile birlikte muhtevasını oluşturan kısımların da yeniden tanzim edilmesi gündeme gelince tefsir kısmı için sabit bir sütun ihdas edilmesine karar verilmiş ve bu kısmı yönetecek ismin kim olacağı tartışılmıştır. Mecmua yazarlarından Kazanlı Halim Sabit (Şibay) tefsir kısmını aynı zamanda sermuharrir olan Âkif'in üstlenmesini teklif etmiş, onun bu ilmin kaideleri ve usulüyle fazlaca iştiğali (tevağğulu) bulunmadığını söyleyerek teklifi kabul etmek istememesi üzerine de şöyle mukabele etmiştir: "Daha iyi ya! Biz de öyle istiyoruz. Kavâid ve nakliyattan ziyade doğrudan doğruya Kur'an'dan anladığınızı, duyduğunuzu yazınız".10 Neticede Sebilürreşadîn tefsir kısmının sorumluluğunu da kabul eden Âkif mecmuanın yeni ismiyle çıkan ilk sayısı olan 183. sayıda Sebilürreşadîn Kur'an tefsirine yaklaşımını ve yayınlanacak tefsir yazılarında hangi esaslara riayet edileceğini açıklayan kısa, ancak önemli bir metin kalem alır. Bu metnin ilk maddesi şu şekildedir: irab ve binâdan,tahlîlât-ı nahviyeden bahsetm ekiçin mecmuamızın hacmi müsaid bulunmadığından yazılacak makalelerde mümkün mertebe ulûm-i Arabiyenin nazariyâtından sarf-ı nazar ile netâyic-i ameliye üzerinde imâl-i fikr edilecektir. Hangi vesâit-i ilmiye ile olursa olsun ibtida nazm-ı celîlden anlaşılan meâni-i münîfe yazılarak ibare ve işaretinin delalet ve iktizâsının irşâdât-ı belîğanesine istinaden zaman ve zeminin icâbâtına göre ahvâl-i umumiye-i islâmiye hakkında fikir ve mütalaalar yürütülecektir.11 Âkif'in ve sermuharriri olduğu mecmuanın Kur'an tefsirine yaklaşımı en açık bir şekilde ortaya koyduğunu düşündüğüm üz bu ifadelerden anlaşılacağı üzere tefsir yazıları, İslâm dünyası hakkında ileri sürülecek fikirlere, yapılacak yorumlara bir mesned teşkil edecek başka bir ifadeyle Kur'an tefsiri, İslâm dünyasının mevcut sosyo-politik problemlerinin tahlili ve çözüm yollarını tespit etmenin zeminini oluşturacaktır. Hiç şüphesiz bu yaklaşım, dinin temel meşruiyet kaynağı ve referans noktası olarak kabul edildiği bir bakış açısının sonucudur. Mehmet Âkif mevcut tefsirlerin yeterli olmadığı ve Kur'an'ın yeniden tefsir edilmesi gerektiği kanaatindedir.12 Onun sermuharriri olduğu mecmuada tefsir yazılarına öncelikli yer vermesi ve yeni bir tefsire ihtiyaç olduğu görüşünü ısrarla vurgulaması bilhassa mevcut problemlerin Kur'an'ın gözüyle okunmasına, yaşanan hadiseler ve olumsuz gidişatla Kur'an ayetleri arasında paralelikler inşa edilmesine, başka bir ifadeyle, aktüel durumla ilgili görülen ayetlerin söz konusu olaylara tatbik edilmesine duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Zira Müslümanların genel durumları ile ilgilenmek mecmuanın genel yayın politikası içinde önemli bir unsurdur. Müslümanlar, siyaseten güçsüz duruma düşmüş, ilmî-ticarî-sınaî alanlarda tedenni, ahlâkî alanda tefessüh etmişler, velhasıl topyekun inhitat içerisine girmişlerdir. Âkif Müslümanların modern dönemde yaşadıkları bütün bu olumsuz şartların temelinde, onların dinlerinden ve onun temel kaynağı olan Kur'an'dan uzak düşmelerini ve onu yanlış anlamalarını, Kur'an'ın, siyasî gücün ve toplumsal refahın kaynakları konusundaki talim atlarını ihmal etmelerini görmektedir. Bu nedenle ilk olarak Müslümanların nasıl olup bu olumsuz duruma düştükleri ve daha sonra da bu durumdan kurtuluş yolları konusunda Kur'an'ın neler söylediğini gözler önüne sermeyi, bu şekilde Müslümanları intibaha davet ederek onların terakki ve tealisine hizmet etmeyi bir vecibe olarak görmüştür.13 Kur'an'ın sadece belli bir tarihsel kesitin vakıasıyla değil, kıyamete kadar yaşanacak bütün beşerî ve toplumsal vakıalarla ilişkilendirilmesinde yadırganacak bir durum yoktur. Bu tutum aslında, Kur'an'ın tüm insanlığı doğru yola iletme misyonuna da uygun düşer. Ne var ki, Kur'an'la belli müşahhas olayların ilişkilendirilmesi bir tür yorum anlamına geleceği için dikkatli davranılması, bunun için birtakım şartların yerine getirilmesi gereklidir. Aksi takdirde İlâhî metnin istismar ve manipüle edilmesi söz konusu olabilecektir. Ayetlerin yorumlanması (tevili) ve bir tür yorum olan, ayetlerin müşahhas bazı olaylara tatbik edilmesinin suiistimal edilmesi, onların indiriliş gayelerinin dışında uygulanması tehlikesi karşısında usul âlimleri, birtakım kriterler tespit ederek bu suistimali önlemek istemişlerdir. İmam Şatıbî yapılacak yorumun Arap dil kaidelerine ve kelâmın zahirine uygun olması ve başka bir yerde bu yorumun sıhhatine delalet eden bir şahit olması şartlarından söz ederken14 bunlara, yapılacak yorumun bir Kur'an nassına, ya da üzerinde icmaya varılmış şer'î bir kaideye aykırı olmaması, -konumuz açısından son derece önemli olan- nassın sebeb-i nüzul açısından sevk edildiği gayenin göz önünde tutulması vs gibi diğer bazı şartlar da ilave edilir.15 Ayrıca Kur'an'ın müphem ve mücmel ayetlerine ait işaretlerin mutlak olarak anlaşılması, bir tayin ve tahsise gidilmemesi, bu ifadelerin haklarında sâdık ve caiz olan bütün fertlerin, o ayetlerin şümûlüne dahil sayılması ve nihayet ayetlerin kapsamına dahil edilen fertlerin, ayetlerin murad ve maksutları değil, (ayetin anlamına muvafık anlamında) mâsadakları olarak kabul edilmeleri gerektiği de söylenmiştir.16 Mehmet Âkif'in sermuharriri olduğu ve ikinci devresinde tefsir kısmının sorumluluğunu da üstlendiği Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad mecmuasında yer alan güncelleştirme örneklerinin -motive edici endişeler ve güncelleştirmeye konu olan alan itibariyle- iki grupta mütalaa edilebilecekleri kanaatindeyiz. Bunlardan ilkinde siyasî endişe ve beklentilerin ağır bastığı, gündelik siyaset, aktüel siyasî olaylar ve bu olaylar içinde yer alan kimi aktörlerin durumuyla bazı ayetler arasında paralellikler kurulması ve ayetlerin bu şekilde güncelleştirilmesi, İkincisinde ise genel İslâmî endişelerin ağır bastığı, Müslümanların umûm î durumu, İçtim aî hastalıkları ve bunlardan kurtuluş noktasında bir güncelleştirilm eye gidilmesi söz konusudur. Özellikle gündelik siyasî olayların Kur'an'a atıfla ele alınmasında bizzat Âkif tarafından olmasa da Manastırlı İsmail Hakkı17 ve Mehmed Fahreddin18 gibi mecmuada Kur'an'la ilgili külliyetli miktarda yazısı bulunan kimi yazarların yukarıda işaret edilen, ayetlerin güncel hadislere tatbikinde riayet edilmesi gereken bazı şartları ihmal eden, Meşrutiyet ve İttihad ve Terakki taraftarlığı ile istibdat şeklinde niteledikleri önceki yönetim tarzı ve Sultan Abdülhamid aleyhtarlığında bazı zorlamalara gittikleri, mücahid ve müttakilerden söz eden ayetleri kendi siyasî yandaşlarına, kâfir ve zalimlerden söz eden ayetleri ise muhaliflerine tatbik ettikleri görülmektedir. Bu siyasîmanipülatif yaklaşım tarzı o dönemde de bazı eleştirilere konu olmuştur.19

Bununla birlikte Mehmet Âkif'in siyasî güncelleştirm eler konusunda sermuharriri olduğu mecmuada yukarıda işaret ettiğimiz tarzda ortaya konan bir takım örneklere nazaran daha dikkatli olduğu söylenebilir. Âkif Müslümanların birliğinin (ittihad, vahdet) önemine, siyaset ve kavmiyet temelli ayrımların (tefrika) zararlarına genel anlamda dikkat çekerek Osmanlı Devleti'nin tüm Müslümanların istinatgâhı olarak yaşamasının önemini vurgulamış, ancak meseleyi şahıs ya da siyasî fırka bazında örneklendirm e yoluna gitmemiştir. Âkif o dönemde ortaya çıkan asabiyet cereyanlarının ayette sözü edilen birliği nasıl zedelediğini ve tefrikaya sebep olduğunu vurgulayarak ayetin aktüalite ile bağlantısını şu şekilde kurar: Müslümanlık ırk, renk, lisan, muhit, iklim itibariyle birbirine büsbütün yabancı unsurları aynı milliyet altında cem eden yegâne rabıta iken; hele biz Osmanlılar için dünyada bu rabıtaya dört el ile sarılmaktan başka selamet yolu yokken; şu son senelerde meydana çıkardığımız kavmiyet, asabiyet gürültülerine şaşmamak elden gelmez! Bu kadar hükûmât-ı islâmiye hep tefrika yüzünden mahvoldu; hem birçoğu gözümüzün önünde kaynayıp gitti de biz hâlâ intibaha gelmiyoruz; hâlâ milleti namütenahi parçalara ayıracak bir siyaset güdüyoruz.20 Âkif Enfal 8/25. ayette dile getirilen uyarıları dikkate almamanın sonuçlarına temas ederken, ayetteki fitne kavramının kendi yaşadığı dönemin olaylarıyla bağlantısını ise şu şekilde kurar: Yazıklar olsun ki kendilerinin pek sağlam Müslüman olduklarına kâil olan çoğum uz bu tehditlerden, bu ihtarlardan zerrece müteessir, hatta haberdâr değil! Hayatlarını bizim ölümümüzde arayan yabancı milletlerle yabancı hükümetlerin aramıza serpiştirdiği nifak, fesat, kavmiyet, cinsiyet, ırk davalarını; hülasa vahdet-i milliyemizi perişan edecek her türlü esbâb-ı izmihlal tohum larını biran evvel büyütm ek, biran evvel mahsul verecek devre-i kemâline getirmek için o kadar faaliyet gösteriyoruz ki...21 Âkif, ittihada sarılmanın, tefrikadan kaçınmanın yaşadığı dönemdeki Müslümanlar için hayatî önemine başka bir yerde Enfal 8/46. ayeti çerçevesinde temas eder: Yaşamak isteyen millet için ittihadın lüzumu bedîhiyât-ı evveliyedendir. Öyle efradı birbirine kaynamış, heyet-i mecmuası bir bünyân-ı mersûs vücuda getirmiş olan cemaatler düşmanın topuyla, tüfengiyle kolay kolay devrilm ezler.'Kale, içinden fetholunur'sözü ne büyük bir hakikattir! Müslümanlar için bu hakikatten gafil olacak zaman değildir. Hariçteki düşmanı bırakıp da dâhilde birbirleriyle uğraşmasınlar...22 Mehmet Âkif'te ümmetin siyasî problemlerinin yanı sıra güncelleştirm eye konu olan asıl husus, Müslümanların geri kalmalarında amil olduğunu düşündüğü ümitsizlik (ye's), azimsizlik, cehalet ve tembellik (atalet) vb. gibi itikadî/ahlâkî bir takım hastalıklardır.

O konuyla ilgilisini kurduğu birçok ayeti o günkü Müslümanların hastalıkları ve çözüm yollarını tespit etme noktasında aktüaliteye tatbik ederek Müslümanları harekete sevk etmeye, aktivist bir ahlâk anlayışını yerleştirmeye gayret eder. Âkif'in bu çerçevede Islâm dünyası ve Müslümanların mevcut menfî durumlarını tahlil ederken bazı Kur'an kavramlarına müracaat ettiği görülmektedir ki, bu kavramların başında Allah'ın kâinat için tayin ettiği ezelî ve değişmez kanunları ifade eden fıtrat kanunu (bazen aynı anlamda sünnetullah) gelmektedir. Mehmet Âkif, Enfal 8/24 ayetinin tefsiri çerçevesinde, Allah ve Rasûlü'nün Müslümanlara hayat verecek düsturlarına icabet etmekten söz ederken, bir fıtrat dinî olan Islâm'ın ahkâmına isyan etmenin, fıtrat kanunlarına isyan anlamına geldiği, bunun cezasının da dünyada mahrumiyet (haybet), ahirette ise yalnız bırakılma (hızlân)"olduğunu belirtir ve ayeti yaşadığı dönemdeki Müslümanlara şu şekilde tatbik eder: Ey ma'şer-i müslimîn, evâmir-i ilâhiyeyi dinlem emekte biraz daha devam ederseniz büsbütün mahvolursunuz. Allah size 'ilim öğrenin, kuvvet hazırlayın, çalışın, adaleti düstûr ittihaz edin, birbirinize muavenette bulunun, hakkı tanıyın, tefrikadan sakının'dedikçe, siz bilakis cehle revâç verdiniz; m eskenete düştünüz; atalete kapıldınız; zulmü adet edindiniz; birbirinizin gözünü oymaya kalkıştınız; haktan yüz çevirdiniz; nâmütenâhî fırkalara ayrıldınız... Artık bu tuttuğunuz yolu bırakınız. Çünkü o sizi izmihlal uçurumuna doğru götürüyor. Şeriatin gösterdiği şâhrâh-ı felahı tutunuz. Zira sizi kurtaracak ancak odur.23 Âkif, aynı çerçevede Müslümanların tembelliğini ve uyuşukluğunu eleştirip Necm 53/39. ayeti bağlamında onları çalışmaya, gayrete sevk ederken fıtratın yanı sıra diğer önemli bir Kur'an kavramı olan çalışma ve çabalamayı ifade eden sa'y kavramına da göndermede bulunur: insan için ne bu dünyada, ne öteki dünyada kendi mahsûl-i sa'yinden, kendi kazancından başka bir şey yok. insan ne ekerse onu biçiyor. Ekmeden biçmek olmuyor, işte bu, fıtratın bir kanunu, Allah'ın bir kanunu, hem de lisan-ı Kur'an ile tebliğ edilmiş bir kanunudur (...) İşte bütün kainatı gördün: hiçbir yerde, hiçbir zerrede sükûn var mı, atâlet var mı?... Bu alem-i fıtratta, bu alem-i tabiatta hiç sükûn yok. M üslümanlık ise fıtratın dinidir. Belki fıtratın kendisidir. Dîn-i Islâm hâtem-i edyândır, bu itibarla en mükemmel dindir.24 Kur'an'dan alınan fıtrat ve sa'y kavramları Âkif'in manzum tefsir örneklerinde de karşımıza çıkar. Safahât'm Üçüncü Kitabı olan Hakk'ın Sesleri'nin ilk şiirinde Islâm dünyasının acıklı hali karşısında İlâhî yardımın ulaşmamasından duyduğu inkisar sebebiyle kendisini ve aynı hissiyata sahip Müslümanları şu şekilde uyarma ihtiyacı hisseder:

Sus ey dîvâne! Durmaz kâinatın seyr-i mu'tâdı. Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı? Bugün, sen kendi kendinden ümid et ancak bîdâdı. Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı.

Cihân kânûn-i sa'yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı! Ne yaptın?"Leyse li'l-insâni illâ mâ-se'â"vardı!

Netice itibariyle şunu söyleyebiliriz ki, Mehmet Âkif samimi bir Müslüman ve iyi bir Kur'an talebesi olarak İlâhî kelâmı hayatının ve düşüncelerin merkezine yerleştirme gayretinde olmuş ve bu çabanın gereği olarak İslâm dünyasının aktüel İçtim aî problemlerini ve çözüm yollarını Kur'an'dan hareketle ele alma yolunu tercih etmiştir. Bu tercihin altında yatan neden, Müslümanların modern dönemde yaşadıkları problemlerin kaynağını kendi kutsal kitaplarıyla irtibatının zayıflamasında görmesidir. Kendilerini içinde bulundukları olumsuz durumdan ve gerilikten kurtarmanın en etkili ve kestirme yolunun Kur'an'la modern Müslümanlar arasında köprüler kurmaktan geçtiğine inandığı için ilgili gördüğü Kur'an ayetlerini modern Müslümanların durumlarına tatbik etme, yaşanan hayatla irtibat içine sokma (ya da tersinden yaşanan vakıayı Kur'an'la ilişkilendirme) ve bu şekilde söz konusu ayetleri güncelleştirme yolunda çaba sarf etmiştir. Âkif'in bu çabasında benzer kimi örneklerde karşılaşılan istismara yönelik m anipülatif tarzı benimsemediğini ve ayetlerin güncelleştirilmesi am eliyesinde dikkat edilmesi gereken usûle riayet etmek suretiyle başarılı olduğunu teslim etmek yanlış olmasa gerektir.

Vallâhu a'lem!

"Mehmet Âkif, Dönemi ve Çevresi" Vefatının 71. Yılında Mehmet Âkif Ersoy Bilgi Şöleninde sunulan bildirilerinden oluşan TYB'nin 32. Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezinin 3. kitabı. Mart 2008

Bu haber toplam 207 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim