Fatma Buse Civan: Saatleri Ayarlama Enstitüsü Eserindeki Varoluşçu Temalar Üzerine

Fatma Buse Civan: Saatleri Ayarlama Enstitüsü Eserindeki Varoluşçu Temalar Üzerine
Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde çokça karşımıza çıkan ‘’arafta kalmış’’ insan tiplemesi, dönemin Türkiye’sine genel bir bakıştır.

Birbirinden farklı karakter betimlemeleriyle ve garip ama bir o kadar da tanıdık gelen olay örgüsüyle her okuyanın kendinden yansımalar bulduğu bu roman, Türk edebiyatında varoluşçu felsefenin izlerini taşıyan önemli eserlerden biridir. Varoluşçuluk Tanpınarda, ‘’geçmişe sığınma, estetiğe yönelme, medeniyeti anlama ve soğurma çabası’’ olgularıyla kendini ortaya koyar. (Kahraman, 2000) Geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış, şimdide yaşam mücadelesi veren Hayri İrdal’ın hayatına, duygu değişimlerine, iniş ve çıkışlarına tanık olduğumuz bu eser, okuyucuyu ana karakterin varoluş yolculuğuna davet eder.

İrdal, hayatına ve yaşamına değer atfetmek için diğerlerine ihtiyaç duyar. Özünü başkalarının yardımlarıyla oluşturur. Çevresinden etkilenmiştir fakat bir otantikliği de vardır. Giydiği kıyafetler, aldığı unvanlar, çevresi ne kadar değişirse değişsin özünde sadece Hayri İrdaldir. Kendine yabancılaşıp başkalarının karakterine büründüğü anlar olur. Ama aslında bu da kendi özünü yaratırken geçmesi gereken başka bir yoldur. Çünkü farklı haller, kişilikler deneyerek kendisi için en iyisini bulmaya çalışır ve bulduğunda kendisini o özellik üzerinden inşa etmeye devam eder. Deneye deneye şahsiyetini, artık yabancılık duymayacağı özü meydana getirir. Varoluş yolunda başkalarıyla yolu kesişse de önemli olan kendi özüne odaklanmak, yolundan sapmamaktır.

İnsan ilk önce ‘’Ben neyim?’’ sorusunu sorarak kendi gizemini çözmeli, şahsiyetini oluşturmalı ve bir şuura sahip olduktan sonra öteki benin varoluş serüvenine katkıda bulunmalıdır. İnsanı tamamlayan, ona kendini hatırlatan ve aynı değerleri paylaştığı bir de sen vardır. Bir şahsiyet varlığı olarak birey tek başına da tabii ki önemlidir fakat ben, sen ile bir olduğunda varoluş kolaylaşır, anlamlanır. Sen, benin varlığını pekiştirmesinin anahtarıdır. Ontolojik bir gereklilik olarak ben kendi varoluşunu, sen de kendi varoluşunu gerçekleştirir, bir araya geldiklerinde varlığın sırrına bir adım daha yaklaşırlar. Ben ve sen birleştikten sonra hakikat arayışı daha meşakkatsizdir. Çünkü biz varsa, gayretler mana kazanır. İnsan onu en iyi anlayanla yoldaştır. Bu yolculukta öteki ve diğeri kalmamıştır artık ben ve sen vardır. Sartre ‘’öznelerarası’’ dediği evrenden bahseder. Burada benden ziyade bir de sen vardır ve senin varlığı beni, benin varlığı ise seni etkiler. (Sartre, 2020) Diğerlerinin varlığı insanı rahatlatabilir öte yandan korku da verebilir. Benliğini bulmak üzere çıkılmış bu yolda diğer benliklerle karşılaşmak, yolun aynalarla kaplı olduğu hissini uyandırabilir. İrdal, İnsanların birbiriyle anlaşmasının neredeyse imkânsız olduğundan bahseder. Tanpınar’ın ‘’İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir.’’ sözü ile Sartre’ın ‘’Cehennem başkalarıdır.’’ sözü birbirleriyle bu anlamda benzeşir. İnsan için insandan daha tehlikeli bir şey yoktur ama saadet de yine insandadır. Varoluş yolunda karşımıza çıkan insan, engel de olabilir, düştüğümüzde kaldıranda.

Varoluşçu kavramlardan akıl-dışılık kavramına Ahmet Zamani Efendi örneği verilebilir. O, Hayri İrdal ve Halit Ayarcı tarafından yaratılmış bir karakterdir. Bir süre sonra herkes, onu uyduranlar da dahil gerçekten var olduğuna inanmaya başlarlar. İspritizma Cemiyetinden Murat ve Afroditinin halası gibi sözde diğer dünyadan çağırılan ruhlar da birer gerçek oluverirler. Bu durum insanları rahatlatır çünkü bedenen yok olsalar bile ruhen var olmaya devam edeceklerini ve başkaları tarafından fark edileceklerini düşünürler. Bu, akıl dışı bir çelişkiye yol açar. Çünkü us uyuşmazlıkla karşılaştığında saçmayı fark eder ve bu uyanış özü bulmada karamsarlığa neden olabilir. Şerbetçi Elması hikâyesinde de bir akıl dışılık mevcuttur. Bu İrdala kaygı verir. Çünkü abesle karşılaşmıştır. Bu abes bilinmezdir. Bilinmeyen şey korkuya ve kaygıya neden olur. Kierkegaard kesinliği olmayan, belirsiz şeyin kaygı oluşturduğunu söyler. İrdal kızının, onu hak etmeyen biriyle evlenmek istemesinden ötürü de kaygılıdır, enstitüyü açtıklarında da kaygı duyar fakat itiraz etmekten başka bir şey yapmaz. Baldızının geleceği için, Seyit Lütfullah’ın kedisi için, Nevzat Hanım için yine endişe duyar ve kaygılanır fakat değişim için harekete geçmez. Olayların sonucu kendisine direkt olarak dokunmadığı sürece eylemsizliği seçer.

İrade ve özgürlük kavramlarıyla ilgili olarak Nuri Efendi, geleceği insanın kendisinin inşa ettiğini söyler. Yani herkesin kaderi kendi elindedir. Geçmişte ve bugün yapıp ettikleri, geleceğini ve hatta sonunu oluşturur. Sonunu kendinin oluşturduğunun bilincine varan öz kaygılanır çünkü özgürlüğü sorumluluklar yüklemiştir hayatına. İnsan kimi zaman özgür olduğu halde bu özgürlüğünü kullanamadığı için kimi zaman ise özgür olduğu için şikayetçidir. Örneğin Cemal Bey, İrdal’ın varoluşunu ortaya koymasında en büyük engellerden biridir çünkü özgürlüğünü ve bireyciliğini kısıtlar. İrdal istediği şeylere erişemez, hep başkasının hayatıyla meşguldür. Kendisini küçük görmesine, bulantıya, huzursuzluğa neden olur. Kendisini sorgular dolayısıyla varoluş yolcuğu uzar. Bu hislerden Cemal Bey öldükten sonra kurtulur. İrdal, Abdüsselam Beyin evinde kaldıkları zaman da kendi hayatlarının olmamasından şikâyet eder çünkü istedikleri şeyleri yapamazlar, başkalarına bağımlıdırlar. İrdal ve eşinin evden taşınamaması bir saçmadır çünkü kendilerini gerçekleştiremediklerini bildikleri bir yerde her şeye rağmen yaşamaya devam ederler. Bu saçmadan kurtulamayışları da özgürlüklerini kullanamamalarından ötürüdür. Ancak Emine öldükten sonra İrdal kendisini özgür hisseder. Yaşama hevesi tükenmiştir ve hiçbir şey umurunda değildir. Boş vermişlik insanı kısa bir süreliğine huzurlu hissettirebilir fakat uzun vadede çıkmaz yola dönüşecektir. Hiçbir gayesi kalmayan birinin yaşamak için de amacı yoktur çünkü. Bu da intiharı çağrıştırır. Kaçmak, kurtulmak ister fakat bir süre sonra böyle yaşamaya da alışır. İntihar etmek yerine, diğer insanlara yoldaş olur. Kendi hayatından uzaklaşabildiği kadar uzaklaşır ve sadece günleri geçirmeye odaklanır. O artık varoluşun öznesi değil nesnesidir. Çevresine, insanlara ve kendisine karşın büyük bir yabancılaşma içerisindedir ve her şey saçmadır. Alışkanlıkları artık ona bıkkınlık verir. Bir yandan da sorumluluklarının bilincindedir ve bu onu bunaltır. Bundan eylemlilik ile kurtulur. Buraya İrdal’ın halası da örnek verilebilir. Varoluşu sadece çevresinde olup bitenin farkında olmak sanan hala, dirildiğinde varoluş sancısına bir son verir ve harekete geçer. Hareket etmeye, değişmeye, farklılaşmaya ve iş yapmaya istek duyar, iş onun için bir başkaldırı halini alır. İş insanı meşgul kılar ve diğerleriyle bağını kuvvetlendirmek için bir araçtır. Gerilimden edimleri sayesinde kurtulur. Bu günlerde kahveye gider İrdal çünkü orada ona benzeyen insanlar vardır. Oraya yabancı değildir. Camusdaki birlik arzusu ve bir yere ait hissetme kavramlarıyla eşleşir bu durum. Tam tersi bir durum olarak Dr. Ramiz tahsilini sürdürmek için gittiği Viyanadan döndüğünde kendini hiçbir yere ait hissetmez. Kendi ülkesine de bırakıp geldiği Viyanaya da yabancıdır artık çünkü çevresinden kabul görmez.

Nice varoluşlarla yolu kesişen İrdal’ın yolu oğlu Ahmet ile kesişmez. Ahmet kendi öz arayışında, geçmişine yabancılaşır ve kendine yeni konumlar, yoldaşlar aramaya başlar. İrdal’ın varoluş yolu neredeyse tamamlanmışken, Ahmet henüz yolun başındadır. Bu yüzden Ahmet ve İrdal biz olamazlar, öteki olarak kalırlar.

Hayri İrdal’ı, Sartre’ın ünlü ‘’Varoluş, özden önce gelir.’’ (Sartre, 2020) sözünden yola çıkarak, varoluşsal tutumla ele almak gerekir. İrdal bazı değerlerini kaybeder fakat başka nitelikler kazanır. Saf iyi de değildir saf kötü de. Kaybolurken, keşfeder. Yabancılaşırken, varolur. Düşünce tarzının özgün olduğunu söylemek zordur. Başkalarının yönlendirmeleriyle hayatını idame ettirir dolayısıyla kendisini cennet sandığı bir cehennem içinde bulur. Etkilendiği diğer karakterlerin de tıpkı kendisi gibi birer insan olduğunu ve hayatını sadece kendi elinde tutması gerektiğini anlar. Kitabın bazı kısımlarında da bu uyanışa yaklaştığına şahit oluruz fakat Halit Ayarcı gibi gözünde çok büyüttüğü bir kişiliğin bile haksız çıkmasına tanık olmak ve bunda kendisinin büyük bir payı olduğunu bilmek, İrdal’ın yolculuğunun dönüm noktasıdır diyebiliriz.

Eserin ana konusu zaman, başlı başına bir kaygı sebebidir. Saat insana yavaş yavaş tükeniyor olduğunu hatırlatır. Bu hiçliğe giden yolda, tam olmak için mücadele verir insan. Özünü bulurken, zamanını kaybeder. Onca bunaltıya, kaygıya ve saçmaya rağmen insan yaşamaktan vazgeçmez. Ölümün varlığına inat yaşar, yaşamalıdır. Bir gün son bulacağını bile bile var olmaya ve özünü oluşturmaya devam etmelidir.

Kaynakça

  1. Kahraman, H. B. (2000). Yitirilmemiş Zamanın Ardında: Ahmet Hamdi Tanpınar ve Muhafazakâr Modernliğin Estetik Düzlemi. Doğu-Batı, (11), 9-43. 18 Aralık 2021 tarihinde http://www.tanpinarmerkezi.com/hasan-bulent-kahraman-yitirilmemis-zamanin-ardinda-ahmet-hamdi-tanpinar-muhafazakar-modernligin-estetik-duzlemi/ adresinden erişildi.
  2. Sartre, J. P. (2020). Varoluşçuluk. (A. Bezirci, Çev.). İstanbul: Say Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 1996).
  3. Tanpınar, A. H. (2021). Saatleri Ayarlama Enstitüsü. İstanbul: Dergâh Yayınları.
Bu haber toplam 77 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim