• İstanbul 17 °C
  • Ankara 13 °C

Milli gelirden daha çok bilimsel gelişme önemli

Musa Kazım ARICAN
Dünyayı sarsan ve Türkiye'de de etkisini sürdüren korona virüs nedeniyle bugün Türkiye’de ne yapıyoruz? Hastalığa bulaşmamak, bulaştırmamak için devletimizin yaptığı çağrıya uyarak evlerde kalıyoruz.

Bu bizim için hem ödev hem de görev.  Aslında medeni olmak aynı zamanda sorumluluk sahibi olmak, yükümlülüğümüzü bilmektir. Biz sorumluluğumuzu, ödevimizi bilirsek kendimize düşen borcu yani bu bir borçtur aynı zamanda; başkasının sağlığını tehlikeye atmamak da aslında bir borçtur, benim yükümlülüğümdür, yani sorumluluğumdur. Nurettin Topçu’nun “iradenin davası” dediği, önemle vurguladığı konu neydi? Sorumluluktu.

 Kant’ın “Ödev ahlâkı” vazife ahlakı dediği de budur. Yaptığımız bir sorumluluk, bir yükümlülük, bir ödev. Ben bunu yerine getirdiğimde ödevimi yerine getirdiğimde vazifemi yerine getirdiğimde aslında mutlu olmuş oluyorum, huzurlu olmuş oluyorum. Aslında biz evlerde tecrit edilmiyoruz ya da kapanıp kalmıyoruz aslında bir salgının yayılımına engel olma adına bir sorumluluğu yerine getiriyoruz ve Fârâbî ne diyor: “Tahsil’üs Saâde” “Mutluluğu Kazanma.” Biz aynı zamanda sorumlu davranarak sorumluluğumuzu yerine getirerek mutlu olmuş olacağız.

Evet, bu salgınının yayılımını engelleme adına bize düşen görevi yerine getirmemiz bir medeniliktir, medeniyettir. Bununla beraber medeniyetin din kelimesinden çıktığını,  şehir kelimesinin ve oradan medeniyetin artık bir topyekûn bir şehirlilik, bir devlet ve millet olma bilincine “el-Mille” diyordu zaten Fârâbî.

Fârâbî’de “Mille” kavramı bununla irtibatlı. Tabii biraz Batı’daki o siteden uygarlık kelimesinden biraz daha farklı, daha bütüncül bakan, tüm insani sorumluluklarla muttasıf aslında bir kavram. Sadece sitenin yönetimi değil Fârâbî’deki medenilik ve de medeniyet. Bu aynı zamanda insanın merkezde olduğu, insanın sorumluluğunu bildiği, insanca yönetimin ve insanın mutluluğunun yani “Tahsil’üs Saâde”nin merkezde olduğu bir medeniyetten söz ediyor.  

Sağlık çalışanlarının hukuklarını korumak zorundayız

Peki,  kriz anlarında neden söz ediyor, bu medeniyette neden söz ediyor? Borç. Bana düşen borç, görev, ödev ve bu anlamda da arkadaşlar bugün işte Covid-19 dolayısıyla ülkeler seferberlik ilan edebiliyor. Bugün İtalya’da, İngiltere’de can öncelikle yaşlılara yardımcı olmaya çalışıyorlar. Sağlıkçılar çok önemli bir görev, ödev üstleniyor, olağanüstü bir çaba sarf ediyorlar hatta kendi hayatları tehlikeye giriyor onlara karşı tabii ki ödevimiz var, görevimiz var. Onların hukukunu, hakkını korumak gerekir. Sadece onlara “bravo” demek değil, gerçekten onların sağlığını da dikkate alacak, yani biz eğer bir şikâyet dolayısıyla gidiyorsak, hekimlere gerekli tedbirleri almamız, onlara bulaştırmamamız; bu da bir sorumluluk bu da bir ödev. Ayrıca, ülkeler birbirine yardım etmek durumunda. İşte, Rusya İtalya’ya, Çin bir başka ülkeye, Türkiye bir başka ülkeye, bugün belki tüm dünyanın en önemli gücü olan Amerika’ya bile yardım etme durumu söz konusu. Artık, küçücük bir virüs bize şunu gösterdi; dünyada hiçbir şeye güvenmeyin zenginliğinizin, makamınızın, imkânlarınızın bir anda her şeyin sıfırlandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Aynı zamanda Fârâbî’nin “İlimler Sınıflaması” çok önemli. Bizim 19.yy.’daki bilim paradigmasından daha bütüncül bir bilim anlayışına, insani değerlerin ve insanlığın, insanca yaklaşmanın her bilimsel faaliyetin, her bilimsel çabanın insana ne kattığını yani insana olumlu bir katkı sağlayıp sağlamadığını dikkate almamız gerektiğini bize öğretti. Bu olayın seyri devam ederken şunu da gördük: Artık hiçbir ülkenin ayrım gözetmeksizin şu kadar milli geliri bu kadar milli geliri olmasının artık hiçbir anlamı ifade etmediğini belki de Afrika’daki bir ülkenin birikimine bile ihtiyaç duyabileceğiz, böyle bir dünyayı gördük.

Bu neyi gösteriyor.? Bu şu gerçeği gösteriyor; İnsan olarak yardımlaşma ve dayanışma çok önemli. Ya bu dünyayı beraber yaşanabilir kılacağız ya da bu dünyayı paramparça edeceğiz, yaşanılmaz kılacağız.

Fârâbî bize medeniyet kavramıyla; “El- Medinetü’l Fazıla”ya, Medeni Devletle, Medeni toplumla, “Es- Siyasetü’l Medeniyye”yle, “El Fusûlü’l Medeniyye”yle aslında insanın merkezde olduğunu anlatıyor. Salgın hastalık, zengin-fakir, genç-yaşlı, erkek kadın ayrımı yapmaksızın acılar yaşatıyor.  Batı’da belli bir yaş grubunun üzerindekilere artık ulaşılamıyor, erişilemiyor, yalnızlık içinde ölüyorlar.  Bazıları kendi fedakârlıklarını ortaya koyarak “ben yaşayacaklarımı yaşadım, gençlere verin o oksijen maskelerini” diyorlar.  

Yani insanın olmadığı, insanın yaşamadığı bir dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur. İnsanlar devletle, toplumla vardır. O yüzden bazen insani seferberlik gerekebilir. Burada küçük bir parantez açmak istiyorum; Fârâbî perspektifinden bakarak olayı anlamlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde de bir pandemi salgınıyla ilişkili olarak insanlara yardım edilmek üzere bir kampanya başlatıldı, destek çağrısı yapıldı. Ben bunun politik, ideolojik bir tartışmasını yapmıyorum, ben bunu şu açıdan çok kıymetli buluyorum; Devletin, kurumlarımızın paraya ihtiyacı olması anlamında değil bu. Bu, bir yardımlaşmayı, birbirimize olan borçluluğumuzu ifade ediyor.

Evet, diyeceksiniz ki sosyal devlet, devletin görevi yapmalı, evet yapacak ama ben de bunu hissetmeliyim hatta sadece ülkemde değil dünyanın başka yerindeki İtalya’daki, İngiltere’deki, Çin’deki, Rusya’daki insanlara da bu yardım ulaştırılmalı. Ülke olarak biz bunu atlatmışsak, imkânımız da varsa bu imkânı paylaşmalıyız.

Fârâbî’nin işte o Medeniyet, Medine kelimesinin semantikte din, borçlanmak, birbirimize olan sorumluluğumuz, yükümlülüğümüz, ödevimiz, görevimiz anlamındaki bir bağlamı dikkate aldığımızda aslında biz, hepimiz sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz. Vatandaş olarak, imkânı yerinde olan bireyler olarak, bir sivil toplum kuruluşu, bir kurum olarak bu fedakârlığı da yapmalıyız bu ödevi yerine getirmeliyiz.

Yani, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma; bana nasıl davranılmasını istiyorsam, bana nasıl bakılmasını istiyorsam ben de öyle bakmalıyım. Aslında burada bir anlamda devlet aygıtı bunu sadece organize etmeli, ediyor.

İşte, İtalya’daki gelişmeleri yakından takip ediyoruz, artık yetkililer yetişemiyor olaylara, sağlık personeli yetişemiyor. Herkes kendisinin derdinde ama burada bir dayanışmayı sağlamamız gerekiyor. Bunu oluşturacak tüm seferberlikleri yapmamız gerekiyor. İşte maske üretenler, kıyafet üretebilenler, maddi imkânları oluşturanlar, gıda yardımları bu bugün kendi toplumumuz için belki yarın hemen başka toplumlarda başka milletlerdeki insanlara da bunu ulaştırmamız da gerekecek, gerekmektedir.  Salgına Fârâbî bağlamında baktığımızda o medeni ilimler; yani “Es- Siyasetü’l Medeniyye”, “El- Fusûlü’l Medeni”, “Medinetü’l Fazıla” bağlamında yaptığımız her işi, her eylemi bilimsel, siyasi, iktisadi, sosyal açıdan değerlendirdiğimizde buradaki medeniyet bir erdemdir, bir fazilettir. Aristoteles’in “areta”,  erdem, fazilet dediği de budur.

Dolayısıyla buradan yola çıkarsak, artık bundan sonraki dünya bambaşka bir dünya olmalı. Ben, Fârâbî gibi Fârâbî üzerinden dünyaya yeni bir felsefe takdim etmemiz, felsefi bakış takdim etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Tabii yeniden bir bilim felsefesi bilimin geleceği geleceğin bilimi, felsefenin geleceği geleceğin felsefesi, insanın geleceği geleceğin insanı, devletin geleceği geleceğin devleti, toplumun geleceği geleceğin toplumu; işte bu Japonların “Toplum 5-0”da süper akıllı bir toplum mu süper erdemli bir toplum mu? Cevabını vermemiz gereken soru bu.

 Evet, süper akıllı bir toplum, tüm teknolojik, akıllı aygıtları kullandığınız bir toplum inşa edebilirsiniz, bir devlet inşa edebilirsiniz ama bu tek başına yeterli olmayacaktır. İşte, bu virüsün biyolojik olup olmadığını, laboratuvar ortamında üretilip üretilmediğini bilmiyoruz. Olmadığı söyleniyor, böyle olduğunu düşünelim, ama her an insanlığı ve tüm evreni anında etkileyecek yani küreselleşmenin bu kadar iç içe geçtiği bir dünyada bu kadar hızlı yayılan salgının bu kadar hızlı yayıldığı hiçbir çağ olmamıştır.

 Bugün, Fârâbî’nin ifade ettiği, bilimin ahlakiliğini, bilimin erdemliliğini konuşmalıyız. En büyük sorun şu belki de; Bilim ne kadar ahlaki ya da bilimin ahlakiliği tartışmasını yapmamız gerekiyor. Yapılan her eylemin, her faaliyetin medeniyet perspektifine uygun olup olmadığı yani erdem, Aristocu tarzda söylersek “areta”ya uygun olup olmadığını artık analiz etmemiz değerlendirmemiz gerekiyor. Dünya çok hızla ilerliyor; uzaya, uzayın derinliklerine evrendeki bu belki de esrarengizliklere de artık vakıf olduğumuz bir dünya. Böyle bir dünyada dijital mecralarda artık birçok bilgiye eriştiğimiz bu dünyada erdemi nerde tutacağız, medeni olabilecek miyiz, medeni davranabilecek miyiz? Birbirimizin hakkını hukukunu gözetebilecek miyiz? Bakın bugün birbirine rekabet içinde olan toplumlar her şeyi bir kenara bıraktılar. Tüm insanların tüm toplumların derdi nedir? Virüsle baş edebilmek, Covid19’la baş edebilmek. Herkes bunun şu an aşısını bulmaya çalışıyor ayrılıklar, farklılıklar, düşmanlıklar bir kenara bırakıldı bırakılmak zorunda.

En büyük erdem kendini bilmektir

Ortak düşman, ortak mücadele edilecek şey, Covid-19 ama bunu yapabilmemiz için önce bizim insan olduğumuzu unutmamamız gerekiyor ve bunun için de Cengiz Aytmatov’un eserlerinde söylediği; “her gün insan kalabilmek” en önemli şeylerden bir tanesidir.

Sokrat da bunu söylüyordu değil mi, yaklaşık 2000 yıl önce insana “kendini bil” diyordu. En büyük erdem, en büyük fazilet en büyük felsefi çaba kendini bilmektir.

Yunus ne diyordu: “İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmezsen bu nice okumaktır.” İlim eğer kendini bilmiyorsa ya da insanı yok ediyorsa bu ilim değildir o zaman. Bilim insanı yaşatmayı amaçlamıyorsa ya da tüm varlığı yaşatmıyorsa o zaman bu bilimin bir değeri olmayacak.  Tabii, Yunus, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli, Hoca Ahmet Yesevi gibi Anadolu’nun çok önemli değerleri hep bu insan vurgusunu dile getirmişlerdir ve bizim felsefemizin de esasıdır. Fârâbî ne diyor; “ideal toplum” önce ideal insan ideal toplum ideal devlet. Yani medeni insan medeni toplum medeni devlet.

Erdemli bireyler, erdemli toplumları oluşturur

Erdemli bir toplum, erdemli bireylerin bir araya geldiği bir toplumdur. Tabii bu toplumun kökü ailedir. Bu bireyler bir aile oluşturacak, bunlar toplumu oluşturacak ve bu toplum aynı zamanda ne yapacak, erdemli ya da medeni bir devleti oluşturacak. Medeni toplumların, medeni insanların ve medeni devletlerin olduğu bir dünyayı düşündüğümüzde, dünya barış içerisinde, huzur içerisinde bir dünya olacaktır.

Bu perspektiften baktığımızda Fârâbî tam anlamıyla bir medeniyet filozofudur, medeni bir filozoftur. Ve bugün Covid-19’la, küresel salgınla şunu gördük; insanlar, toplumlar ve medeni olmazsa insan eliyle bu evren yok olacaktır.

Bu yazı toplam 190 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim