• İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

Osman Özbahçe: Dijital Topluluklar

Osman Özbahçe: Dijital Topluluklar
Dünya dönüştü. Ülkeler dönüştü. Virüs 2020’de de, 21’de de Darwin’in (1809-1882) ruhunu dolaştırdı insanlar arasında. Yaşlılar öldü gençler kaldı. Hastalar öldü sağlam vücutlar yaşadı.

Salgın günleri her yeri teknoloji kapladı. Salgınla gelen salgın biçiminde güç gösterisi yaptı. Atom bombası; yok ediyor, sakat bırakıyor. Ruhu yok ediyor, özü ortadan kaldırıyor, derinliği öldürüyor. İnsanlığa armağanı yüzeysellik bütün dünyayı yabancılaşma biçiminde kasıp kavuruyor.

Teknoloji manevi plânda, virüs maddi plânda, birinin öldüremediğini diğeri öldürüyor. Teknoloji & virüs gücü karşısında insanın gerçekliği ölüme indirgendi. Ölüm sıraya koydu insanları. “Hiç bilmezem kezek kimin aramızda gezer ölüm / Halkı bostan edinmiştir dilediğin üzer ölüm.” (Gölpınarlı 2006, 64) Sırası gelen itiraz etmeksizin, insanlarda yas duygusu oluşturmaksızın, yakınlarının, arkadaşlarının, komşularının sevgisinden uzak, âdeta kendi kendini mezara koyuyor. İnsanın sadece kendi cenaze törenini düzenlemediği kaldı. İnsanlar öylesine yalnız ölüyor, öylesine yalnız defnediliyor ki yürek dayanmaz. Bütün ülkelerde günlük vaka ve ölüm tabloları yayınlanıyor. Her gün binlerce insan ölüyor. Herhangi bir haber değerindeki binlerce ölüm artık kimseyi şaşırtmıyor.

Bütün dünya, ülkeler salgın sürecinde dijital mekânlara, dijital topluluklara dönüştü. Virüs devletleri ortadan kaldırdı. Yerine virüs devletler kuruldu. Devletler teknolojik topluluklar biçiminde yeniden örgütlendi. Hükümetler kabine toplantılarını dijital ortama taşıdı. Ülke liderleri diplomasiyi video konferans sistemiyle idare etti. Artık bütün toplantılar dijital toplantı. Bütün insanlar sanal. Ekonomik örgütler, siyasal örgütler, toplumsal örgütler dijital topluluklar hâline geldi. Festivaller, siyasi mitingler, sergi ve müzeler sanallaştı. Okullar aylardır boş. Cep telefonları, tabletler, bilgisayarlar okula dönüştü. Okumaya yeni başlayan bebeler tablet kurdu oldu. Toplum, internet benim okulum cümlesiyle bütün gücünü yitirdi. Cahil Hoca (Rancière 2018) internet karşısında bütünüyle anlamsızlaştı. Okulsuz Toplum’un (Illic 2019) eleştiri gücü sönümlendi. Öğrenme Ateşi (Krishnamurti 2017) sıradan insanların içi boş diyaloglarına dönüştü. Yeni Yaklaşımlar (Arslan 2019) insanı kavramaktan uzak, Eğitim Felsefesi (Tezci 2019) derinlikten yoksun. Türkiye’nin Maarif Davası (Topçu 2015) hamaset olarak kaldı. Maarif Davası’ndan “maarif”i, Okulsuz Toplum’dan “okul”u kaldırıp yerine başka bir kavram yazsak kitap değişmeyecek. Hepsi okulu tek boyuta, kalıp yöntemlere indirgiyor.

Dünya yalan diye diye dünyayı yalan yaptılar. Dünya değişmez. Değişim büyük bir yalan. Öz itibariyle insan ve hayat aynı. Bunlar artık gerçek değil. Aynı insan, aynı hayat gitti, yerine sanal insan sanal hayat geldi. Dünya değişti. Artık insan ekrandaki görüntüsünün arkasındaki insan. Sanal bir gerçeklik. Sanal gerçeklik bir maskedir. Arkasına saklanılan geliştirilmiş bir kimliktir. Kurgusaldır. Aslın yerine geçer, aslından çalar, aslı değildir. Dijital topluluklar insanların birbirine yabancılaşmasından başka nedir?

Bütün dünyada okullar dijitale taşındı. Ağaç Okul (Zarifoğlu 1989) vardı bir zamanlar. Salgın süreci klâsik okulu eskitti, Ağaç Okul yaptı. Hazırmış insanlar da teknoloji tasarımı insana, okula, hayata. Dijital okul, dijital öğretmen, dijital öğrenci. Eğitim öğretim sistemine karakter verdi. Sistem karakterini üretti ve bu karakterden kolayca çıkılamayacak. Dijital çağ bütün haşmetiyle insanlığın göğsüne çöktü. Kalbini, ruhunu söktü.

Teknoloji okulu okul olmaktan çıkardı. Okulu ekrana, cep telefonuna indirgedi. Bilgiyi sanallaştırdı. Öğrenmeyi sanallaştırdı. Tecrübeyi literatürden sildi. Bilgi hayalî bilgi, okul hayalî okul. Teknoloji eğitim öğretimde kullanılan bir araç olmaktan çıktı, olayın kendisine dönüştü.

Yıllar önce Okulsuz Toplum hepimizi heyecanlandırmıştı. Bizim için okul sistem eleştirisinden bağımsız değildi. Okulsuz Toplum düşüncesi hepimizde mündemiçti. Hatta bazı arkadaşlar, kitap Türkçeye çevrilmeden yıllar önce okulları yıkalım, sıraları yakalım anlamında şiirler yazmıştı:

 

ancak yanan bir okul iyi bir okuldur

karatahtaları kırıp kırıp odun yapalım

duvarlar ateş görsün arkadaşlar

bahara uyalım ve başkaldıralım. (Albayrak 1989, 12)

 

Hakan Albayrak’ın (d.1968) Delikanlı’sında “Haydin Çocuklar Okul Yakmaya”, “Öğrencilere Hitabe”, “Modern Devlet Secde İster” başlıklı şiir ve yazılarda modern okul kurumu radikal bir biçimde eleştirilmektedir.

Okulsuz Toplum düşüncesi otoriteye karşı çıkan bütün çağrışımlara açıktı. Bizi çeken buydu. Okulsuz Toplumun fiilî gerçekliğe dönüştüğü günümüzde bu kitabı hatırlamamak mümkün mü? İnternet Okul, Okulsuz Toplumun yerini almışken yeniden okudum. Yıllar önce okuduğumda beğenmemiştim. Yeniden okuduğumda yine beğenmedim. Aynı sonuç: Başlık güzel, kendi değil. İçi değil.

Okulu militarist bir söylem içinden eleştiriyor:

 

“Eğitim teknokratlarının yaptıkları araştırma ve ortaya koydukları gelişme, çocukların zorunlu eğitime karşı gösterdikleri direnişe bir çözüm olabileceği yolundaki taahhütleri asker teknokratlarca yapılan benzer taahhütler kadar güvenli … ve onun kadar saçma.” (Illich 2019, 86)

 

Yaklaşımı öylesine genel ki okul yerine hangi kavramı yazsanız sonuç değişmez: Okul, öğretmen, öğrenci, eğitim, çocuk kelimeleri dışında değişiklik yapılmadan kitap öngörülen yeni anlam çevresine kavuşabilir.

Illich (1926-2002) arkadaşa partner diyor: “her bireye partnerini”, “yeni partnerler” (114), “uygun partnerleri bulmak”. (115) Çocuğun okulda arkadaş edinmesine, arkadaş seçimine partner seçimi diyor. Bakış açısı fazlasıyla teknolojist: “Prometheus … o, ateşi almak için tanrıları kandırmayı başarmış, insanoğluna demiri işlemeyi öğretmiş, teknolojistlerin tanrısı olmuş ve demir zincirleri kırmış.” (139)

Okulu iş, işveren, maliyet, para piyasası kavramlarıyla açıklıyor. Illich’e göre okul, öğretmen diye bir iş koluna yaramaktadır. Okula ve öğretmenlere çok para harcanmaktadır. Okulsuz Toplam’da (Doğrudur, dizgi, düzelti yanlışı yok: Toplam!) maliyet düşecek, toplum refaha kavuşacaktır.

Illich, okul özgür öğrenmeyi engeller, bu nedenle kaldıralım, e-okulları tek seçenek yapalım diyor. Temel tezi, okul insanı özel ilgi ve yeteneklerine yabancılaştırmaktadır. Eğitim özel ilgi ve yetenekler doğrultusunda birey plânında yeniden kurgulanmalıdır. Günlük hayatta nasıl öğreniyorsak “okulda” da öyle öğrenilmelidir. Okul dışı okulu savunmaktadır. Hayat boyu öğrenme yeterlidir. Bireye göre, kişiye özel eğitim modeline geçilmelidir. Öyleyse Yeni Yaklaşımlar’a bakmak lâzım. Yeni Yaklaşımlar kişi, yetenek, özel öğrenim… kelimeleriyle dolu. Kurumsallaşmanın mantığını eleştirirken ne kadar başarılıysa alternatif okul kurgusunda o kadar başarısız.

Illich’ten itaatsizlik düşüncesi kaldı bize. Egemen ideolojiyi üreten okula koyduğumuz mesafe kaldı. Madem OT’u okudun. Bir de Cahil Hoca’yı dene dedim. Aynı manzara. Rancière (d.1940) de cahil hoca, cahil öğrenci koşutluğuna indirgiyor eğitim sistemini. Kendi kendine öğrenmeyi öneriyor:

 

“Öğrenciler büsbütün hocasız değilse bile açıklayan hoca olmaksızın öğrenmişlerdi. Öncesinde bilmiyor; ama şimdi biliyorlardı.” (Rancière 2018, 19) “Bir cahilin bir başka cahil için ilim kaynağı olması nasıl kabul edilirdi ki? … Öğrenciyi yetiştiren şeyin hocanın bilgisi olmadığını gösterdiğine göre … yani bilmediğini öğretmenin önünde hiçbir engel olamazdı.” (21)

 

Olamaz tabii. Git kendi kendine öğren gel diyorsunuz. Nasıl öğreneceğim? Nasıl öğrenirsen öğren? Öğrencinin kendi kendine öğrenmesi bağlamında Illich’in de, Rancière’in de örneği dil öğrenimi. Tıp, matematik, ilâhiyat… değil.

Illich, çocuk ana dilini kendi kendine öğreniyor. Öğrenme de böyle olmalıdır diyor. Cahil Hoca bu öneriyi sistemleştiriyor. Peki sistem ne? Okul, öğretmen, müfredat, sınıf iptal. Hepsi Öğrenci demek. Öğrenci hepsini karşılayan ve kapsayan büyük kavram: “Genel anlamda öğrenme kendi kendine gerçekleşir. Plânlı pek çok öğrenme … programlı bir eğitimin sonuçlarından değildir. … Normal çocuklar ana dillerini kendi kendilerine öğreniyor.” (Illich 2006, 27) Illich’te genel yaklaşım internet temelinde veya okul dışı sosyal ortamda ilgi duyulan konu çevresinde kümelenmeyken Rancière eğitimi bireyleştiriyor. Öğrenci kendi kendine hocalık yapıyor: “Öğrenci hocalık yapıyordu.” (Rancière 2018, 26) İkisinin de ortak noktası ve sihirli kelimesi özgürlük. Özgürlük temelinde sunum öneriye dokunulmazlık kazandırıyor. İki yazara göre de birey temelinde kendi kendine öğrenim özgürleşmektir. “Özgürleşmeksizin eğiten aptallaştırır.” (24) İkisi de yöntemlerinden oldukça emin: “Çocuklar ve yetişkinlerin açıklayan bir hoca olmaksızın kendi başlarına okumayı, yazmayı, müzik çalmayı veya yabancı bir dil konuşmayı öğrendiğini gördük.” (50)

Klâsik öğretmen aptallaştırırken cahil öğretmen özgürleştirmektedir: “Hocanın aptallaştırıcı dersine taban tabana zıt, sanatçının özgürleştirici dersi şudur.” (74)

Cahil Hoca sisteminin temel kurallarından biri de öğrenme öncesi yönlendirme yapmamaktır. Yönlendirme öğrencinin psikolojisini bile bozabilir: “İşine başlamadan önce alması gereken önlemler hakkında çocuğa açıklamalar yapmak tehlikeli olur. Nedenini biliyoruz: Çocuk bu yüzden kapasitesiz olduğu hissine kapılabilir.” (69)

Rancière “Bilmediğimizi öğretebiliriz” (132) diyor. Peki, Nasıl? Öğrenci size öğrenmek istediği konuyu söyleyecek. Siz de öğren gel diyeceksiniz. Öğrenci öğrenip gelecek. Bu kadar mı? Bu kadar. Böylece siz bilmediğiniz bir konuyu (cahil hoca esprisi bu) öğretmiş sayılacaksınız.

Krishnamurti (1895-1986), Öğrenme Ateşi, her sayfasından haydi bana öğretin cümlesi fışkırıyor. Öğrenme nedir? Bir diyalog. Öğretmek nedir? Bir diyalog. Öğretmenin öğrencilerle karşılıklı konuşması. Kendini öğrenci yerine koyup haydi bana öğretin yapması. Öğrenirken öğretirsiniz. Öğretirken öğrenirsiniz. “Evet bayım, insan davranışını ele alalım. Şimdi ben sınıfta veya sınıf dışında bunu onlara nasıl aktaracağım?” (Krishnamurti 2017, 11) Haydi bana öğretin. Genel yaklaşım bu. Diyalog yapıyor özel okulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerle. Onlar da kendilerince anlatıyor, anlatıyor, anlatıyorlar. Kitabı bitirdiğinizde ben bilmiyorumdan, haydi bana öğretinden, haydi birlikte öğrenelimden başka cümle kalmıyor.

“Öğrencileri … akademik açıdan [nasıl] verimli hâle getireceğim?” (79) Kitabın ana fikri bu. Temel sorunsal öğrencilerin “akademik başarı”sı. Bunu sağlamak için ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalıdır: “Ve bu şeyi öğrencilere nasıl aktaracağımızın bir yolunu bulalım.” (78) Yöntem hazırdır: “Dolayısıyla beraber öğrenelim. Ben size öğretmiyorum. Siz bana öğretmiyorsunuz.” (101) Hepsi yöntemlerinden öylesine emin ki. Hepsinin aklı öylesine dinç ki: “Yani dinç akıllıdır.” (Özel 2019, 307)

Krishnamurti, birlikte ve beraber öğrenmeyi önermektedir: “Beraber öğrenin. Ben haklıyım, bu benim düşündüğüm şey, olması gereken bu derseniz birlikte öğrenemezsiniz. O zaman hep birlikte dururuz.” (Krishnamurti 2017, 111) Birlikte ve beraber öğrenirken otoriter yaklaşımlardan kaçınılmalıdır:

 

“Baylar otoritesizliğin, etkide bulunmamanın, baskı kurmamanın; ama düzenin olması zorunluluğunun … gerçeğini, hakikatini hep birlikte sadece yüzeysel olarak değil, ama derinlemesine bir şekilde -birlikte- görebiliyor muyuz?” (75) “Otoritesizliğin derinliğinin önemini görüyor muyuz?” (76) “Çok şey bilen siz doğal olarak otoriteyi üstlenmeye başlıyorsunuz.” (76) “Eğer hepimiz birlikte öğreniyorsak bu müthiş bir şey.” (77)

 

Yine de birlikte öğrenirken otorite yapmaktan kaçınamaz. Kendisine soru soran bir öğretmeni gerçeğin dünyasıyla cevaplar: “Bayım, şu anda onu yapıyoruz. … Birlikte nasıl öğreneceğinizi konuşuyoruz.” (114)

Öğrenme Ateşi, Okulsuz Toplum ve Cahil Hoca gibi kışkırtıcı bir başlık. Hepsinin adı var kendisi yok. Dışı güzel içi boş. Eğitime ilişkin bütün kitaplar böyle. Öğrenme Ateşi de öğrenimi tek boyuta indirgiyor. Eğitimi, okulu, öğretmeni bu öneri etrafında yeniden biçimliyor. Öğrenme de, öğrenci ve öğretmen de tek boyutlu bir ilişki biçimi değildir. Krishnamurti “akademik başarı” için ne yapıp edip öğretin diyor. Nasıl yapacaklarına ilişkin konuşmalar bir ürünün pazarlama stratejilerini tartışmaya benziyor. Bütün yaklaşımlarda bir işletmecilik mantığı seziliyor.

Eğitime ilişkin literatür eğitim fakültelerine mensup akademisyenlerin elinde. Hiçbirinin çalışmasında düşünce dünyamızdan iz, eser yok. Ne Âkif’in (1873-1936) Safahat’ında tartışılan eğitim öğretim var, ne Sezai Karakoç’un (d.1933), İsmet Özel’in (d.1944) adı geçiyor çalışmalarında. Eğitime ilişkin Türk entelektüelinin ürettiği tek kitaptan; Türkiye’nin Maarif Davası’ndan hiçbirinin haberi yok. Hepsi yüzeyden yüzeyden çalışıyor.

Eğitim öğretime ilişkin literatürü taradığımızda Okullar İlim Yuvaları Değil. Standart İnsan Üreten Kurumlar. Günümüz okullarının temel özelliği bu. Fakat teorik çerçeveye bakınca başka bir sonucun imkânsızlığı apaçık ortada.

Yeni Yaklaşımların tamamında eğitim öğretim temelinde okul bir geçiş aparatı. Okul, çağın: pazarın ihtiyaçlarını cevaplayacak bireyler üreten bir sistem. Bakmayın siz benim pazar dediğime. Hiçbiri pazar demiyor, hepsi çağ diyor. Fakat hepsinin kullandığı çağ kelimesi pazar anlamına geliyor. Teknolojik gelişmelere koşut yeni meslekler doğmuştur. Okul bu mesleklerin çalışanlarını üretmelidir. Bu mantıkla piyasa doğrultusunda uzman üretilmektedir. Amaç bilgi temelinde ilim yuvası değildir.

Okulu biçimleyen toplumu biçimler. Bütün dünyada okul devletin tekelinde. Devlet bu tekeli ideolojisinin üretimi biçiminde kurguluyor. Devlet okullarını da, özel okulları da devletten daha büyük bir ideoloji olan kapitalizm biçimliyor. Kapitalizmin başarısı da, Modernizmin başarısı da, karşı çıkan, aşma ve yıkma hareketlerini farklı bir versiyonlarına dönüştürebilmeleridir. Anti-kapitalizmle, anti-modernle güçlenebilmeleridir. Olay her seçenekte modernizmin içinde cereyan ediyor. Islahat fermanlarının da, tanzimat fermanlarının da varacağı yer belli.

Eğitime ilişkin kitapların tamamında okul kötüleniyor. Eleştiriliyor değil, kötüleniyor. Eğitime ilişkin bütün çalışmalar (yazılar değil, çalışmalar) okulun yıkımına dayanıyor. Yerine daha berbat bir okul önerisi getiriliyor. Hepsi klâsik okul, öğretmen, öğrenci ilişkisini devreden çıkarmaya dönük. Hepsinde klâsik kurgu yıkılıyor, yeni kurgu özgürleşme temelinde yeni yaklaşım başlığıyla sunuluyor. Hepsi birer sunum. Sadece Sunum. Toplantı bitince bitecek türden. Beyin fırtınası, konuya ilişkin düşünce üretme, yorumlama, konuyu genişletme ve derinleştirme yok.

Eğitime ilişkin Yeni Yaklaşımların tamamı deneysel. Hepsi teknolojiyi esas alıyor. Teknolojiye göre rahat hazrol yapıyor. Teknolojiyi kaldırdığınızda ortada öneri de, Yeni Yaklaşım da kalmıyor. Bu da amacın okul, eğitim öğretim değil, teknoloji olduğunu gösteriyor.

İçinde bulunduğumuz dönemde e-okul, e-öğrenme, online ders, uzaktan eğitim, uzaktan öğrenme… gibi kavramlar hayatımıza yerleşti. İlkokul diplomasını otuzundan sonra alan annem bile yüz yüze eğitim başlayacak mı diye sordu bana. Yüz yüze eğitim ne anne! Okul açılacak mı, açılmayacak mı? Yüz yüze eğitim kavramlaştırması okulun yerine geçti. Kelimenin ölümü okulun ölümüdür.

Eğitime ilişkin çalışmalarda gizliden gizliye bir kopuş düşüncesi ve arzusu var. Kopuş devrim demektir. Eğitimde Devrim yapmak istiyor hepsi. Önerileri inkılâp tarihi modunda. Hepsi özgürlük kavramıyla özgürleşme temelinde bir söylem geliştiriyor. Gerçekte otoriter ve indirgemeciler. Doğru onların doğrusu. Önerileri teknolojiye uyumla dolu. Özellikle Yeni Yaklaşımlar eğitimi yeni meslekler temelinde biçimleme arzusunda.

Hepsi toplumun insan kaynağını üreten yegâne gücün eğitim olduğunun farkında. Modern dünyada toplumu biçimleyen yegâne güç devlet ve kapitalizmdir. Okul, devlet ve kapitalizm doğrultusunda insanı biçimlendiren başlıca kurumdur. İnsanı biçimleyen en pratik araç okuldur. Kapitalizm temel sistem. Modern dünya üretici ve tüketiciden başka insan istemiyor. Okul dahil, bütün kurumlar bu sistemin uyarılarına göre biçimleniyor. Bu sistem nasıl bir okul istiyorsa okul öyle bir okul oluyor. Üretim ve tüketim. Bilgi bunun nesnesi.

Modern dönemde öğrenci ürün olarak tanımlanıyor. Eğitim programları ve yöntemleri ürünün uzmanlaşmasına / kalitesine yardımcı araçlar. Sınavlar kalite kontrol aracı, diploma garanti belgesi. Okul performansına göre bir mesleğe yerleştiriliyorsunuz. Modern dünyanın hiyerarşisi, kast sistemi okul.

Okul bizi sürece dahil ediyor. Süreç kapitalizm. Ekonomik düzen. Para piyasası. Pazar yeri. Toplum pazar yeri.

 

 

Kaynakça

 

Albayrak, Hakan, (1989) Delikanlı, Ankara.

Arslan, Editör Doç. Dr. Ali (2019) Yeni Yaklaşımlar, Nobel Yayınları, Ankara.

Gölpınarlı, Abdülbâki (2006) Yunus Emre / Hayatı ve Bütün Şiirleri, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul.

Illich, Ivan (2019) Okulsuz Toplum, çev. Mehmet Özay, 60. baskı, Şule Yayınları, İstanbul.

— (2006) Okulsuz Toplum, Oda Yayınları, çev. Celâl Öner, İstanbul.

Krishnamurti, J. (2017) Öğrenme Ateşi, çev. Emre Boyacıoğlu, Ganj Yayınları, İstanbul.

Özel, İsmet (2019) Of Not Being A Jew, 5. baskı, Tiyo Yayınları, İstanbul.

Rancière, Jacques (2018) Cahil Hoca, çev. Savaş Kılıç, 3. baskı, Metis Yayınları, İstanbul.

Tezci, Editör Prof. Dr. Erdoğan (2019) Eğitim Felsefesi, Nobel Yayınları, Ankara.

Topçu, Nurettin (2015) Türkiye’nin Maarif Davası, 15. baskı, Dergâh Yayınları, İstanbul.

Zarifoğlu, Cahit (1989) Ağaç Okul, Beyan Yayınları, İstanbul.

 

(Hece, sayı 293, Mayıs 2021)

Bu haber toplam 109 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim