• İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

M. Çetin Baydar: Mehmet Âkif'de ilm ü fen telakkisi

M. Çetin Baydar: Mehmet Âkif'de ilm ü fen telakkisi
Safahat, günümüzün en çok okunan, üzerinde enziyâde yorumlar yapılan kitapları arasında yer alır. Safahat'ta yer alan konular tefrik edilerek bunlar için birer vitrin düzenlenmiş olsaydı, kendimizi devâsâ bir mağazanın karşısında bulurduk.

Sizlere nâçizâne donattığım vitrin; 

"Mehmet Akif'te ilm-i fen telâkkisi; teknik buluşlara uymak, inanmanın bir cüzü müdür?" sualine cevap teşkil edecek sembollerden oluşuyor.

Tebliğimde ikinci olarak yer alan konu batılılaşmadır. 

Akif'te BATILILAŞMA elbette " Islâm yüreği"ile olacaktır. Ve nihayet sizlere üçüncü olarak arz edeceğim konu: Âkif niçin Son Osmanlı Sultanları 2.Abdülhamit, Sultan Reşat ve Vahideddin'in değil, bu hükümdarların temsil ettiği imparatorluğu alaşağı etmeye çalışan jöntürklerin yanındaydı? Sorusuna verebildiğim cevapları muhtevidir.

Şimdi, birinciden başlayarak bu üç bahsi ardı ardınca görelim. Akif'in Kur'an eksenli tefekkürünü, günüm üz İslâm dünyasını uyandırm ak için kullanır: Doğrudan Kur'an'dan alıp ilhâmı Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı Bir inkılap öncüsü olan Mehmet Âkif, asrın idrâkini temel aldıktan sonra bu yolda ne kadar bayrak isim varsa onları yardımına çağırır: 

Ziya Paşa, Namık Kemal, Cemâieddîn Afgânî, Muhammed Abdu, Reşit Rızâ, Tabâbet-i Baytâriye Âlimi İbrahim Bey, Tatar Âlimi Kazan'lı Seyyah-ı Âlem İbrahim Bey, Ali Ekrem Bolayır, Said Nursi, Hersekli Arif Hikmet Bey, M ithat Cemal, Hüseyin Avni (Ulaş), Fatin Hoca (Gökmen), Ferid Kam.. 

İslâm'ı "asrın idraki"ne söyletileceklerin arasında, bir diğer inkılap öncüsü olan Asım ve arkadaşları vardır. Âkif onlara da şöyle seslenir:

-inkılabın yolu mâdem ki bu yoldur yalınız, "Nerdesin hey gidi Berlin?"diyerekyollanınız Altı ay, bir sene gayret seze eğlence demek.. Sizler ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz Bir gün evvel gidiniz bir saat evvel dönünüz Şark'ın âgûşu o zaman açıktır işte size ; O zaman varm anın imkânı olur gâyenize;

Tebliğimizin başlığı olan "Mehmet Akif'te ilm-i fen telâkkisi; teknik buluşlara uymak, inanmanın bir cüzü müdür?" sorusunun cevabını konuya ilişkin mısralarda arayacağız:

Bu cehâlet böyle yürümez.. Asr'a bakın: Asr-ı ulûm! Başlasın terbiyeniz"aileler"den, oğlum. Sâde hürriyyeti i'lân etmekle birşey çıkmaz; Fikr-i hürriyyeti hazım ettiriniz halka biraz.[1]

ilimler yüzyılı olan yirm inci asır, dünyanın her köşesindeki Müslüman münevverleri yurtlarının en önemli eksiği olan fennî buluşları tahsil için harekete geçirir. Aşağıdaki mısralar Rusya M üslüm anlarının arayışını an latır:

Sonra zenginleriniz: "Haydi gidin fen getirin" Diye her isteyenin şahsına bilmem kaç bin Ruble tahsis ile sevk eylediler Avrupa'ya[2]

Ancak "fen getirin" diye Avrupa'ya yollananlar içinde bu va'dide birkaç kişi çıksa da çoğunluk Avrupa'dan inançlarını yitirerek Rusya'ya dönecektir:

Hâli ıslah edecekler diye kaç senedir Bekleyip durduğumuz züppelerin hâli nedir? Geldi bir tanesi akşam hezeyanlar kustu Dövüyordum, bereket versin, edepsiz sustu Bir selâmet yolu varmış., o da neymiş: Mutlak, Dini kökten kazımak sonra Ruslaşmak 

Seyyah-ı âlem Tatar Âlimi Kazan'lı İbrahim Bey, Ruslaştırılma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Çarlık tebası Müslümanları bir süre uyandırmaya çalıştıktan sonra Rus Hükümeti'nin takibatına uğrar. Bu kez "Ver Elini Türkistan" der: Seyyahımızın aklı, fennî buluşların İslâm diyarlarına ne kadar idrak edildiğine takılıdır. İbn-i Sinâların yurdunun dahi hurafeler içinde yüzdüğünü görünce hüsranı büyük olur: 

O Buhâra, O mübârek, o muazzam toprak; Zilletin koynuna girmiş uyuyor mustağrak ibn-i Sînâ'ları doğurmuş yüzlerce iklim Tek çocuk verm iyor âgûşuna ilmin, ne akîm! O rasâthâne-i dünya, o Semerkant bile; Öyle dalmış ki hurâfâta, o mâziye; Ay tutulm uş "kovalım şeytanı" diyerek Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek![3]

Fennî buluşların iktibas edilm esinde Japonya, Mehmet Akif'in gözdesidir. Bu görüşünü yine Kazanlı seyyaha söyletir: 

Medeniyyet girebilmiş yalnız fenniyle.. O da sahiplerinin lâhik olan izniyle[4]

Ancak İslâm dünyası Japonya gibi yalnız fennî alabilmekte mâhir değildir. Fennî buluşlarla birlikte pek çok kötülük İslâm yurtlarına doluşur olmuştur, işin daha fenâsı, ahâlinin bunu fen okumanın bir sonucu olarak görmesidir: Mütefennin geçinenlerdeki taşkınlıktan Geldi efkâr-ı umûmiyeye muhlik bir zan; "Bu fesâdın başı hep fen okum aktır"dediler Onu m ahvetm eğe kalktılar bu sefer Neye ilmin adı yok koskoca millette bu gün? Çünkü efkâr-ı umûmiyye aleyhinde bütün[5]

Âkif, bir şeyler biliyor gözüküp sadr-ı İslâm'a bir türlü vâkıf olamayan sözde Müslüman Aydınlarla, atalarından gördüğü Müslümanlığı tekrarlayan halk kitlelerinin arasında kıvranır durur. Çâre ilme ve san'ata yaslanmaktır. 

ilim ve san'atta asrın idrâkini Batı Medeniyeti temsil eder.

Dolayısıyla "Batılılaşma"günümüz Müslümanlarının gündem inde önemli bir yer tutar. 

"Batılılaşma" kavramının eğer Akif'te birtârifi varsa, bunu öncelikle aşağıdaki mısralarda bulabiliriz.

Alınız ilmini Garb'ın, alınız san'atını Veriniz m esâinize hem de son sür'atini Çünkü kâbil değil artık yaşamak bunlarsız Çünkü milliyeti yok, san'atın, ilm in ;...[6]

San'at ve ilmin milliyeti olmayınca, artık Batı Medeniyetine "Mücâhid" dem ek dahi câiz olur.

Bakın mücâhid olan Garb'a bir kere. Flavâya hükmediyor kânî olmuyor da yere. Dönün de âtıl olan Şarkî seyredin... Ne geri! Yakında kalmayacak yeryüzünde belki yeri! Nedir şu bir sürü fenler, nedir bu san'atler? Nedir bu ilme tecelli hakikatler? Sefineler ki tarar kıt'a kıt'a deryâyı Şimendifer ki tarar buk'a buk'a dünyâyı Şu'un ki berka binip seslenir durur ovada; Balon ki rûh-i kesifiyle yükselir havada

Batı zekâsı bu feyizkâr yolda iken Şark idrâki yerlerde sürünür: Zavallı milletin idrâki târûm ar olalı; Muhît-i ilm'e giren yok; diyâr-ı fen kapalı Sanayi'in adı batmış, ticaret öylesine Ziraat olsa da... Âdem nebî usûlî yine

Âkif'îslâm asla bunu mu em retm ez" der ve devam eder: O i'mân kuvvet ihzârı ile em retm iştLLâkin biz, "tevekkelnâ" deyip yattık da kaldık böyle en âciz O i'mân farz-ı kat'îdir diyor tahsîlî irfânın Ne câhil kavmiyiz biz Müslümanlar şimdi dünyânın Ulûm-ı hâzırdan beklenen menâfiî'dir Demek birincisi ilmini hayata nâfiî dir O hâlde bizdekiler hiç değil sadre şâfi Fünûn-i müsbeteden istifâdeniz menfi

Kıssadan FHisse: Beklenen inkılâbı Avrupa'ya gidip onların bütün fenleri ile mütefennin olan Âsim in nesli gerçekleştirecektir. Kıssadan hisse çıkarmak mı, ne dersin Âsim! Anlıyorsun ya, zararı yok, daha iyi anlaşalım İnkılap istiyorum, ben fakat Abdu gibi.. Yoksa ellerde kör âlet, efeler tertibi Bâbıâli'leri basmak, adam asmak değil Çek bu işten bütün ihvanını, kendin de çekil Gezmeyin ortada oğlum, sokulun bir sapaya Varsa imkânı, yarın avdet edin Avrupa'ya 

Bu bağlantıyı aklımızda tutarak şimdi sorabiliriz: 

ÂKİF niçin son Osmanlı Sultanları 2. Abdülhamit, Sultan Reşat ve Vahideddin'in değil, bu hükümdarların temsil ettiği imparatorluğu alaşağı etmeye çalışan jöntürklerin yanındaydı? Âkif 2.Meşrutiyetin 2. Abdülhamid'e zorla ilân ettirilmesini müteakip 8 Ağustos 1908'de Fatin Hoca (Gökmen) tarafından ittihat Terakki Partisi'ne üye kaydedilmişti. Artık o, ister istemez parti güdümündeydi.

I.TBMM'nin açılışına destek verm ek üzere İstanbul'u terk etmesi, Ankara'daki kripto jöntürk gücünün hedeflerine inandığı için değil, son padişahlar elinde inkıraz halindeki devleti belki Ankara'da yeniden kurmak imkânı olur diye idi. Bu bağlamda İstanbul'daki devlet tatbikatına tenkit üstüne tenkid yönetecek: Hedef yine İstanbul Hükümetinin başındaki 2. Abdülhamit olacaktır

Semâ-peymâ iken râyâtımız tuttun zelîl ettin; Mefâhir bekleyen âbâdan evlâdı tutun hacîl ettin; Ne âlâ kavm idik; hayfâ ki sen geldin sefil ettin; Bütün ümmid-i istikbâli artık müstahîl ettin; Rezil olduk.. Sen ey kâbûs-i hûnî, sen rezil ettin! Hamiyyet gamz eden bir pak alın her kimde gördünse, 'Bu bir cânî!"dedin sürdün, ya mahkûm eyledin hapse, Müvekkel eyleyip casusu her vicdana, her hisse. Düşürdün milletin en kahraman evlâdını y e'se... Ne mel'unsun ki rahmetler okuttun rûh-i Iblîs'e! Değil kâbusun artık, devr-i devlet intibahındır. Gel ey nâzende hürriyyet ki canlar ferş-i râhındır. Emindir mevk'in: En pak vicdanlar penâhındır. Serâpâ mülk-i Osmânî müeyyed taht-gâhındır. Serîr-ârâ-yı ikbâl ol ki: Bir millet sipâhındır.[7] Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek Otuz üç yıl bizi korkuttu "şeriat!" diyerek[8]

Mehmet Akif'in Of'lu Mandal Hoca'nın ağzından İkinci Abdulhamit'e yaptığı eleştiriler hayli ağırcadır: 

Çoktan beridir vardı benim bir derdim: Gideyim, zâlimi îkaaz edeyim, isterdim. Giderim ben, diyerek, vardım onun câmi'ine . Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid, Koca Şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid. Belki kırk elli bin askerle sarılmış Yıldız; O silâhşörler; o al fesli herifler sayısız. Neye mâl olmada seyret, herifin bir namazı: Sâde altmış bin adam kaldı namazsız en azı! Hele tebzîri aşan masrafı, dersen, sorma. Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma, Dedim ki: «Bunca zam andır nedir bu gizlenmek? Biraz da meydana çıksan da hasbihâl etsek. Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören, ne eden Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden. Değil mi saklanıyorsun, demek ki, korkudasın Ya çünkü korkan adamlar gerek ki saklansın Değil mi korkudasın var kabahatin mutlak!.."[9]

İstanbul'un yönetim anlayışını en ağır bir şekilde tenkid eden Âkif, Ankara'da kurulan yönetime muhalefetle dolu olduğa hâlde, bir kez TBMM kürsüsünde gözükmez, bu muhalefeti yürüten Hüseyin Avni ve Ali Şükrü B eyle rle aynı safta durmakla yetinir. Ali Şükrü Bey'in katlini müteakip fesh edilen 1 .TBMM'de artık işi biter ve İstanbul'a döner. Ancak burada da tutunamayarak Mısır'a göçecektir. ittihat Terakki yandaşlığı O'nun ittihatçı ilkelerle yeni kurulan devlette barınmasına yetmemiştir. Dahası Mustafa Kemal yeni devlette ittihatçıların varlığına da izin verm ez. Geçmişte ittihatçı kimliği taşıyanlardan tövbeker olanlar CHF'ye mebus olarak alınır, bunu yapmayanlar İzmir Suikasti bahane edilerek dar ağacına gönderilirler. 

Tebliğimizin özeti ve çıkaracağımız sonuçlar 

1. ÂKİF, son âlem-şumûl İslâm gücü olan Osmanlı Devleti'nin yıkılışının tahlilini yapmakta "acaba hezimeti zafere dönüştürmenin bir yolu bulunabilir mi?" sorusu ile kitlelerin dimağına ümit zerketmektedir.

2. ÂKİF, Allah'ın yarattığı sebeplerdeki hikmeti kavrayarak, babalarımızdan öğrendiğimiz İslâm'ı değil, Kur'an'ı referans alan İslâm'ı,"tevhidî sebeplilik"tem elinde tâkipçilerine telkin eder

3. ÂKİF, fennî buluşlara uymayı, inanmanın bir cüzü mesâbesinde tutar. Yerler ve göklerde yaratılmış olanlar bütün insanların tedkikine açılmış bir kitaptır. Fler topluluk ilm îkabiliyetince bu kitaptan nasiplenir. Şüphesiz şahâdet âlemini yaratan da Flazreti Allah'tır. İşte bu sebepledir ki fennî buluşlara uymak, inanmanın bir cüzü olur.

KAYNAKÇA [1] Birinci kitap, Köse İmam [2] İkinci kitap Süleymaniye Kürsüsü'nden [3] İkinci kitap Süleymaniye Kürsüsü'nden s.153 [4] İkinci kitap Süleymaniye Kürsüsü'nden s.156 [5] İkinci kitap Süleymaniye Kürsüsü'nden s.168 [6] İkinci kitap Süleymaniye Kürsüsü'nden s.172 [7] Birinci Safahat.İstibdat [8] Safahat Birinci Kitap Köse İmam [9] Safahat altıncı kitap Asım Not: Sayfa Numaraları Marmara Üniversitesi Mehmed Âkif Araştırmaları Merkezi'nin Ertuğrul Düzdağ'a tertip ettirdiği Mehmet Âkif Ersoy / Safahat kitabına göredir.

"Mehmet Âkif, Dönemi ve Çevresi" Vefatının 71. Yılında Mehmet Âkif Ersoy Bilgi Şöleninde sunulan bildirilerinden oluşan TYB'nin 32. Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezinin 3. kitabı. Mart 2008

 
Bu haber toplam 260 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim