Maskeler ve Mesâfeler

Maskeler ve Mesâfeler
Türkiye Yazarlar Birliği’nin, salgın günlerinde insanların hissettiklerini yazmaları ve yayınlanmak üzere göndermeleri duyurusu büyük ilgi gördü.

Gurbet Yakışan'ın "Maskeler ve Mesâfeler" başlıklı yazısını paylaşıyoruz.

Maskeler ve Mesâfeler

Yeni bir dünya düzeni kurulacakmış. Bu virüsten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, tüm dengeler değişecekmiş. Bu genel varsayımların dışında istisnasız herkesin bu süreçle ilgili birkaç yorumu var. Çünkü bir anda görünmeyen bir iğne tüm plânlarımızı yok etti. Elindeki son balonu da patlayan bir baloncu gibi ortada yapayalnız kaldık. Herkes kendi evi metrekaresince bir şeyler öğrendi. Öğreniyoruz.

Kütüphanesinde okumadığı hâlde kitap biriktirenler pek de hasta sayılmazlarmış. İzlemeye vakti bulunmamasına rağmen film adlarını arşivleyenler çok iyi ediyormuş. Akraba ziyâretlerini ertelemeyenler, hocalarının dualarını almak için programlarını düzenleyenler, en akıllılarımızmış.

Evleri balkonsuz yapan mimarların da korona virüsüne yakalanabileceklerini, gözden ırak olanın gönülden de ırak olmadığını öğrendim. Ağız tadıyla ölmenin, ağız tadıyla yürümekle bir olduğunu da meselâ. Peygamber Efendimiz’in hayırlı ölüm duasını yıllar önce ezberlediğim hâlde hiç okumadığımı mahcûbiyetle öğrendim. Taziye evlerinin kurulması da artık vasiyetlere dâhil.

Daha önceki imtihanlardan da ne çok şey öğrenmiştim. Ne çok şey unutmuştum. Bu mahrum günlerin bana öğrettiklerini de unutacağım belki. Çünkü insan, aynı insan. Fakat bir şey var unutulmayacak! Elleri yıkamak mı?

Elleri yıkamak şart. En az yirmi saniye… Nişan yüzüğü niçin sağ elin parmağına takılıyordu ki? Hapşırdın mı sen? Doğru banyoya: Sezai Karakoç, Mona Rosa’nın hangi eline şiir yazmıştı acaba?         Öksürdüysen yine aynı kapıya: İhtiyar da değilim fakat ellerim niçin böyle dalgın?                                            Marketten geldiysen fayanslı çeşme seni bekler: Avuç içlerimdeki “ALLAH” çizgilerin H’si nerede?

Elleri yıkama âdeti, bu sene gönülleri yıkama vaktine denk geldi. Esasında denk getirildi. Yaratıcı, bu keyifsizliği, bu mahpusluğu, bu hüznü gördü de takvimlere emir verdi âdeta. Tuhaf ilerliyor işler ama huzurlu. Sıcak pide kuyruğunda en az iki metre boşluk var. Evet, bildiğimiz boşluk. Komşuya, tabaklar dezenfekte edilmiş balkon sepetleriyle iletiliyor. Fitre ve zekâtlar el değmemiş iban hesaplarına… Sürekli aranıyoruz, hem de görüntülü. Herkes özlemini gidermek için telefon ekranına seslerini daha gür çıkartıyor. Yürekler her Ramazan gibi yine dip dibe. Ya dostlar?

Dostumla, virüsün birilerine bulaşmasından beri buluşmalarımızı erteliyorduk. Bu mahrumiyet, bize mahsus çözüler de üretmeyi başardı ve market alışverişinde buluşmak üzere sözleştik. Market arabalarımızın arasında en az bir metre var; gönüllerimiz ise çoktan birlikte diz çöküp oturmuş. Birer ikişer atıyoruz içerisine kelimeleri ve makarnaları. Dert ve sıkıntılarımız aynı kabın içinde yoğrulup muhabbet yumağı oluşturmuşlar. Anladım ki dostum ve ben 1’den daha fazlası etmeyiz.

Gülümsemenin dudaklara değil, gözlere mahsus bir eylem olduğunu fark etme imkânını da ilk kez yakalıyoruz. Kalplerimiz, maskenin altındakini de görebilecek kadar açık. Sarıldığı kadar güzel gülüyor dostum. Teşekkürler, gece yarısı başlayacak karantinamı şenlendirdin. Ama market dediğin kaç metrekaredir ki? Temassız bir vedalaşma ve ödemenin ardından ayrılıyoruz. Fakat bir şey var unutulmayacak: Sevgi, maskeler ve mesâfeler üstüdür.

Bu haber toplam 297 defa okunmuştur
  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim