• İstanbul 26 °C
  • Ankara 27 °C

Kadınlar Ve Cadılar

Kadınlar Ve Cadılar
''Kadın gördüğünde dur ve düşün; O bir şeytan olabilir.'' (Papa II. Pius)

Giriş

Çocukluğumuzda cadı denince, uzun düz saçlı, çok sivri burunlu, uzun zayıf parmaklı yaşlı bir kadın canlanırdı hayal dünyamızda. Sivri dişleriyle, büyük ağzıyla, uzun parmaklarıyla, sivri uçlu, siyah bir fötr şapkasıyla, vahşi görünümlü bir kedinin eşliğinde uzun bir süpürgeye biner gökyüzüne uçardı. Görünüşü ve gülüşü ürkütücü bu kadın imajının yarattığı korkuyla geceleri karanlıktan çok korkar, tek başımıza sokağa çıkamazdık. Çizgi filmlerde karşımıza çıkan kötü imajın arkasında büyük bir trajedinin yattığını yıllar sonra okuduğum bir kitapta daha iyi idrak edecektim.

Orta Çağ'da bir kısım kadınların cadı olarak yakıldığını okuduğumda çok şaşırmıştım. İnsanoğlunun nasıl böyle bir katliama girişebileceğini ve sağduyudan bu kadar uzaklaşabileceğini anlayamamıştım. Fakat Orta Çağ tarihini okuduğumda kafamdaki birçok soru aydınlığa kavuştu. Prof. Dr. Pınar Ülgen'in yazmış olduğu ''Kadınlar ve Cadılar" isimli kitabı belki de bu alanda yazılmış en güzel kitaplardan biridir. Çünkü hem çarpıcı bilgiler veriyor hem de akıcı ve anlaşılır bir dille insanları sıkmadan böylesine ciddi bir konuyu kolaylıkla anlatabiliyor. Peki, nasıl oldu da kadınlar bir anda cadılıkla suçlanarak Kilisenin dolayısıyla engizisyonun hedef tahtası haline geldiler?

CADI: Şeytanla İşbirliği Yapan Büyücü

Cadı kavramı ilk defa Orta Çağ'da ortaya çıkmış değildir. Antik Çağ'a kadar uzanan bir geçmişi vardır. Yalnız Antik Çağ'da cadılar daha çok kâhin veya büyücülerle özdeşleştirilirdi. Olumsuz anlam taşımıyorlardı. Çünkü eski Yunan'da büyücüler, şifa dağıtan ve insanların müşküllerini çözen gayet iyi niyetli ve iyiliksever insanlar olarak bilinirdi. Özellikle bitkilerden ve sudan şifalı ilaçlar yaparlar, kadınların sağlıklı doğum yapmasını sağlar, insanlara zenginlik ve refah getirirlerdi. Gelecekten haber verir, insanlara yön gösterirdi. Hayırseverdiler ve toplumda saygın bir yerleri vardı.

Orta Çağ'ın 1350'li yıllarında cadı algısında bir değişme yaşanır. Şehirleşmenin artması ve her yeri kasıp kavuran kara vebanın ortaya çıkmasıyla beraber Kilisenin endişeleri daha da şiddetlenir. Böylece Kilisenin dikkatleri cadılar üzerine yoğunlaşmaya başlar. Çünkü bu kadar büyük bir felaketin ortaya çıkması sebepsiz olamazdı. Bu düpedüz Tanrının insanlara gönderdiği bir lanetti. Fakat bu laneti hak edecek ne yapmıştı Avrupalılar? İşte bu noktadan sonra Kilise bir günah keçisi aramaya başladı. 16. yüzyıla gelindiğinde cadılığın şeytanla ilişkilendirilmesiyle beraber cadılık olumsuz bir anlam taşımaya başladı:

''On altıncı yüzyıla gelindiğinde ise bu tür doğa üstü gücün, ona mutlak itaat etmeleri karşılığında kadınlara bahşeden şeytandan geldiğine dair yeni bir inanca sahip olmaya başladılar.'' (sf-20)

Cadı, kendini şeytana hizmet etmeye adayan kişiydi artık. Orta Çağ'daki cadıların imajı aşağı yukarı, çirkin, yaşlı, kırışık yüzlü, kamburu çıkmış veya dişleri dökülmüş titrek kollarıyla ve bacakları ile yürüyen bir kadın profili oldu. Üstüne üstlük çocukları öldüren, insan eti yiyen, salgın hastalıklar yayan, insanları büyü yoluyla hayvanlara dönüştüren, yine büyü yoluyla yağmur yağmasını engelleyerek ülkeye kıtlık getiren bir canavar algısı da eklendi bu kötü imaja: ''Yaygın anlamıyla cadı, çocukları öldüren, insan eti yiyen ve geceleri geziye çıkan dişi bir hayalettir. Ancak bu kelimeleri kapsayan hayalet, sihir veya büyü yapan olağandışı varlıkları kapsamasa da insana benzeyen bir varlık oluşu da dikkat çeken bir özelliğidir.'' (sf-25) Bunların yanı sıra bu büyücülerin ruhlarının bedenlerinden ayrılması sonrasında süpürge ile uçarak toplantılara (şabbat) gittikleri yerlerde buldukları sopa, balta, orak ve diğer bazı nesnelerle birbirleri le bağırıp ağlaştıkları ve ardından evlerine tekrar uçarak geri dönüp derin bir uykuya daldıkları söylenir.

Orta Çağ'da cadılar üzerine yazılan önemli bir kaynak kitap olan Mallevs Maleficarvm (Malleus Maleficarum) göre cadılar, karanlığın tanımıydılar. Gecenin kraliçeleri idiler. Tanrı onlara güç verdiği zaman, dünyevi olan her şeyi kontrol altına alabilirlerdi. Ve onlar, büyü ile herhangi bir bağlantısı olmayan bağımsız olan bilgiyi de açığa çıkarabilirlerdi.

Devamı: https://www.kitaphaber.com.tr/kadinlar-ve-cadilar-k5125.html

Bu haber toplam 422 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Orhan Alimoğlu: Robert Koleji Uğrunda Bir Ömür20 Haziran 2024 Perşembe 13:55
  • Kurban20 Haziran 2024 Perşembe 13:52
  • M.Burak Çelik: Kurban ile Bayram20 Haziran 2024 Perşembe 13:50
  • Müslüm Yıldırım: Kant ve Besmele11 Haziran 2024 Salı 13:30
  • Yusuf Esad Özgüner: Boğaz Yılı11 Haziran 2024 Salı 10:32
  • Elif Mert: Peki hakikat, hikmet ne ola ki?10 Haziran 2024 Pazartesi 11:03
  • Sulhi Ceylan: Okumak Bir Eylemdir10 Haziran 2024 Pazartesi 10:56
  • İbrahim Halil Er: Nefs Üzerine Düşünceler08 Haziran 2024 Cumartesi 10:57
  • Faik Öcal: Metin Önal Mengüşoğlu’ndan Düşünmek Farzdır Üzerine 25 Düşünce07 Haziran 2024 Cuma 10:58
  • Bir Çizgi: Ölüm Diamond Plus, Yunus Emre Selik06 Haziran 2024 Perşembe 13:23
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim