Mehmet Mazak; Dört Başı Mamur Bir İstanbul Yazarı

Mehmet Mazak; Dört Başı Mamur Bir İstanbul Yazarı
Portre / Fahri Tuna

Osmanlı İstanbul’u ondan soruluyor artık.

Şehirlerin kokusunu en iyi duyumsayan yazar. En iyi dile getiren de.

Bir koltukta dört misyon birden taşıyor: Allah’ı var, hepsinin hakkını da veriyor.

Yazar Mehmet o. Doğrudur. Hem de ödüllüsünden. Öyle böyle değil; yirmisi telif, beşi de ortaklaşa, tam yirmi beş kitap sahibi bir yazar Mehmet Mazak. Şehir Kokusu kitabı TYB  2020 ödülünü de aldı.

İstanbul yazarı Mehmet’tir o. Abarttığımı sandınız değil mi? Hayır, yanıldınız. İstanbul’un son iki asrında neyi merak ettiniz, söyleyin bana? Hadi söyleyin? İstanbul Kayıkçılarını mı? Hemen Mazak’ın kitabına müracaat edeceksiniz azizim. İstanbul’da ömrü bir asrı aşan hangi şirketler olduğunu merak ettiniz değil mi? Öğrenmenin kolayı var; Mazak’ın (İTO yayını, 2012) kitabını açın, en detaylı bilgilere ulaşın. Eski İstanbul’un renkli gündelik hayatını görmek istediniz; sorun yok efendim: Mazak’ın aynı adlı (Kitabevi, 2009) kitabının sayfalarını çevirmeniz yeterli.

Kıştan çıkıyoruz. Havaların ısınmasını beklemekte, cemrelerin yolunu gözlemekteyiz. Cemreler nereye düşer peki? Önce havaya, sonra suya, sonra toprağa dediğinizi duyar gibiyim. Harika. Bildiniz. Kutluyorum. Da, İstanbul’da bu işler Mehmet Mazak’tan soruluyor efendim. Düzelteyim; bu sorularınızın cevabını, Mehmet Mazak’ın kitaplarından bulacaksınız efendiceğizime söyleyeyim: ‘Osmanlı’dan Günümüze Havagazı Tarihi’ (İGDAŞ, 1999), ‘Eski İstanbul’da Deniz Ulaşımı’ (İDO, 1998). Havayı, denizi anladık Fahri Hoca’m da ya kara, ya toprak mı dediniz; onu da anlatayım : ‘Eminönü-Fatih’ (Kültür, 2008), ‘Eyüp, Bakırköy, Beyoğlu, Kâğıthane’ (Kültür, 2008), ‘Sarıyer’ (Sarıyer Belediyesi, 2008), ‘Sultanbeyli’ (Yeditepe, 2013) vesaire.

Osmanlı’nın meşhur Hamidiye suyundan (Hamidiye, 2006) çevre ve sokak temizliğine (İSTAÇ, 2000), mavna ve mavnacılardan (DTO, 2101) şehrin tanzifatına  (Yeditepe, 2011). Bitmedi, durun daha: Meşhur bir deprem vardır İstanbul’da; hani Sultan Hamid-i Sani (ikinci Abdülhamit) daha Dolmabahçe Sarayı’ndadır, bir Kurban Bayramı sabahı, namazdan yeni çıkılmıştır, birden binalar sarsılmaya başlar, adı üzerinde dolma bir bahçededir saray, şiddetli bir gitme gelme vardır binalarda, sultan ‘bakın bakalım, ihtilâl mi oluyor ne?’ diye sorar ya hani, 1894 Büyük İstanbul Depremi’dir olan halbuki. İşte o meşhur depremi siz Mehmet Mazak’ın gün ışığına çıkarttığı belge ve yazdığı makalelerden okumalısınız.

Özeti şu: Mehmet Mazak, bir İstanbul yazarıdır. ‘Ben İstanbul üzerine bütün çalışmamı içecek kültürü, temizlik kültürü, aydınlatma kültürü ve ulaşım kültürü üzerine yaptım’ diyor Mehmet Bey. Medeniyetimizin bu kadim şehrini araştıran herkesin yolu, bir şekilde Mazak’la kesişecektir, diyeyim size.

Ayrıca baba memleketi Mersin ile Kumluca üzerine de kitapları vardır.

Seyyah Mehmet Mazak o. Evet, öyledir. Modern zamanlar seyyahıdır. Gittiği gördüğü, ruhuna dokunan, kokusunu hissettiği şehirleri bir bir, pek bir güzel, hikâyelerini öğrenip daha bir güzelleştirerek yazmaktadır. Nereden mi biliyorum? Yetmiş küsur sayıdır birlikte yazdığımız aylık Şehir ve Kültür Dergisi’nden. Dahası alanının özgün örnekleri olan, ‘Ruhuma Dokunan Şehirler’  (Yeditepe, 2017) ‘Şehir Kokusu’ (Yeditepe, 2019) kitaplarından. Okunası kitaplar diye de not düşüyorum şuraya, ey okur.

Kültür adamı Mehmet Mazak o. Günümüzde çok kolay söylenir oldu bu sıfat. Haklısınız. Ama bunu hak eden insan sayısı, - inanın bana -, iki elin sayısını geçmeyecek sayıdadır. Hayatının kırk yılını kültüre vakfetmiş, on sene kültür müdürü, beş sene kültür işleri dairesi başkanlığı yapmış, iki binin üzerinde kültürel etkinliğin hamallığını üstlenmiş biri olarak konuşuyorum: Mehmet Mazak bu sıfatı gerçekten hak edenlerden biridir. Hatta benden daha çok hak edendir de. Türkiye’nin son yarım asırlık kültür sanat birikimi olan, yüzlerce şair yazar ve sanat insanıyla kurduğu enfes ilişki dostluk ve vefasıyla… Yaşadıkları, yaptıkları, katıldıklarıyla. Ve dahi tanıklıklarıyla. Birikimi, aklı, kalbi, saygınlığıyla Mazak, pek fark edilmese de, İstanbul’un yaşayan az sayıdaki kültür sanat adamından birisidir. Abartısız, samimi, yalın bir tespitimdir bu.

Organizatör Mehmet Mazak’tır o. ‘Konser, sergi, konferans, tanıtım, sanat-edebiyat yarışmaları, festival, şiir şöleni, panel, sempozyum, çalıştay, bienal gibi etkinlikleri planlayan ve/veya düzenleyen kişi’ diyor organizatörün tanımına Türkçe sözlük. Mehmet Mazak, bir tarafıyla da bihakkın budur işte. On seneyi aşkın, nüfusu Bolu ile Bilecik’in toplamından fazla, yarı köy - yarı kasaba - yarı şehir olan Sultanbeyli’de, - elbette başkan Hüseyin Keskin’in himmet ve desteğiyle - Üsküdar Belediyesi kadar, Beykoz Belediyesi kadar, Fatih Belediyesi kadar, hatta belki daha fazla, sanat edebiyat etkinliği, kitap yayını organize eden kültür müdürüdür Mehmet kardeşimiz. Bu böyle biline. Sadece sekiz yıldır başarıyla düzenlediği uluslararası İstanbulensis Şiir Şöleni bile başlı başına ödüllük bir organizasyondur. Hem de bunu Sultanbeyli gibi, İstanbul’un en taşrası denilen ve hâlâ kadınlarının - belki yarısının - okuma yazma bilmediği bir yerleşimde başarmaktadır. Ya kitaplar? Yayınlanan birbirinden değerli kitaplar, dergiler, yazarlık okulları da cabası.

Bilenler bilir; Sultanbeyli yamacındaki İstanbul’un en yüksek tepesindeki Aytos Kalesi, ikinci Osmanlı Sultanı Orhan Gazi’nin ünlü kumandanı Abdurrahman Gazi ve askerlince fethedilmiştir. Günler aylar yıllar asırlar gelip geçmiş fethin üzerinden. İşte son on senedir de Erzincanlı Hüseyin Gazi (Keskin) ile Mersinli Mehmet Paşa (Mazak), el ele gönül gönüle, Sultanbeyli’yi edebiyat ve düşünce üzerinden yeniden fethetmiş durumdalar. Hiç abartmadan söylüyorum. Gidin görün, yahut inceleyin bana hak vereceksiniz.  

Mersin Erdemlili bir Yörük çocuğudur Mehmet. Erdemli adamdır. İlkeli adamdır. Düzgün adamdır. Konuştuğu dinlenir, organize ettiği izlenir, yazdığı / yazdırttığı okunur.

Ortadan uzunca bir boy, sportmen bir vücut, buğday bir beniz, geniş açık bir alın, seyrelmiş saçlarla bıyıksızlığını fazlasıyla kapatan kavisli kaşlar, entelektüel bir burun ve ağız, derin derin, vakur ve edepli, zeki zeki bakan bir çift göz: İşte Mehmet Mazak size.

Yiğit adamdır da bizim Mehmet. Cesurdur da. Nereden mi biliyorum: Gözümle şahit oldum, eşi ve çocuklarından izin alarak bir ağabeyinin onu ‘gel seni alnından bir öpeyim’ deyip öptüğüne. Nedeni mi? Ünlü Köroğlu’nun akrabalarından Bolu Dörtdivanlı Kimya Öğretmeni Aynur Hanımla evlenmek her babayiğidin harcı mıdır öyle. Değil mi üreee? (Not: Üreee, Dörtdivan ilçesine has, bilhassa da soru cümlelerin sonuna eklenen bir takıdır. Öyle okuyunuz lütfen.)

Aynur-Mehmet Mazak çiftine üç de evlat bağışlamış Yüce Yaradan: Gözlerinden zekâ fışkıran Endüstri mühendisliği öğrencisi Beyzanur, kuvvetle muhtemel hukuk okuyacak olan on ikinci sınıf öğrencisi Betül ve daha on üç yaşında olmasına rağmen size yarım saat Ahmet Yesevî’yi anlatabilen veya sorduğunuz her kişi veya şehir hakkında onar dakika dolu dolu konuşabilen, 2048 seçimlerinde koyacağı Cumhurbaşkanlığı adaylığı için şimdiden vaatlerini hazırlamaya başlayan Mehmet Emre. Üçü de birbirinden renkli, üçü de birbirinden saygılı, üçü de birbirinden akıllı üç evlat; şahidim…

Eğitimi mi? İstanbul’da Arşivcilik (şimdi Bilgi - Belge Yönetimi deniyor bu bölüme zahir) okumuş Mehmet. ‘Errızku Alellah’a (Rızık Allah’tandır’a) en çok inananlardandır. ‘Rızık için korkmayın. Kalsaydım, bu bölümle ben aç kalırdım’ sözü de ona aittir.

Çalışkan, çok çalışkandır. Çok iyi insan çalıştırır. Onunla çalışmak çok zevklidir. Sakin, çok sakin; sabırlı, çok sabırlı; çözümcü, çok çözümcü; akılcı, çok akılcı bir yöneticidir. Her zaman herkesle bir miktar, - kâfi miktarda - mesafelidir. Ağırbaşlıdır, oturaklıdır, az- öz konuşur. Söylediği muteberdir. Ölçmeden biçmeden konuşmaz zira.

Dört özelliği bünyesinde barındırır: Yazardır, seyyahtır, kültür sanat adamıdır, birinci sınıf organizatördür.

Dört başı mamur bir kültür sanat adamıdır o. Dört başı mamur bir İstanbul yazarı.

whatsapp-image-2021-10-13-at-12.18.35.jpeg

Bu haber toplam 185 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim