İstiklâl Marşı günlüğü: Adım adım İstiklal Marşı’na: 16 Şubat 1921

İstiklâl Marşı günlüğü: Adım adım İstiklal Marşı’na: 16 Şubat 1921
Yüz yıl önce bugün İstiklâl Marşı’nın yazılması tamamlandı…

Ankara’nın en soğuk günlerinde, en zor şartlarda, ölümle kalım arasında Mehmed Âkif yüz yıl boyunca millet hafızasında yer edecek bir şiiri yazmakla meşguldü. Savaşın bir cephesi de buydu, kalem savaşa giriyordu, bu cephenin bir bölümü Meclis’ti, Âkif orada sadırdan satıra mısralar döküyordu. Ve elbette asıl mekân Taceddin Dergâhı idi, gündüzüyle gecesiyle. Bu şiir milletin ihtiyacı idi, burası Hacettepe idi. Burada dua edilir, niyaz edilir, yücelerin yücesinden dilek dilenirdi…Şairin dileği yedi kat arşı sarsıyordu.

adsiz-004.jpg

Aman Allahım! Mevsim kış, Ankara kışı, karın diz boyu olduğu günler. Şairin ilhamı beyaz, yumuşak bir kar sağanağı halinde beynini zonklatıyor.

Hayli gayretten, ısrardan sonra nihayet Âkif, İstiklâl Marşı’nı yazmaya ikna edilmişti.

5 Şubat 1921’de Maarif Vekili Hamdullah Subhi İstiklâl Marşı için Mehmed Âkif’e bir tezkere yazmış ve şairin asil endişelerinin dikkate alınacağını, gerekenin yapılacağını belirtmişti.

Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-i üstadanelerinin matlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmışdır. Asil endişenizin icab ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyic vasıtasından mahrum bırakmamanızı reca ve bu vesile ile en derin hürmet ve mahabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.

5 Şubat 1337/1921

Umur-ı Maarif Vekili

Hamdullah Subhi

hamdullahsubhi.png

Bu tezkeredeki bir cümle bilhassa dikkat çekicidir: “Zat-i üstadanelerinin matlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmışdır.”

Maksadın hasıl olması, İstiklâl Marşı yarışmasının tamamlanması için son çare Mehmed Âkif’in beklenen şiiri yazmasıdır!

Bir de memleketin bu tesirli telkin ve coşku uyandırıcı vasıtadan mahrum bırakılmamalıdır!

Ankara’da yönetim kademesinde yarışma bir kenara bırakılarak Mehmed Âkif’in istiklâlimizin marşını yazması hususunda ittifak hâsıl olmuştur. Mustafa Kemal Paşa, “bunu ancak Âkif yapar” demiştir. Bu andan sonra Maarif Vekili olarak Hamdullah Subhi’nin Mehmed Âkif’i ikna ederek, meseleyi halletmesi gerekmektedir. Mehmed Âkif’in ikna edilmesi sorumluluğu yakın arkadaşı, Taceddin Dergâhı’nda beraber kaldıkları Balıkesir mebusu Hasan Basri’nin (Çantay) omzuna yüklenmiştir.

Hasan Basri Bey, Mehmed Âkif’i İstiklâl Marşı’nı yazmaya razı etmek için denemedik yol bırakmaz. Meclis’te Âkif’le yan yana, aynı sırada otururken, çantasından bir kâğıt çıkarır ciddi ve düşünceli bir tavır takınır. Üstad, Basri Bey’e ne düşündüğünü sorar. Basri Bey de İstiklâl Marşı yazacağını söyler. Âkif celâllenir, “bu da nerden çıktı” gibisinden…

Hasan Basri, Âkif adına Hamdullah Subhi Bey’e söz vermiştir. Mehmed Âkif bir kaç kere “söz mü verdiniz?” diye sorar. Her defasında “evet” cevabı alınca, Basri Bey’in elindeki kâğıdı alır ve bu sefer o düşünmeye başlar. Gerçek dostun hatırı âlîdir, onun sözünü yere düşürmek olmaz!

Meclis müzakere ile meşgulken Âkif marş yazmaya çalışmaktadır…

Mehmed Âkif’in artık gecesinde gündüzünde İstiklâl Marşı’nı yazmak vardır.

Tarih boyunca hiçbir şiir bu kadar heyecanla beklenmemiştir. Ankara, yani “Emperyalizme karşı İslâm isyanının umumî (genel) karargâhı” bu şiiri beklemektedir. Ülke beklemektedir, millet beklemektedir.

O sıraların kâğıdın hasreti, kalemin hasreti, mürekkebin hasreti budur!

Âkif için yazmak hiçbir zaman bu kadar mühim olmamıştır.

Şiir beklemez, ilham beklemez!

Rivayet edilir ki, şair gecenin bir vaktinde uyanır, zihnine birkaç mısra saplanmıştır. Dünyada ilham kadar çabuk uçan bir şey yoktur! Unutmadan, sıcağı sıcağına mısraları kaydetmesi gerekir.

O soğuk gecede, önce kibriti bulmak lâzımdır, sonra gaz lâmbasını. Tabii kâğıdı, kalemi, mürekkebi de…

Yatağın yanındaki duvara şairin yanından eksik etmediği küçük el çakısı ile kazınır bu mısralar…Bu efsane zamanla şairin mısraları tırnağı ile kazıdığı şekline dönüşür. Tırnakla kazınırken parmak uçları kanar ve şiir işte o kanla yazılır!

O kan cephelerde akan kandır! İşte o şiir cebhelerdeki kahraman mücahidlerin kanıyla yazılmıştır! Ve her mısra onlara şükran hissiyle doludur.

İstiklâl Marşı sıradan bir şiir değildir, onun yazılışının, ortaya çıkışının da öyle olması gerekir! Kolay değil, bir destan ortaya çıkmaktadır.

Âkif bu şiiri yıllardır zihninde taşımıştır aslında. Bir vesile olacak, bir gün mutlaka yazacaktır. Ve işte zor yazan şair, müşkilpesend şair, şiiri iki gün içinde tamamlar.

Sabahleyin erkenden evde marşı yazıp bitirmiştir. Şiir ilk olarak Hasan Basri’ye okur. İlk Hasan Basri’nin hasreti biter. İstiklâl Marşı’na kavuşmuştur. Sözü yerde kalmamıştır. Sonra Eşref Edib’e verir, şiiri Âkif. Çünkü Sebilürreşad’ın 17 şubatta çıkacak nüshasında yayınlanacaktır.

Nizamettin Nazif’e göre, Mehmed Âkif İstiklâl Marşı’nı yazdıktan sonra Hâkimiyet-i Millîye gazetesinin yazıhanesinde tebyiz etmiş (temize çekmiş)tir.

Ankara’da aynı gün iki gazete birinci sayfasında Mehmed Âkif’in İstiklâl marşı ile yayınlanır: Hâkimiyet-i Milliye ve Sebilürreşad!

Her iki gazetenin hurufat kasalarında harflerin hasreti biter, mürettip kasadan bir elif harfi çeker. İstiklâl elifle başlar!

Harfler peşpeşe dizilir, sayfa bağlanır!

Kimbilir kaç yıllık köhne baskı makinasının bekleyişi biter.

“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!

Bu haber toplam 455 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim