Doç. Dr. Seriyye Gündoğdu: Mehmet Âkif’e Göre Sağlam Bir Cemiyetin Kurulmasında Aile ve Kadının Rolü

Doç. Dr. Seriyye Gündoğdu: Mehmet Âkif’e Göre Sağlam Bir Cemiyetin Kurulmasında Aile ve Kadının Rolü
M.Âkif toplumun problemlerini kendine dert edinen bir aydın olarak ülkenin giderek zayıflamasını kendine dert eder, bu hal onun kalbinde hüzün yaratır.

Ülkenin ve milletin kurtuluşunu Âkif, üzerinde ısrarla durduğu en önemli sosyal meselelerden biri de cemiyette ve ailede kadına verilen değerdir. Dolayısıyla aile müessesesinin kadın ve erkek olmak üzere iki kişi tarafın­dan kurulan bir devlet olarak değerlendirsek ve bu devlette başlayan iç çatışmalar onu yerle bir eder ve bireylerine büyük zarar verir.

M.Âkif cemiyetin huzuru için ailelerin huzurlu ve devamlı ol­ması esastır. Sağlam cemiyet sağlam aileler üzerinde kurulur. Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, faydalı bilgiler edinmesi konusunda annenin rolü çok önemlidir. Ka­dının bir anne olarak bu vasıfları göstermesi için aile ve cemi­yette kadın daha huzurlu yaşatılmalıdır. M.Âkif İslâm’ın kadı­na, anneye verdiği değeri şiirlerinde dile getirerek bunu anla­mayanları ve ya anlamak istemeyenleri ciddi şekilde eleştirir. “Yıkılmış İaneler” şiiri şairin poetikasında önemli yerlerden birini tutuyor. Burada ailelerin dağılma sebepleri çok açık ve net olarak gösterilir. Perişan ailelerin çocukları yaşadıkları top­luma ne kadar faydalı olabilir?- fikrini de akıllara sokuyor. Ai­leleri sıkıntı içinde olan bir toplum hiçbir zaman ilerleyemez, gelişemez. Mutlu aileler ne kadar çok olsa, toplum da bir o kadar sağlam ve güçlü olur. Aksi takdirde hasta ve çökmüş bir cemiyetle karşı karşıya kalırız.

Bir değil yüz bin bahar indirse hatta asuman

Ailelerin bu durumu karşısında üzülen şair cemiyetin gelece­ğini pek parlak görmüyor. Toplumda ortaya çıkan problemle­rin esasının aile ve kadın ilişkilerine bağlı olduğunu düşünen M.Âkif, bu problemlerin çözümünde kadının müstesna rolünü belirtiyor.

Şiirlerinde dört sosyal mekânın; mektep, camii, meyhane ve kahvelerin etkileyici güce sahip olduğunu söyler. Mektep ve camii bu müessesenin mutluluğunu ne kadar artırır­sa, meyhane ve kahveler de onu bir o kadar mahveder. Çünkü mahalle kahvesi şairin sözleriyle desek, “tembellik yuvası”, “cemiyetin ve milletin ölmeden mezara gömüldüğü bir ümitsizlik ocağıdır.

Ailelerin dağılmasını ve cemiyette kadın anlayışının bozulmasını Mehmet Âkif “Meyha­ne”, “Mahalle Kahvesi”, “Köse İmam” ve “Asım” manzumelerinde aksettirmiştir.

M. Âkif’e göre kadının zavallı duruma düşmesinin sebepleri

Türk Edebiyatında kadın ve aile konusunun sosyal yönden tahlili Tanzimat döneminden itibaren başlamıştır. Bu N.Kemal’i, A.Hamit’i de rahatsız eden konu olmuştur.

A.Hamit o zamana göre büyük bir adım atmış ve kadın hakları ve hürriyetini savunmuş­tur. “Garam” adlı eserinde İslâmiyet’in ilk dönemini, Hz. Muhammed (s.a.s) zamanını tasvir ederek kadınların erkeklerle birlikte toplantılarda, camilerde hutbe dinlediklerini, savaşta onlarla omuz omuza savaştıklarını hatırlatır.

Harba azmeyler diler merdan ile,

Farkı yoktur hanenin meydan ile,

Beyt-i ashaba bulurlardı müsul,

Bezm-i ahbaba ederlerdi duhul.

Hutbe dinlerlerdi hempa-yı rical,

Hasıl etmezlerdi setr-i cemal.” (Akıncı, 1954:125)

Kadın haklarını savunan A.Hamit’in fikirleri bu gün çok basit görünse de, dönemi için oldukça önemli fikirler idi. Buna göre hatta onu feminist adlandıranlar da olmuştur. N.Kemal de kadının bir eşya gibi satılmasına, toplumda onun fikirlerine önem verilme­mesine kızar, eserlerinde itiraz sesini yükseltir.

Tanzimat’tan sonra “Servet- Fünun” şair ve yazarlarından T.Fikret, H.Ziya, M. Emin top­lumda kadın problemine daha çok ferdi yönden yaklaşmışlar. Sosyal yönden bu mesele, yalnız 1908 II Meşrutiyetin ilanından sonra M.Âkif ve Z.Gökalp’ın eserlerinde görülmüş­tür.

M.Âkif kadının toplumda zavallı duruma düşmesinin iki esas sebebini gösterir:

  1. Cahillik sonucu toplumda İslâm’ın yanlış anlaşılması
  2. Doğuda kadına gösterilen tazyik

M. Âkif, her iki meseleni sert ve ironik bir dille aksettirerek İslâm’da aile içi ve fertler arası olan saygı, sevgi ve güven meselesinin toplumda giderek bozulmasını eserlerinde kahramanın ve olayların yardımı ile mükemmel bir şekilde yansıtmıştır. Aynı zamanda da, İslâm dininin kadınlara nazik davranmayı emrettiğini hazırlatarak, fikrini peygamber efendimizin “Müminlerin imanca en kâmil olanları, ahlakı güzel ve ailesinde saygılı dav­rananlardır. Sizin faydalı olanınız hanımına faydalı olandır.” Sözleriyle ispatlıyor. (Akseki,

1966:263)

“Cennet annelerin ayakları altındadır”- diyerek cenneti annelerin ayakları altına seren, ona büyük önem veren İslâm dininin aksine olarak, yanlış yorumlamalar “Kadın erkeğin kölesidir, onu istediği zaman alır ve ya boşayabilir”, gibi İslâm ahlakına uygun olmayan fikirler ileri sürülmüştür. Hatta dört hanımla evlenmenin de mümkünlüğünün İslâm’dan geldiğini söyleyerek, ihtiyaç içinde olmasına rağmen birkaç kadınla evlenenler de İslâm’ı kendi istedikleri gibi yorumlamışlar. Maalesef İslâm dininin esaslarını bilmeden ve mahi­yetini anlamadan atılan adımlar sadece fertlerin ve ailelerin değil, bütünlükte cemiyete vurulan darbedir.

Şair karı-koca ilişkisini kadının ailede ve cemiyetteki yeri gibi sosyal meseleni “Köse İma­ma” adlı manzum eserinde mükemmel bir şekilde tasvir eder.

Köse İmam M. Âkif’in idealleştirdiği mümin bir aydındır. O yaşadığı mahallenin bütün problemleri ile ilgilenir, sosyal hayattaki rolü ve kazandığı saygı ve sevgi sayesinde on­ları halletmeğe çalışır. Bir az önce üzerinde durduğumuz yanlış düşünceyi şair bu man­zumede ön plana çıkarmıştır. Eserde maddi yönden sıkıntıları olmasına rağmen tekrar başka biriyle evlenmek isteyen kocasına karşı çıkan kadının insafsızca dövüldüğü tasvir edilir. Kadın başına gelen olayı Köse İmam’a anlatır ve ondan yardım ister

Ne kafam kaldı dayaktan, ne gözüm, hep şişti;

Karşı koysaydım eğer mutlak işim bitmişti.

Ağladım, merhamet et, yapma dedim. Kim dinler.

Boşamakmış beni dünden beri efkarı meğer... (Düzdağ,1999: 111)

Kadının bu durumu Köse İmam’da hem merhamet, hem de hiddet hissi uyandırır. O, ka­dının kocasını çağırttırır, onu yanlış yolda olduğunu söyler ve kınar. Bunu “haysiyetine” sığdırmayan koca şöyle cevap verir.

Size halt etme düşer... Dövmüş isem kendi karım

Keyfim ister döverim sen diyemezsin dövme (Rıdvanoğlu,1997:162)

Şair Köse İmam’ın dili ile kadını bir eşya olarak gören, onun duygularını ayaklar altına atan erkekleri tenkit eder. Buna rağmen, kadının kocası dinin erkeğe dört kadın alma gibi bir izin verdiğini söyler:

Ya şeriat ne için,

Bize evlenmeyi ta dörde kadar emr etsin?

İki alsam ne çıkar saye-i hürriyyette

Boşamışsam canım ister boşarım elbette.

İşte meydanda Kitap! Hem alırız, hem boşarız! (Düzdağ, 1999:112)

M. Âkif ini kötü niyetlerine alet edenlere, “Kitap” tan habersizlere, yanlış yolda olanla­ra Köse İmam’ın dili ile ders vermeğe çalışır. İslâmiyet’te” hem alır, hem boşarım”,- gibi maneviyattan uzak sözlere yer olmadığını Hz. Peygamber (s.a.s) efendimizin sözleri ile ifade etmiştir.

Müslümanlık’ta Şeriat bunu emretmiş imiş:

Hem alır, hem de boşarmış: ne kadar sade bir iş!

Karı tatlıki için bak ne diyor Peygamber:

“Bir talak oldu mu dünyada, semalar titrer!” (Düzdağ,1999:113)

M. Âkif bir ailenin dağılmasıyla bütün kâinatın titremesi gibi büyük fikrin önemsenme­mesi, toplumda dini, imanı umursamamanın cahilce yanlış yorumlamaların sonucu ai­lede ilişkilerin bozulması ve çocukların mutsuzluğunun nedeni olarak aileleri dağılan cemiyetin ahlakının bozulmasında görür.

“Aile meselelerini konu edinen önemli eserlerinden biri de “Mahalle Kahvesi”dir. Bu eser hem döneminde, hem de sonralar eğitici özelliğine göre yüksek değerlendirilmiş­tir. M. Âkif’in beyninde kahve bir musibet kaynağı olan bataklıktır; “Mahalle kahvesi”, “Safahat”ın sekiz sayfasını tutan muazzam bir manzumedir” (Öztürkmen,1990:195)

M. Âkif’in “Mahalle Kahvesi” adlı manzum şiirinde yaşadığı toplumda aile hayatını, karı- koca ilişkilerini açıp gösterir. Şiir mutlu bir ailenin tasviri ile başlanır. Şair aileni bir “cennet bahçesine” benzetir. Şiirin devamında bu güzel, mutlu yuvada sıkılan kocanın dışarıda eğlenceye meyletmesi ve sonsuz itibariyle ailenin dağılmasından bahsedilir. Kahveni huzurlu aile müessesesinin düşmanı olarak gören şair, onu pislik ve tembellik yuvası olarak tasvir eder. Buraya gelen insanları kırlangıçların dili ile kınar:

Tavanın pervazı altındaki toprak yuvadan,

Bakıyor bunlara yan yan iki çift ince nazar:

“Ya sizin bir yuvanız yok mu?” diyor anlaşılan,

Dişi erkek çalışan yavrulu kırlangıçlar... (Düzdağ,1999:109)

M. Âkif’in bu manzum hikâyeyi insanla kuşu kıyaslayarak bitirmesi de manidardır. Kuş yuvasını tasvir etmekle şair emeğin ve aile hayatının insan hayatında ne kadar büyük önem arz ettiği mesajını vermeğe muvaffak olur.

M. Âkif çalışmayan, gününü gün eden, içki masalarından, sarhoş arkadaşlarından ayrıl­mayan, günlerle evine gitmeyen aile reisinin çoluk çocuğunu perişan ettiğini, bir yuva­nın dağılmasını “Meyhane” adlı manzum eserinde ustalıkla dile getirmiştir.

“Aile reisi” adını taşıyan bu insan artık meyhanenin daimi müşterilerinden birine çevrilir. Günlerle evine gitmez, hanımının ve çocuklarının durumu ile de ilgilenmez. Kapılarda çalışarak ekmek parası kazanan hanımının elinden son kuruşunu da alan, evin eşyaları­nı satıp parasını içkiye veren koca ailesinden habersizdir. Hem maddi, hem de manevi yönden sıkıntı çeken kızları belli yaş haddine gelse de, “Sarhoşun kızı” olduğundan, kü­çümseniyor ve dışlanır. Sarhoş baba yüzünden oğul da eğitimini yarıda bırakmak mec­buriyetinde kalır. Çünkü okulun parası ödenmiyor.

Çocuklar babalarının hatası yüzünden acı çekiyorlar. Cemiyetin bireyleri olan bu genç­ler daha çocuk yaşlarından psikolojik sarsıntı yaşıyor. Böyle bozuk psikolojili bireylerin bulunduğu toplum ne kadar sağlam olabilir. İşte M.Âkif de meseleye bu noktadan yak­laşarak, aile bireylerinin hataları cemiyetin kurulmasına, gelişmesine ciddi şekilde engel olduğunu belirtir.

M.Âkif “Asım” manzumesinde de kadına karşı yapılan haksızlıklardan bahseder. “Köse İmam”da olduğu gibi, burada da kadına istendiği zaman çıkarılıp atılacak bir ayakkabı gibi bakmaları M.Âkif’in tenkit hedefine çevrilmiştir.

Senin karım dediyin adeta papuç gibidir:

Biraz vakit taşınır, sonradan değiştirilir. (Düzdağ,1999:36)

“Asım” eserinde 65 yaşlı Paşa karısını boşayıp, evinde çalışan Elena adlı Rum kadınla ev­lenmek ve bütün devletini onun adına geçirmek ister.

Çoluğun var, çocuğun var, haremin namuslu;

Yaşın altmış beşi bulmuş, otur artık uslu.

Neren eksik, be adam, böyle ne var çıldıracak?

Karı derdiyle yıkılmaz bu kadar yıllık ocak? (Düzdağ,1999:329)

Bu durumu gören İmam, çocukların rızkını eğlence pençesinden kurtarmak için Paşa’dan büyük miktarda tazminat alır.

M.Âkif’in kadın ve aile konusundaki mesajlarının XX. asrın başlarında Azerbaycan şair ve yazarlarına tesiri

M.Âkif kadın ve aile konusundaki problemlerin çözümünü Peygamberimizin hadisle­rinden örnekler getirerek gösterir. Cemiyetin gelişmesinde, yükselmesinde, cehaletin ortadan kalkmasında, eğitimin yayılmasında kadının önemli rolünü gösteren M.Âkif, ço­cukları eğiten annelerdir, çocuklar da bizim geleceğimizdir. Sağlam aile sağlam cemiyet demektir mesajını verir.

Burada Azerbaycan’ın sevilen şairi- H.Cavit’in “Peygamber” eserinde kadına verdiği de­ğeri Peygamber efendimizin dilinden söylemesi çok manidardır.

Kadın, kadın?! Onu duymak, duyurmak isterken

Yakar düşüncemi bir şule, bir zehirli diken.

Bütün hayatı çiçeklendiren fakat o... niçin,

Niçin ezilsin o, bilmem niçin sürüklensin ?!

Kadın - güneş, çocuk - ay... Nuru ay güneşten alır.

Kadınsız ülke çabuk mahv olur, zavallı kalır.

Kadın eliyle fakat bahtiyar olur şu cihan,

O bir melek... Onu takdis eder büyük Yaradan.(Cavit,2005:191)

Kadının ailedeki yerini vurgulayan H.Cavit, M. Âkif gibi onun cemiyetin hayatında önem­li yeri olduğunu vurgular, H.Cavit yine M. Âkif gibi peygamber efendimizin hadislerine ve Kur’an ayetlerine istinat eder.

O pek sevimli, güzel, ince, nazlı bir hilkat,

Onun ayakları altındadır fakat cennet:

Kadın gülerse şu ıssız muhitimiz gülecek,

Sürüklenen beşeriyet kadınla yükselecek...(Cavit, 2005:192)

H.Cavit de M. Âkif gibi, aileyi sağlıklı bir toplumun temeli olarak kabul ettiğini belirtir. Çocuk geleceğin hazırlayıcısı olduğundan onların sağlıklı bir aile ortamında yetiştiril­meleri önemlidir. Aile, aile üyelerinin her biri için birer korunaktır.(Bolay,1986: 24) Bu bağın çöküşü en çok çocukları ve aileleri etkilemektedir. Bu da neticede toplumu, in­sanlığı etkiler.

H.Cavit de M. Âkif gibi kadının eğitim almasını, hak ve hukuklarını öğrenmesini arzu eder. Türk edebiyatında ilk defa olarak M. Âkif kadın haklarının korunmasına hukuki açıdan yaklaşır. Aynı yaklaşım Azerbaycan’ın büyük tiyatro yazarı C. Cabbarlı’da da görülmekte­dir. Bu şair ve yazarların daha çok A.Hamit’ten ve T.Fikret’ten etkilendiğini söyleyenlere daha bir delil gösterebiliriz. Elbette ki, Azerbaycan şair ve yazarlarına Hamit, Fikret, R. M. Ekrem ve diğerlerinin etkisi muhakkaktır. Fakat bu araştırma M. Âkif etkisinin daha çok olduğunu gösterir. Mesela, A.Hamit “Garam”in ilk yıllarını gösterirken, M. Âkif daha ileri giderek kadınları hukuka, eğitime ve bilgiye yöneltir. Türk Edebiyatında ilk defa bu manzumede M.Âkif kadın haklarının korunmasının hukuki yollarını göstermiş ve milleti gaflet uykusundan uyandırmağa çalışmıştır.

Bu cehalet yürümez; asra bakın; asr-ı ulum!

Başlasın terbiyeniz, ailelerden oğlum.

Sade hürriyyeti i’lan ile bir şey çıkmaz;

Fikr-i hürriyeti hazm ettiriniz halka biraz. (Rıdvanoğlu,2007:166)

C.Cabbarlı “Elmas” ve “Sevil” eserlerinde de kadının aile ve cemiyetteki sefaletini an­latır, kadının bir eşyadan farkı olmadığını mükemmel sahnelerle görüntülüyor. Fakat C.Cabbarlı da M. Âkif gibi kadının ezilmesini sakin seyredemiyor, onu ilme yönelterek, kendi hak ve hukuklarını öğrenmeğe ve korumaya çağırır. “Yuvayı dişi kuş yapar” fikri C.Cabbarlı eserlerinde kendini daha dolgun ifade eder.

Cemiyette ve ailede kadının müstesna rolünü aynı dönemde yaşayan Azerbaycan şair ve yazarları da M.Âkif gibi sağlam cemiyetin temelini sağlam aileye, sağlam aileyi de eğitimli, bilgili, akıllı kadına bağlıyor.

Sonuç

M.Âkifin 90 yıl önce gündeme getirdiği aile ve kadın problemi ne yazık ki, bu gün de aktüelliğini koruyor. Cemiyette kadınların yaşadıkları trajedileri polisle, cezayla durdur­mak tecrübelerden de gördüğümüz gibi mümkün değil. Bu mesele yalnız M.Âkif gibi büyük mütefekkirin gösterdiği yolla, İslâm ve Kur’an yolu ile çözülür.

Kaynaklar

  1. Akıncı, G. A.Hamit Tarhan(1954), “Hayatı, Eserleri ve Sanatı”, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi.
  2. Akseki, A.H (1966) “İslâm Dini” İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
  3. BOLAY, Süleyman Hayri (1986).“Mehmet Âkif’in Aileye Bakışı”,Türk Kültürü Dergisi. Sayı:24. Cilt:4.
  4. Cavit, Hüseyin (2005), Eserleri C.III, “Peygamber”, Lider Neşriyatı Bakü.
  5. Doğan, Mehmet (2006), Camideki Şair M. Âkif, İz yayıncılık, İstanbul.
  6. Düzdağ M.E (1999), Mehmet Âkif Ersoy, “SAFAHAT', İstanbul, Şule Yayınları.
  7. Haksal, Ali Haydar (2006), Âkif Duyuşlu Asım, İstanbul, İnsan Yayınları.
  8. Okay, Orhan (1989), M. Âkif,(Bir Karakter Heykelinin Anatomisi), Ankara.
  9. Öztürkmen N. M (1990), “Mehmet Âkif Ersoy ve Dünyası', Ankara, Kültür Bakanlığı.
  10. Rıdvanoğlu, (2007), Safahat, İstanbul, Saray Yayınları.
  11. Yetiş, Kazım (1992) M. Âkif’in Sanat, Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Sayı 65, Türk Fikir ve Sanat adamları Dizisi, Sayı7, Ankara.

Türkiye Yazarlar Birliği'nin vefatının 90. yılında Âkif'i anmak için düzenlediği bilgi şöleninin tebliğlerini içeren kitap, TYB'nin 45., Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 6. kitabı...

Bu haber toplam 149 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim