• İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C

Felsefe tarihi, Müslüman filozoflar merkezli olmalı

Felsefe tarihi, Müslüman filozoflar merkezli olmalı
Salih Aydın, İslâm Düşüncesi serisinin dördüncü kitabı Felsefe’de, İslâm felsefesiyle ilgili konuları, kavramları, tartışmaları, ekolleri, bu alandaki önemli temsilcileri geniş bir şekilde inceliyor. Metin Uygun yazdı.

Bir önceki yazımızda Salih Aydın’ın Külliyat Yayınları tarafından 2016 yılında yayınlanan İslam Düşüncesi - III Tasavvuf kitabını ele almıştık. Aydın, İslâm Düşüncesi serisinin dördüncü kitabı Felsefe’de de İslâm felsefesiyle ilgili konuları, kavramları, tartışmaları, ekolleri, bu alandaki önemli temsilcileri geniş bir şekilde inceliyor.

İslâm Felsefesi Tabiri ve Özellikleri bölümünde, bu tabirde yer alan İslâm lafzının asla bir felsefe olmadığını, İslâm’ın oluşturduğu kültür ve medeniyete işaret ettiğini açıklar. İslâm felsefesi, İslâm medeniyetinin hâkim olduğu topraklarda başta Müslüman filozoflar olmak üzere geliştirilen felsefedir. Yazar, burada İslâm felsefesinin felsefe olmak bakımından diğer felsefelerle aynı olduğunu ve her felsefenin üzerinde hüküm sürdüğü, yeşerdiği coğrafi bölgenin etkilerini taşıdığını söyler.

Descartes ve Kant, İbn Sina ve Gazali’nin talebesi

Felsefede Müslümanlar'ın oynadığı önemli role dikkat çeken yazara göre yazılacak bir felsefe tarihinde, özellikle Ortaçağ felsefesi tarihinde Müslüman filozoflar merkezde olmalıdır, köşe taşları mevkiinde olmalıdır, diğer milletlerin filozofları bu tarihte Müslüman filozofların talebesi mesabesinde, tali derecede olmalıdır. Descartes ve Kant, İbn Sina ve Gazali’nin çok güçlü etkisini taşıyan talebesi olarak yerini almalıdır.

Aydın, felsefe tabirinin önüne İslâm konulup “İslam felsefesi” tabirinin konmasına karşı çıkar. İslam felsefesi tabirinin bir anlam ifade ediyor gibi gözükse de yersiz bir kendini ispat çabası, aşağılık kompleksi taşıdığını, hatta marjinallik ifade ettiğini, bu yüzden gereksiz olduğunu savunur. Batı’nın felsefe tarihi tabirini kullanırken "Hristiyan" tabirini kullanmamasını; kendisini merkezde kabul etmesi olarak açıklar. Batı’nın felsefe tarihi derken Hristiyanlık'tan uzak, ilgisiz bir felsefe yazmadığını, mesela Hegel’in kendi dinini, milletini pozitif olarak anlatmakta ve yüceltmekte olduğunu, Strauss, Feuerbach ve Marks’ın negatif ve eleştirel de olsa bu düşünceye katkı sağladıklarını belirtir.

Devamı: https://www.dunyabizim.com/kitap/felsefe-tarihi-musluman-filozoflar-merkezli-olmali-h28824.html

Bu haber toplam 58 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim