• İstanbul 32 °C
  • Ankara 35 °C

Dr. Nazif Öztürk: Tâceddin Dergâhı Şeyhi Osman Vâfî Efendi

Dr. Nazif Öztürk: Tâceddin Dergâhı Şeyhi Osman Vâfî Efendi
M. Âkif'in İçerisinde İstiklâl Marşı'nı Yazdığı"Kasr-ı Ebniye"yi İnşa Ettiren Tâceddin Dergâhı Şeyhi Osman Vâfî Efendi

Tâceddin Dergâhı, Ankara Tekke Ahmed Mahallesi'nde Şeyh Paşa Zaviyesi derununda Aziz Mahmud Hüdâyî (950/1543-1038/1628) halifelerinden es-Seyyid eş-Şeyh Tâceddin bin Tâceddin Mustafa el- Ankaravî tarafından XVII. yüzyılın ilk yarısında külliye halinde yaptırılmış ve vakfedilmiştir. Hayatta olduğu sürece dergâhın şeyhliğini, külliyenin banisi Tâceddinzâde Mustafa yapmıştır1. Tâceddinzâde Mustafa'nın Bursa'dan Ankara'ya hangi tarihte geldiği ve dergâhı ne zaman inşa ettirdiği kesin olarak bilinmediği gibi, doğum ve ölüm tarihleri de bilinmemektedir. Bu belirsizlikler arasında, arşiv vesikalarından ve tarihî olaylardan hareketle, Tâceddin Dergâhı'nın 1610da meydana gelen Hamamönü/Hacettepe yangınından sonra yapıldığını2, 1650'lerde cami ve dergâhın hizmete açık olduğunu, Şeyh Tâceddin Mustafa'nın 1664'de hayatta ve görevinin başında bulunduğunu söyleyebiliyoruz3. 

Kesin tarih verememekle birlikte, Evkâf-ı Hümâyûn Müfettişi Seyyid Mehmed Saadeddin'in 27 Rebiyülevvel 1270/1853 tarihli teftiş raporundan; şeyhimizin kız ve erkek çocuk bırakmadan vefat ettiğini ve şeyhlik görevinin “ecânibden''yani Tâceddinzâde Mustafa ile hiçbir irsiyet bağı bulunmayan Gizli Şeyh Mehmed Efendiye geçtiğini, Şeyh Mehmed'in vefatından sonra şeyhlik görevinin bu şahsın evlâd, evlâd, evlâdının ekber ve erşedine tevcih edildiğini, bu durumun Abdurrahman Efendi'nin 1130/1717 tarihinde türbedar tayin edilmesine kadar devam ettiğini anlıyoruz. Abdurrahmanîn vefatı üzerine oğlu Seyyid Şeyh Pîr Mehmed 1159/1746'da türbedarlık, 1161/1748'de de şeyhlik görevine atanıyor. 1188/1774 tarihinde "Kasr-ı yed''4 ile her iki görev oğlu Şeyh Osman'a geçiyor. Şeyh Osman'ın çocuksuz vefatı üzerine 1209/1794'de ciheteyn-i mezkureteyn Hacı Osman'ın oğlu Şeyh Mustafa'ya geçiyor. Mustafa'nın da çocuksuz ölümü üzerine şeyhlik görevi önce kardeşi Şeyh Mehmed'e buradan da 1220/1805 tarihinde Mehmed'in oğlu Şeyh Ahmed'e intikal ediyor. Şeyh Ahmed'in vefatında göreve ehil ve reşit es-Seyyid Süleyman Neş'et ve es-Seyyid Ahmed Şemseddin adında iki oğlu olduğu halde, görevin boşalması halinde ailenin erşet ve ekber evlâdına geçmesi gerektiğine ilişkin kadim teamüle uyularak, şeyhlik vazifesi 1243/1827'de kardeşi Şeyh Osman Vâfî Efendi'ye; buradan da 1270/1853'te oğlu Mehmed Şerif Galib'e geçmiştir5. Uzun bir görev süresinden sonra Mehmed Galib'in vefatı üzerine şeyhlik vazifesi 1317/1899'da oğlu Mustafa Tâceddin Efendiye intikal etmiştir6.Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının kararlaştırıldığı 2 Eylül 1925 tarihine kadar, Tâceddin Dergâhı şeyhlik görevini bu şahıs yürütmüştür.

Mehmed Âkif İstanbul'dan Ankara'ya geldiğinde, Âkif ve arkadaşlarına Tâceddin Dergâhı selamlık binasını tahsis eden şahıs, Şeyh Mustafa Tâceddin Efendi'dir. 1937'de Ankara'da vefat etmiştir ve mezarı Solfasol'dadır. Tâceddin Dergâhı şeyhlik görevinin üçüncü defa el değiştirdiği 1209/1794 tarihinden tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar geçen 131 yıl boyunca dergâhın şeyhlik görevi, Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin mensup olduğu bu ailenin elinde kalmıştır. 

Osman Vâfî Efendi'nin Hayatı ve Şeyhlik Döneminde Gerçekleşen Hizmetler 

1. Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin Hayatı 

Osman Vâfî Efendi AnkaralIdır. Babası kendisi gibi Tâceddin Dergâhı şeyhi olan Mehmed Efendi'dir. Ağabeyi Şeyh Ahmed'in vefatı üzerine şeyhlik görevi 1243/1827 tarihinde kendisine geçmiştir. 21 Muharrem 1243/1827 tarihli tevcih kararında Osman Vâfî Efendi'nin türbedarlık ve şeyhlik görevine tayini şu ifadelerle anlatılmaktadır: "Ankara Kasabasında vâki' Üsküdârî Seyyid Aziz Mahmud Efendi hülefâsından merhum Tâceddinzâde Mustafa Efendi, Tekke Ahmed Mahallesi'nde Şeyh Paşa Zaviyesi'nde bina eylediği dergâhın meşihatını kendi türbesinde türbedar olanlara bırakmıştır. Vazife-i muayyene ile türbedar ve zaviye şeyhi olan Seyyid Şeyh Ahmed bin Seyyid Şeyh Mehmed fevt olmakla müteveffâ-yi mezburun karındaşı Seyyid Şeyh Osman, Ankara Naibi Mehmed Nesim Efendi'nin ilâmı, Şeyhü'l-lslâm Kadızâde Mehmed Tahir Efendi'nin işaretleri mucibince fi yevm 21 Muharrem 1243 tarihinde şeyhlik görevine tayin edilmiştir" (Be\ge-3). Bu tayin kararından sonra, 1177/1763 tarihinden beri Tâceddin Dergâhı'nda postnişin olan şeyh efendilere Ankara damgası mukataa malından günlük on beş (15) akçe tahsisat verilmesi ilkesine uyularak, bu tahsisatı alması için, Osman Vâfî Efendi üzerine ayrıca ferman çıkartılmıştır. Her iki tevcih kararı, gereği yapılmak üzere evkâf ve harameyn muhasebeleri ile nişân-ı hümâyûn askerî ruznamçesine kaydedilmiştir (Belge-1,2)7.

ikinci el kaynaklardan öğrendiğimize göre, Osman Vâfî Efendi Safer 1258/ Mart 1842'de Ankara Müftülüğü'ne getirilmiştir. Aynı dönemlerde yaşayan ve şeyhimizden bir yıl sonra vefat eden Müderriszâde Sadullah el-Ankaravî (ö.l 271/1855), Osman Vâfî Efendi'nin Ankara Müftülüğüne atanmasına tarih düşmüştür, ilm-i nücûm sahibi Sadullah Efendi, Osman Vâfî Efendi'yi, zâhir ve bâtın bilgilerine sahip fazıl bir zat olarak övmektedir8. Bu tarihlerde Tâceddin Dergâhi şeyhlik görevi Osman Vâfî Efendi'nin üzerinde olduğunu göre, Ankara Müftülüğüne vekâleten atanmış olmalıdır. Osman Vâfi Efendi, "hilâf-ı rıza harekete ibtidar eylediği" gerekçesiyle evâhir-i Receb 1245/1829 tarihli fermanla Kayseri'ye sürgün edilmiş ise de9; 27 Zilhicce 1245 tarihinde affedilerek Ankara'ya dönmesine müsaade edilmiştir10. Çok hareketli bir hayatı olan Osman Vâfi Efendi bir ara Ankara İmar Meclisi üyeliği de yapmıştır11.

Bazı belgelerde "Hacı Osman Vâfî" denildiğine göre şeyhimizin hac farizasını yerine getirerek hacı olduğu anlaşılmaktadır12. Arşiv vesikalarında .ve hânigâh-ı mezkurpostnişini olan Hacı Osman Vâfî Efendi'nin ashâb-ı halden ve zi duâsına 'itinâ olunacak dâ'iyâneden bulunduğu..."ndan bahsedilmesi; şeyhimizin maneviyat sahibi ve duası istenen, saygıdeğer bir kimse olduğunu göstermektedir. 

Resmi evrak üzerinde imza attığı yerlerde unvanı, "Hâdimü’l-fukarâ, Osman Vâfipostnişin-i dergâhı hazret-i Tâceddîn-i Velî, Ankara" olarak yazılmaktadır. Mühründe ise “es-Seyyid Osman Vâfî Hakk lutfu kâfi"14 ibaresi yazılıdır. Demek ki, şeyhimizin adı Osman, nisbesi "Vâfî”,dir. 

"Sözünde duran, ahdini yerine getiren, güvenilir ve her bakımdan yeterli kimse" anlamına gelen “Vâfi" vasfı hemen isminin yanı başında ne kadar kimliğinin ayrılmaz bir parçası ise; “Allah'ın hoşnutluğu ve ihsanı yeterlidir” gerisi boş manasındaki "Hakk lutfu kâfi" cümlesi de eklemlenerek şeyh efendinin ismi etrafında, ulvî bir anlam bütünlüğü sağlanmıştır. İsminin sonuna eklenen sıfatlarda gözlenen anlam zenginliğine paralel olarak, devlet erkânı ve halk üzerinde büyük bir saygınlığa mazhar olan Şeyh Osman Vâfî Efendi, 27 yıllık bir hizmet süresinden sonra 1270/1853'te vefat etmiştir. Osmanlı dönemi teamüllerine göre mezarının Tâceddin Dergâhı haziresinde bulunması gerekir; fakat esas hazire tahrip edildiği için, diğer şeyh efendilerle birlikte Osman Vâfî Efendi'nin kabrini, bugün yerinde bulamıyoruz.

Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin vefatı üzerine şeyhlik kadrosuna, vazifeye ehil olan Mehmed oğlu Hanif Efendi'nin görevi niyabeten yürütmesi şartıyla, geride bıraktığı tek erkek evlâdı olan dokuz (9) yaşındaki oğlu Mehmed Şerif Galib (1844-1899) atanmıştır (Belge-4,5). Bu tayin kararına, Osman Vâfî Efendi'den önce şeyh olan kardeşi Şeyh Ahmed'in oğlu esSeyyid Ahmed Şemseddin Efendi şu gerekçelerle itiraz etmiştir: 

"...Babamız es- Seyyid Ahmed Efendi, berat-ı âli ile şeyh iken vefat etmiştir. Vefatında ben ve ağabeyim Süleyman Neş'et Efendi mevcut ve göreve ehil iken, ciheteyn-i mezkureteyne bizler tayin edilmedik. Eski teamüle uyularak şeyhlik görevi ailenin büyüğü olan amcamız esSeyyid Osman Hatife'ye tevcih edildi. Amcamızın vefatı üzerine şeyhlik vazifesi kadim teamül uyarınca ağabeyim Süleyman Neş'et Efendi'ye geçmesi gerekirken, Ankara Meclisi azasından bazı kimselerin girişimleri sonucu, mahallinden takdim olunan teklif doğrultusunda çocuk yaştaki Şeyh Osman Vâfî'nin oğlu Mehmed Şerif Calib'e tevcih edilmiştir. Haksız olan bu tayin kararından vazgeçilerek görevin ağabeyim es-Seyyid Süleyman Neş'et Efendi'ye verilmesi gerekir..."’5Seyyid Ahmed Şemseddin Efendi bu doğrultuda yazdığı dilekçeyi, gereği yapılmak üzere Sadaret'e göndermiştir.

Konunun mahallinde tetkik edilmesi için, Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti Müfettişi es-Seyyid Mehmed Saadeddin Efendi görevlendirilmiştir, ilgili bütün taraflarla görüşen müfettiş; “...Bu durumdaki görevlere mutasarrıf olanlardan vefat edenlerin hak sahibi yetişkin büyük evladı mevcut olduğu takdirde görevin bu şahsa verilmesi, evlad-ı sagîri olanların ise bi'nniyabe edâ-yı hizmet ettirilmek (küçük yaştaki çocuk yetişkin hale gelinceye kadar görevin vekâleten ehil bir kimse tarafından yürütülmesi kaydıyla) üzere veled-i sagîre vazifenin intikal edeceği 1255/1839 tarihli Nizamname’6 ile karar altına alındığını gerekçe göstererek.. (Belge-6) şeyhlik görevinin Mehmed Şerif Galib'e tevcihinin uygun olduğu sonucuna varmıştır17. 

2.0sman Vâfi Efendi'nin Şeyhlik Döneminde Gerçekleşen Hizmet ve Olaylar 

Es-Seyyid eş-Şeyh Osman Vâfî Efendi, Tâceddin Dergâhı şeyhleri arasında külliyenin bânisi ve ilk şeyhi Tâceddin bin Tâceddin Mustafa el Ankaravî'den sonra en kudretli şeyhtir. Şeyhlik döneminde Tâceddin Dergâhı'nın kurumsallaşması, mevcut yapıların onarımı, ek binaların inşası ve istikrarlı gelir kaynaklarına kavuşturulması konularında bir dizi gelişmeler olmuştur. Osman Vâfî Efendi'nin şahsiyetinin daha iyi anlaşılması için yaşanan bu gelişmeleri tarih sırasına göre gözden geçirmemizde büyük yarar bulunmaktadır. 

a.Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin Kayseri'ye Sürgüne Gönderilmesi ve Affı 

Şeyh Osman Vâfî Efendi Tâceddin Dergâhı şeyhliğine tayininden yaklaşık iki yıl sonra, "hilâf-ı rıza harekete ibtidar eylediği" gerekçesiyle sürgüne gönderilmiştir. "Yürürlükteki mevzuata ve o günün yönetim anlayışına göre yapılması uygun olmayan bir harekete teşebbüs etmek" anlamına gelen bu ifadeden ne kast edilmektedir; fermanda herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Anlaşılan, suç her ne ise işlenmemiş fakat “suça azmetme/ azmettirme teşebbüsü/fiili" tespit edilerek harekete geçilmiş ve kanuna karşı muhalefet ettiği için (li ecli't-te'dib) Şeyh Efendi sürgün edilmek üzere tutuklanmıştır. Tutuklama ve sürgün kararını hükme bağlayan fermanın tahlilinden. Şeyh Efendi'nin arzu edilmeyen hareketlere teşebbüs ettiği kanaatine varan Ankara Mütesellimi Mehmed Mes'ut'un durumu İstanbul'a bildirdiği, konunun Şeyhü'l-islâm Besicizâde Mevlânâ Abdulvehhâb tarafından araştırıldığı ve divân-ı hümâyûnda görüşüldükten sonra"suça azmetme fiili"n\n gerçekleştiği kanaatine varıldığı anlaşılmaktadır. 1245 yılı Receb sonunda alınan sürgün kararı, 24 Ramazan 1245/1829 tarihinde uygulamaya konulmuş ve çavuş marifetiyle Şeyh Osman Efendi Kayseri'ye gönderilmiştir (Belge 7)18

Henüz Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti evrakı tasnif edilerek araştırmacıların tetkikine sunulmadığı için, Mütesellim Mehmed Mes'ut'un arzına gerekçe olan ilk kademe evrakını, Şeyhü'l-islâm'ın kanaat izhar ederken hangi delillere dayandığını, divân-ı hümâyun kararının müsdenidâtını bilemiyoruz. Bu bakımdan şu safhada "hilâf-ı rıza harekete ibtidar etmek"ten neyin kast edildiğini kesin bir dille söylemek mümkün değildir. Fakat bu konularda ilk akla gelen husus, 1242/1826'da Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla birlikte Bektaşiler üzerinde yoğunlaşan baskılar oluyor. Şeyh Efendi'nin sürgün yılı olan 1245/1829 tarihinde, üç yıl önce Bektaşî tekkeleri üzerine düşen ateşin alevi sönse de, hâlâ dumanı tütmektedir19. Böyle bulanık dönemlerde çekemeyenler, kıskananlar, menfaatine halel gelenler hemen harekete geçerler. Gammazcıların, Şeyh Osman Vâfî Efendi hakkında Bektaşî meşrep davranışlara teşebbüs etmek ithamında bulunmuş olmaları, bize uzak bir ihtimal olarak gözükmüyor

Şeyh Osman Vâfî Efendi, Kayseri'ye sürgün edilmesinden üç buçuk ay sonra; "ailesi ve çocuklarının mahzun oldukları, kendisinin de pişman olduğu ve ıslâh-ı nefs ettiği; şayet merhameten affedilirse, kendi halinde evinde padişah hazretlerinin saltanatının devamı için dua edeceği, aynı zamanda 'iyâl ve evladının da sevindirilmiş olacağı" gerekçesiyle 5 Muharrem 1246/1830 tarihli fermanla affedilmiştir (Belge-8)20. Fermanda her ne kadar evinde oturması kaydıyla Ankara'ya dönmesinden bahsediliyorsa da, Şeyh Osman Vâfî Efendi, sürgün sırasında uhdesinden alınmayan Tâceddin Dergâhı şeyhlik görevine dönmüş ve şeyhlik döneminde çok önemli gelişmeler olmuştur. 

b.Şeyh Osman Vâfi Efendi Döneminde Tâceddin Dergâhı'na Kazandırılan İlave Gelirler

Bilindiği gibi Tâceddin Dergâhı'nın vakfiyesi ve istikrarlı bir şekilde gelir kaynakları bulunmamaktadır. Ankara malikâne mutasarrıfı el-Hac Mehmed Subhi Efendi'nin teklifi ve defterdâr-ı şıkk-ı evvel el-Hâc Rakım Efendi'nin ruûs-ı hümâyûna arzıylal 177/1763 tarihinde miktarı, sikke-i örfî 44 para,10 akçe yükseltilen Ankara mukataa malından yapılan günlük 15 akçe21 ile zaman zaman Ankara mal sandığından yapılan aktarmalar22 ve eyalet valilerinin ihsanlarına23 ilaveten Osman Vâfî Efendi'nin şeyhlik yıllarında önemli miktarlarda ilave gelir kalemleri ihdas edilmiştir. Sağlanan gelir kalemlerinin başında, 1 Rebiyülâhir 1252 senesinden itibaren Sultan II. Mahmud (1808-1839)'un kendi vakfından her ay derviş ve misafirlerin yemek bedeli olarak ödenmesi kararlaştırılan 200 kuruş gelmektedir. 

Belgede bu husus şöyle anlatılmaktadır: "Tâceddinzâde HânikâhTnın vâridatı olmadığından taamiye bedeli olarak iki yüz elli iki (1252) senesi şehri Rebiyülâhir güneşinden itibaren Cennetmekân Sultan Mahmud Hân-ı Sani tâbe serâhu hazretlerinin evkâf-ı Celilelerinden bâ irâde-i seniyye, mahiye ikişer yüz kuruş tahsis olunmuştur. Tekkede kim şeyh olursa bu meblağın onun marifetiyle tahsil ve taamiyeye sarf edilebilmesi için, şeyhlik tevcihine ilaveten ayrıca beraat i'tası gerekmektedir"24. Nitekim bu tarihten sonra Tâceddin Dergâhı'na her kim şeyh olarak tayin edilmişse, bu tayin kararına ilaveten bu paranın tahsili ve harcanması için ayrıca irâde-i seniyye çıkartılmıştır. Belgelerde geçen “ciheteyn-i mezkûreteyn" ifadesinden maksat, şeyhlik görevine yapılan atama ile bu paranın tasarrufuna yetki veren tevcih kararıdır.

Devamının gelip gelmediğini şimdilik bilmediğimiz diğer bir gelir kalemi de, 1259/1843 senesi Teşrîniûlâ başından 1260/ 1844 Şubat sonuna kadar her ay beş yüz (500) kuruştan iki bin beş yüz kuruşun makbuz karşılığında, Ankara vergi gelirlerinden Şeyh Osman Vâfî Efendi'ye ödenen paradır. Mahsup arzında verilen bilgilerden aynı tarihlerde Ankara Mevlevîhanesi postnişini es-Seyyid eş-Şeyh Mehmed Efendi'ye her ay 734'er kuruştan 3670 kuruş, Çorum'da sakin Ethem Baba'ya da aylık 100 kuruştan 600 kuruş olmak üzere, üç dergâha toplam 6770 kuruş ödendiği kayıtlıdır (Belge-9)25

Bir örnek olması açısından, paranın tahsil edildiğine dair Ankara Malsandığı'na verilen 11 Muharrem 1260/1844 tarihli senede bakmakda yarar bulunmaktadır. Bu senette aynen şunlar yazılıdır: * ..Medine-i Ankara'da defin-i hâk-ı 'ıtırnâk olan Tâceddinzâde-i Velîkuddise sırrahu hazretlerinin dergâh-ı feyz-i penâhinde fukarâ ve dervişân ve misafirâna it'âm-ı taam olmak üzere bâ fermân-ı âli ihsân-ı hazret-i şehinşahi olan, beher mâh beşyüz (500) kuruştan işbu altmış (1260) senesi Kânunusâni mâhiyesi bervechi bâlâ beşyüz (500) kuruşun Ankara Eyâleti (Mal) sandığından ahz ve kabzımızı müşir iş bu senedi verilmiştir. 11 Muharrem (12)60. Hâdimüi-fukarâ, Osman Vâfipostnişîn-i dergâh-ı hazret-i Tâceddin-i Velî, Ankara. (Mühür): es-Seyyid Osman Vâfi, Hakk Lütfü Kâfi" (Belge-10)26.

c.İstiklâl Marşı'nın Yazıldığı "Kasr-ı Ebniye" Şeyh Osman Vâfî Efendi Döneminde Yapılmıştır

Gazeteci Orhan Karaveli tarafından, kendi ailesine paye çıkartmak adına gerçekler çarpıtılarak imam meşrutası/lojmanı gösterilen ve halen "Mehmed Âkif Müze Evi"27 olarak kullanılan bina, Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin gayretleriyle O'nun şeyhlik döneminde yaptırılmıştır. Tâceddin Külliyesi, Hacı Bayram-ı Velî Camii ve Ankara Mevlevihanesi'nin Ankara İmar Meclisi'nde onarım kararının alındığı 2 Şaban 1261/ 5 Ağustos 1845 tarihinde Osman Vâfi Efendi, Tâceddin Dergâhı şeyhlik görevine ilaveten, diğer semavî dinlerin liderleriyle birlikte bu meclisin üyesidir28

Tanzimat'ın ilanından sonra mahallî meclisler, merkezde alınan yenileşme kararlarının halka benimsetilmesi açısından hem üyelerinin kompozisyonu hem de biçilen rol bakımından etkin hale getirilmiştir. Tanzimat'la birlikte meclislerin başkanlıkları 'ulemadan (kadı) alınarak, idare adamlarına (valiler, muhassıllar, kaza müdürleri) verilmiş, mahallî meclislere dâhil edilen dinî reisleri ve kocabaşları vasıtasıyla gayr-i müslim tebaanın yönetimde söz sahibi olması sağlanmıştır29. Nitekim onarım kararlarının alındığı ve “kasr-ı ebniye"ri\r\ yapımının kararlaştırıldığı Ankara imar Meclisi kararının altında, Şeyh Osman Vâfî ve diğer yetkililerle birlikte Musevîlerin, Ermenilerin, Katoliklerin ve Rumların temsilcileri de bulunmaktadır. 

Taşradaki eşraf ve ayanın meclislere seçimi veya bürokratik kadrolara atanmalarının sebebi, bu kesimlerin yerel dinamikleri çok iyi bilmeleri ve merkezle kurdukları patronaj ilişkileridir. Rızaya dayalı bu mutabakatla, reformların uygulanması ve merkezî yönetim anlayışının hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Artık mahallî meclisler, Tanzimat'la başlatılan reformların uygulanmasında merkezî otoriteyi taşrada temsil etmektedir. Merkezî yönetim anlayışını benimseyen devlet, bu düzenlemelerle yerel nüfus sahiplerini meclislere alarak, mahallî güçlerle tarihî bir uzlaşmaya gitmiştir30. İşte böyle bir dönemde Ankara imar Meclisi üyesi olan şeyhimiz, tarihin kendisine sunduğu bu imkânı değerlendirerek, üç müessesât-ı hayriyenin onarım kararı içerisine, önemli misafirlerini kabul edip ağırlamada ihtiyaç duyduğu selamlık binası (kasr-ı ebniye)nın yapılmasını dâhil ettirmiştir. Çünkü halkın istekleri doğrultusunda söz konusu yapıların bakım ve onarımlarının gerekli olduğuna dair, Ankara İmar İdaresi mühendislerinin hazırladığı ve meclis kararının dayanağını teşkil eden 29 Muharrem 1261/1845 tarihli teknik raporda31 "kasr-ı ebniye"nin inşasından bahsedilmemektedir. Bu durum, selamlık binasının yapımında Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin etkisini açıkça göstermektedir.

Ankara İmar Meclisi kararında, Hacı Bayram-ı Velî türbesinin onarımı ve camiin noksan olan çerçevelerinin değiştirilmesi ile Mevlevihane Tekkesi'nin tamir edilmesi, dervişlerin ve misafirlerin binek hayvanları için yenibaştan ahır inşa edilmesi dâhil, yapılması gereken tamirat kalemleri keşif bedelleriyle birlikte verildikten sonra, Tâceddin külliyesi hakkında aynen şöyle denilmektedir: "...Tâceddin-i Velî hazretlerinin dahi hânigâh-ı feyz-i iktinâhları ta'miri ile türbe-i şerifinin bi'l-icâb tevsi'i ve ilavesi iktiza eden fevkani iki oda ve tahtani bir kahve ocağını müştemil "kasr-ı ebniyesi"inşası ile fukara odası ve taşra(daki) türbenin ta'miri masârıfâtı bâ tahmin yirmibeş bin üçyüz seksenbir (25.381) kuruşa baliğ olmuş(tur)"32

Gerek meclis kararından ve gerekse Ankara imar İdaresi mühendislerinin raporlarından bu tarihe kadar Tâceddin Dergâhı selamlık binasının olmadığı, ancak ihtiyaca binaen inşasının gerektiği anlaşılmaktadır. Meclis kararı ve teknik raporda,“Mürûr-u eyyam ile bazı mahalleri harâbolmuş ve bazı mahallerinin dahi tevsi' ve termimiyle bazı ebniyenin ilâve-i inşâiyesi icâbetmiş olduğundan ve bunların tamiratına meşruta vakıfları (vakıf gelirleri) olmadığından" bahsedilmektedir. Belgenin devamında, "bu eserlerin böyle harap ve perişan bir vaziyette bırakılarak keramet sahibi bu aziz kişilerin ruhaniyetlerinin incitilmemesi ve ahalinin bu konudaki hassasiyetlerine uyulması istenmekte;yapılması gereken onarım ve inşaatların tamamlanması halinde, burada bulunan fukara ve dervişânın devletin bekası için dua edecekleri" anlatılmaktadır. Bu sebeple her iki belgede de tamir ve termim için gereken paranın ülke genelinde başlatılan imar faaliyetleri çerçevesinde başka kalemlerden karşılanması istenmektedir33

Meclis kararı ve eklerinin Sadaret'e arzından sonra, söz konusu onarımların yapılması ve yeni baştan inşa edilecek binaların biran önce bitirilmesi için, keşif dosyaları konunun esas sahibi olan Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti'ne 26 Zilkade 1261 tarihinde intikal ettirilmiştir34

Bu muamelelerin cereyanından dokuz yıl sonra bir şikâyet üzerine Tâceddin Dergâhı'nin teftişini yapan Nezâret Müfettişi es-Seyyid Mehmed Saadeddin tarafından düzenlenen 27 Rebiyulevvel 1270/1853 tarihli teftiş raporunda, "zaviye-i mezkure el-yevm mevcut ve ma'murolub, ikiyüz ellialtı (1256) senesi ibdidasından altmışsekiz (1268) senesi gayetine değin lâzim gelen muhasebesi rü'yet olunarak defter-i mumziyesi ilerüde takdim kılınacağı"35 anlatılmaktadır. Teftiş raporunda geçen bu ifadelerden, keşif raporları doğrultusunda dergâhın bakım ve onarımlarının yapıldığı, selamlık binasının inşaatının tamamlandığı, mutfağın kaynadığı, gelirin tahsil edildiği, harcamaların yapıldığı ve muhasebe kayıtlarının tutulduğu, bir bütün halinde Tâceddin Külliyesi'nin hizmete açık olduğu anlaşılmaktadır.

Haberleşme ve ulaşım imkânlarının sınırlı olduğu o dönemlerde, Osmanlı ülkesinde başlatılan imar ve onarım hareketlerini Yıldız Sarayı'ndan takip etmek amacıyla II. Abdulhamid (1876-1909)'in usul haline getirdiği, bakıma alınan yapıların onarım öncesi ve sonrası fotoğraflarının alınması kuralı doğrultusunda, kendi döneminde yapılan onarımın başlangıcında çektirdiği resimde selamlık binası, bugünkü yerinde açık bir şekilde görülmektedir (Fotoğraf-1)36

Eşref Edib'in, Mehmed Âkif'in ikâmetine tahsis edilen ve içerisinde istiklâl Marşı'nı yazdığı bu binayı tarif ederken anlattığı hususlarla belgede verilen bilgiler ve II. Abdulhamid fotoğraf koleksiyonu arasında bulunan resimdeki görüntü tamamen örtüşmektedir. Eşref Edib aynen şunları yazmaktadır: "Dergâh deyince dervişler, âyinler hatıra gelmesin. Eşraftan birinin âdeta selâmlık dairesi. Ufak bir köşk gibi muntazam yapılmış. İçi dışı boyalı. Döşenip dayanmış, güzel ve geniş bir bahçesi var. Türlü türlü meyveler. Önünde bir şadırvan, şırıl şırıl sular akıyor."37 

Basit bir gözlemle mevcut yapıların fotoğrafta görünenlerden çok farklı olduğu hemen anlaşılmaktadır. II. Abdulhamid kendi özel serveti olan hazine-i hassadan tahsis ettiği 60.000 küsur kuruşla, 1310/1892-1319/1901 tarihleri arasında camii, minare ve türbe yıkılarak temelden itibaren yenibaştan yapılmıştır. Bu durum, fotoğrafta görülen eski yapılarla yeni binaların mukayesesinden, süreli yayınlarda yer alan haberlerden38 ve türbe kısmının giriş kapısı üzerinde bulunan kitabeden anlaşılmaktadır. 

d.Şeyh Osman Vâfî Tâcî Evradını Tasdik Etmiştir 

Bilindiği gibi "evrâd" kelimesi "vird"'in çoğuludur. Allah'a yakınlaşmak amacıyla belirli zamanlarda ve belli sayıda yapılan duâ ve zikri ifade etmektedir. Tasavvuf terimi olarak; bir pîr veya şeyh tarafından düzenlenmiş olan, tarikat mensuplarının her gün veya belirli zamanlarda okudukları ayetler, salavat ve esmâdan oluşan duâ demektir. Bizzat tarikat kurucuları tarafından tertip edilirdi39. Evrâd ferdî olarak okunduğu gibi, tekkelerde namaz vakitlerinde (Tâceddin Dergâhı'nda sabah namazından sonra okunuyordu) veya zikir başlamadan önce şeyhin yönetiminde topluca okunabiliyordu. 

Bağımsızlığımızın sembolü ve millî mutabakat metnimiz olan İstiklâl Marşı'nın yazıldığı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Mehmed Âkif'in misafir edildiği mekân hakkında yeni kuşakları belirsizliklerden kurtarmak adına, iki yıldır mikro tarihçilik ilkeleri doğrultusunda, Tâceddin Dergâhı hakkında çalışıyorum. Bu zaman içerisinde hepsi de yazma olan, Tâceddin bin Tâceddin Şeyh Mustafa el-Ankaravî'nin tertip ettiği, Arapça "Evrâd-ı şerif"ten yedi nüshayı tespit etmiş ve mikro filmlerini almış bulunuyorum. Tâcî Evrâdı, önümüzdeki dönemde,"Tâceddin Dergâhı'nda Uygulanan Eğitim Metodu" başlığı altında ayrı bir çalışma olarak ele alınacaktır.

Celvefî/Tâcî tarikatında seyr-i sülûkunu tamamlayan müridlere, ders verebileceklerini ve Tâcî Evrâdı'nı okutabileceklerini göstermek için düzenlenen icazet vesilesiyle şu ana kadar tespit edebildiğim yedi nüshadan ikisinin altında Şeyh Osman Vâfî'nin isim ve imzası bulunmaktadır. Bu durum, o satırlarda adı geçen şahsa icazet verilmesinin yanında, Tâcî Evrâdı'nın aslına uygun bir nüsha olduğunu tasdik anlamını da taşımaktadır. Şu anda bizi, işin bu tarafı ilgilendirmektedir.

Metin altında istinsah eden kâtibi ve çoğaltma tarihi belli olmayan Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi koleksiyonu arasında 4172 numarada kayıtlı olan nüshanın birinci sayfasında, "şeyhim ve üstazımın bana icazet verdiği gibi sana icazet verdim"; eşŞeyh Osman Vâfî Ankaravî, Postnişîn-i Dergâh-ı Tâceddin40 ibaresi yer almaktadır. Ancak Evrâd'ın başında bulunan bu ibarenin, kâtibi ve yazı sitili değişik olduğundan, sonradan ilave edildiği anlaşılmaktadır. 

Transkripsiyonu ile birlikte Sadi Bayram tarafından yayımlanan41 evrâdın müstensihi Bahâeddin Nakşibendî Türbedârı Hafız Haşan Şükrü'dür. İstinsah/çoğaltma tarihi 1268/1851 'dir. Bu nüshanın tasdiki, el-Hâc Mustafa Efendi'ye icazet verilmesi sebebiyle yapılmıştır. Tasdikte hem imza, hem de mühür yer almaktadır. Bu kısmın transkripsiyonu aynen şöyledir: "Ezentü leke iznen tâmmen, yâ nûri aynî el-Hâc Mustafa Efendi. İkra'hezihi'lEvrâdı'ş-Şerîfi bade edâ-i selatü'l-fecr bi-hulûsi'l-kalb. Yuhassilu amaleke ve yüsellimu'zzamani fi dâreyni. Amin ya muin. İnşâ-Allahu teâlâ V'allahu'l-hâdî ilâ sebili’r-reşâd. Sene, semân ve sittîn ve mieteyn ve elf (1268)". Hâdimu'l-fukarâ' Şeyh Osman Vâfî, Postnişîn-i Dergâh-ı Tâceddîn-i Velî. Ankara. (Mühür): Seyyid Osman Vâfî, Hakk lutfu kâfi.

Harrerehu'l-fakîrü'l-fukarâ' Hafız Haşan Şükrü. Türbedâr-ı Nakşibendî Bahâeddîn kaddesallâhu sırrehu ve nefe'anallahu bi şefâ'atihi. Amîn yâ muin42. 

Bu iki evrâdın başında ve sonunda Şeyh Osman Vâfî Efendi'nin isim, imza ve mührünün bulunması, bu nüshaların aslına uygun olduğunu göstermesinin yanında; bize, diğer nüshaları kontrol etme imkânı da vermektedir. 

Sonuç

Şeyh Osman Vâfî Efendi Ankaralıdır. Babası kendisi gibi Tâceddin Dergâhı şeyhlerinden Mehmed Efendidir. Ağabeyi Şeyh Ahmed'in 1243/1827 tarihinde vefati üzerine, şeyhlik görevi aynı tarihte kendisine tevcih edilmiştir.Tâceddin Dergâhı'nda 27 yıl şeyhlik yaptıktan sonra 1270/1853 tarihinde vefat etmiştir. Şeyhlik görevi, tek erkek evlâdı olan çocuk yaştaki oğlu Mehmed Şerif Galib'e geçmiştir. 

Şeyh Osman Vâfî Efendi renkli bir kişiliğe sahiptir. Akranlarının verdiği bilgiye göre, iyi bir eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Dinî, dünyevî ve tasavvuf! bilgileri tahsil etmiş, saygıdeğer ve faziletli bir kişidir. Ünvanı, "Hâdimü'i-fukarâ, Osman Vâfî postnişîn-i dergâhı hazret-i Tâceddin-i Velî, Ankara" olarak yazılmaktadır. Mühründe ise, "es-Seyyid Osman Vâfî, Hakk lutfu kâfî" ibatesi yer almaktadır. Demek ki, şeyhimizin adı Osman, nisbesi "sözünde duran ve güvenilir"anlamına gelen Vâfîdir. Nisbesinin sonunda ise, "Allah'ın hoşnutluğu ve ihsanı yeterlidir, gerisi boştur" manasında 'Hakk lutfu' kâfi cümlesi vardır.

"Arzu edilmeyen hareketlere teşebbüs etmek" ithamı ile bir ara Kayseri'ye sürgün edilmiş ise de, üç bucuk ay sonra affedilerek Ankara'ya dönmesine müsaade edilmiştir.

Hac farizasını yerine getirdiği anlaşılan Osman Vâfî Efendi, Tanzimat sonrasında Ankara İmar Meclisi üyeliğine seçilmiştir. Bu görevde iken Hacı Bayram Camii ve türbesi ve Ankara Mevlevihanesi ile birlikte,Tâceddin Dergâhı'nın onarımına ilişkin meclis kararına; önemli misafirlerini kabul edip ağırlamakta ihtiyaç duyduğu selamlık (kasr-ı ebniye) binasının yapımını ilave ettirmiştir. Böylece Kurtuluş Savaşı yıllarında Mehmed Âkif ve arkadaşlarının misafir edildiği ve içerisinde İstiklâl Marşı yazılan, hâlen “MehmetÂkif Müze Evi" olarak kullanılan iki katlı binanın Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti tarafından yapılması sağlanmıştır.

Es-Seyyid eş-Şeyh Osman Vâfî Efendi, Tâceddin Dergâhı şeyhleri arasında, külliyenin bânisi ve ilk şeyhi olan Tâceddin bin Tâceddin Mustafa el-Ankaravî'den sonra en kudretli şeyhdir. Şeyhlik döneminde Tâceddin Dergâhı'nın kurumsallaşması, mevcut yapıların onarımı, ek binaların inşası, istikrarlı gelir kaynaklarına kavuşturulması ve Tâcî/Celvetî evrâdının tasdiki konularında önemli gelişmeler olmuştur. Hülâsâ Şeyh Osman Vâfî Efendi, ilim ve maneviyat sahibi, duası müstecap, merkezî ve mahallî yöneticilerin saygısını, halkın bağlılığını kazanmış, himmeti istenen hürmete lâyık bir kimsedir. Ruhu şâd olsun.

Mehmet Âkif: Edebî ve Fikrî Akımlar/3. Mehmet Akif Ersoy Bilgi Şöleni’nde sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesi ile oluşan kitap TYB'nin 39, Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 3.kitab

https://kitap.tyb.org.tr/kitap/akif3edebivefikri.pdf

Bu haber toplam 218 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim