• İstanbul 32 °C
  • Ankara 35 °C

Prof. Dr. Mustafa Gündüz: Çağdaş Türk Düşüncesinde Mehmet Âkif'i Anlama ve Konumlandırma Sorunu

Prof. Dr. Mustafa Gündüz: Çağdaş Türk Düşüncesinde Mehmet Âkif'i Anlama ve Konumlandırma Sorunu

Türk düşüncesini Türkiye'deki sosyal, siyasî ve düşünsel değişimin tarihi vetiresini dikkate alarak, bütünlük içinde ele alan yerli ve yabancı, bireysel ve kolektif kapsamlı araştırmalarda bir milletin millî marşını yazan Akif'in hak ettiği yeri, ilgiyi ve ağırlığı bulduğu söylenemez. Hakkında bu güne kadar derinlemesine bir biyografinin yazıl(a) mamış olması, sinema, tiyatro, resim vb. gibi sanat sahalarına aktarılamaması bu tespitin göstergeleri arasındadır. İstiklal Marşı şairi adına uluslararası bir sempozyumun düzenlenebilmesi için ölümünden sonra 70 yılın geçmesinin ve adına bir üniversite kurulmasının beklenmesi de bu tespitin doğruluğuna hizmet edebilir.

Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, Türkiye'de Çağdaşlaşma, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Modernleşen Türkiye'nin Tarihi, Türkiye'de Modernliğin Oluşumu, Modern Türkiye'de Siyasî Düşünce gibi çalışmaların Akif'i ele alış yöntem ve zihniyetinde sorunlar vardır. Bunların yanında, özellikle son dönemlerde Safahatı merkez alan çok sayıda çalışma çıkmaktadır. Ancak bunların çoğu, Akif'in düşünce dünyasına nüfuz edememektedir. Bu durum Akif'in hafızalardaki ideolojik konumlandırılmışlığını tahkim etmekte, onu anlamayı gün geçtikçe daha da zorlaştırmaktadır. Konuyla ilgili olarak en başta ifade edilmesi gerekli hususlardan biri, bir düşünce adamı olarak Akif'in etraflı bir biyografisine sahip olmamaktır. Âkif üzerine büyük bir birikimden söz edilebilir. Ancak bunların çoğu birbirinin tekrarı ve Akif'i anlamaktan ve anlatmaktan uzaktır. Bunun başlıca sebebi, dil ve kültür koordinatlarımızın Akif'i anlamak noktasındaki uzaklığıdır. Akif'in düşüncelerine nüfuz etmenin yolu, çok iyi bir dil bilgisi (Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca) ve etraflı bir dönem bilgisi (en kaba hatlarıyla son iki yüzyıllık modernleşme tarihi, kişi, kurum, olay ve olguları hakkında geniş bir bilgi) edinmekten geçer. Burada öncelikle çağdaş Türk düşüncesini etkilediği varsayılan Hilmi Ziya Ülken, Niyazi Berkes, Tank Zafer Tunaya, Bernard Lewıs, ErikJan Zürcherve FerozAhmed'in konuya bakışlarına değinilecektir. Ayrıca son dönemlerin önemli birikimi, Modem Türkiye'de Siyasi Düşünce ve İslâm Ansiklopedisi'nin Akif'e bakışları tartışılacaktır. Son olarak, Akif'in çağdaş Türk düşüncesindeki gerçek yerini belirlemede görüş ve eserleriyle önemli farklarının ve katkılarının olduğu varsayılan İsmail Kara, Dücane Cündioğlu, Ertuğrul Düzdağ ve D. Mehmed Doğan kısaca ele alınacaktır.

Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi eserinde son üç yüzyıllık entelektüel hayatı elekten geçirirken, bazı isimlere neredeyse hiç yer vermez. Bunlardan biri de Akif'tir. Bu kapsamlı eserde Âkif sadece yedi yerde zikredilir. Ülken, önce Âkif ve Fikret tartışmasına değinir, ardından II. Meşrutiyet dönemi aydınlarını tasniflerken, Akif'i modernist islâmcılar sınıfına koyar, islâmcıların fikir ve eserlerini tasnif edip üzerlerinde uzun değerlendirmeler yapar, modernist ve Türkçü İslamcıları anlatırken, akımın önde gelen bütün isimlerini sıralar, etkilerini, faaliyetlerini sayar ama Akif'ten bahsetmez. Sadece Şemseddin Günaltay'ın Zulmetten Nura eserinde Akif'in SafahaTından parçalar alındığına değinmekle yetinir. Benzer biçimde, batının ahlâk buhranı karşısında toplumu korumaya çalışan bir islâmcı sınıfın olduğunu ve bunların başında da Akif'in olduğunu belirtir. C. Afgani'nin bazı çevreler tarafından tenkit edildiğini ve Akif'in bu tartışmada Afgani tarafını tuttuğunu, Safahat1 ta ona övgüler yolladığını belirterek, Akif'in İslâm modernistlerinden etkilenmesini konu edinir, ancak detay vermez. Ülken, II. Meşrutiyet dönemi fikir ve mütefekkirleri hakkında bir özet yaparken de, Batıcılık ve islâmcılığın en gergin zamanlarında fikirlerden çok duygu ve heyecanların konuşmaya başladığını, tarafların ve ideologların fikir adamlığından çıkıp şairliğe geçtiklerini söyler. Burada Akif'in Safahaf\r\\r\ Fikret'in eserlerine karşılık geldiğini belirtir. Fikret'i imanlı bir insan olarak görürken, Akif'i Fikret'in insaniyetçiliğine karşı Müslüman sosyalist olarak değerlendirir. Çağdaş Düşünce Tarihinde Âkif, bir defalığına 12 Mart 1921'de İstiklâl Marşını yazmasını konu edinilerek zikredilir.1 Bütün bunlardan sonra, Ülken'in belirgin bir şekilde Akif'i eserine sokmama gayreti içinde olduğu görülür. Bu sansürün farklı nedenleri olabilir. Ancak birkaç yerde Âkif üzerine verdiği hükümler de onu hakkıyla anlatan, onun anlaşılmasına vesile olan atıflar değildir.

Son dönem Türk düşünce, tarih ve modernleşmesi çalışmalarında pek çok araştırmacının uğrağı olan Niyazi Berkes'in kült eseri Türkiye'de Çağdaşlaşma'da2 da Akif'e yeterli yerin ayrıldığı söylenemez. Yapılan atıflar da Ülken'de olduğu gibi yanlıdır. Berkes, eserinin son kısmında yedi yerde Akif'i zikreder. İlk olarak, batı medeniyetini konu edinirken, bu yeni uygarlığı, İslâmcı görüşün önde gelen isimlerinden Akif'in yargısının sonraları, tek dişi kaldığını söyleyeceği 'canavar' uygarlık olduğu belirtir. Said Halim Paşa'nın bazı Fransızca eserlerinin Âkif tarafından tercüme edildiğine dipnotta değindikten sonra, Akif'in hamisinin Said Halim olduğunu belirtir3. Akif'in Türkiye'deki tartışmalara Mısırlı yazarların tercümeleri ile katıldığını söyler ve burada Mehmed Ferid Vecdi'den tercüme edilen Müslüman Kadını4 söz konusudur. Yine, Abdullah Cevdet'in Dozy tercümesi dolayısıyla, Akif'in onu mülhid olarak suçlamasına atıf yapar. Kurtuluş savaşını bir İslâm devleti kurmak niyetiyle yapanların başında Âkif geldiğine değinerek, aynı fikir ve idealin Akif'in çağdaşı Muhammed ikbal'in Pakistan'ında da olduğunu belirtir. Ancak Berkes, bu atıflarda Akif'i küçümser ve ideallerini gerçekleştiremeyen boş hayaller sahibi biri olarak görür. Son olarak Berkes, Akif'i Kur'an çevirisi meselesinde zikreder.5 Kur'an çevirisi konusunun yanlışlara ve kazanç sömürücülüğüne yol açmaması düşüncesiyle, çevirme ödevinin hem din, hem dil açısından en yetkili sayılan Mehmed Akif'e verilmesinin Meclis yetkililerince düşünüldüğünü belirtir. TBMM'nin Kur'an çevirisi ödevi verdiği Mehmed Akif'in, 1923'ten sonra Kurtuluş Savaşının İslâm devleti kurulmasıyla sonuçlanmayacağını anlayarak Mısır'a çekildiğini yazar. Akif'in bu Kur'an çevirisinin resmî bir metin olmaması şartın koyduğunu, daha sonra da bu projeden vazgeçtiğini ve parayı iade etme dürüstlüğünü gösterdiğini belirtir. Ülken'de olduğu gibi Berkes de Akif'e karşı olumsuz bir tavır içindedir. Verdiği hükümler sağlam kaynaklara dayanmaktan ziyade, bireysel değer yargılarının mahsulüdür. Türkiye'de özellikle II. Meşrutiyet dönemi farklı siyasal akımları üzerine ilk çalışmaları başlatan Tarık Zafer Tunaya, İslamcılık Cereyanı6 başlıklı hacimli eserinde Akif'e oldukça az değinmiştir. Çalışmanın kaynakları oldukça dar ve belirli bir çevreden yapılmıştır. Örneğin II. Meşrutiyetin Sebilü'r-Reşad haricindeki diğer pek çok islâmcı dergisine neredeyse hiç yer verilmez. Zaten İsmail Kara'ya göre, temsil kabiliyeti düşük kaynaklar kullanılırken, yapılan yorumlar, kullanılan ifadeler ve varılan hükümler de hayli amacını aşmakta ve gerçekliği yansınmaktan uzak gibi durmaktadır. Zira Tunaya'ya göre, II. Meşrutiyet dönemi İslâmcılığının önde gelen aktörleri arasında Âkif yer almaz. Buna karşılık, Said Halim Paşa, Ahmed Naim, Mehmed Şemseddin, Şeyh Muhsin-i Fani (Hüseyin Kazım Kadri) ve Türkiye'deki aydınlara etki eden Mısır ve Ortadoğu kökenli İslâm reformistleridir.

Osmanlı devletinin parçalanma sebeplerini sayarken, 'taklit'ten bahsedilir ve Akif'in her şeyi taklit olan insanın kendisi de taklit bir insan olur tarzındaki ifadesine atıf yapılmış ve böylesi bir toplumun yaşamayacağı üzerinde durulmuştur. Bir sayfa ileride Mehmed Şemseddin'in aynı konuda Zulmetten Nura isimli eserinde Akif'in şiirlerine atıf yaptığı hatırlatılır.7 Fırka ve fırkacılık konusunu işlerlerken kısaca Akif'in görüşlerine yer vermiştir. Akif'in buradaki görüşleri Sebilü'r-Reşad dergisinden alınma bir cümledir ve temsil kabiliyeti yok hükmündedir. Tunaya'nın Akif'e diğer atfı, Türkçülüğün cemaat ilkesine muhalif olduğunu belirtmesi sırasındadır. Akif'in milliyet ve kavmiyet karşıtı olduğunu söyler. Bir başka vesile ile Akif'in milliyetle, İslâm birliğini bağdaştırıcı fikirlerinin olduğunu söyler. Akif'e bir diğer atıf, 1947 yılında Sebilü'r-Reşad'ın yeniden yayımlanmaya başlaması üzerine Ömer Rıza Doğrul'un Âkif üzerine yazdığı yazı vesilesiyle olmuştur. Buna göre, 1947'den sonra bir İslâm inkılâbı yapılmaktadır ve Akif'in idealleri gerçekleşmek üzeredir. Türkiye'nin toplum ve fikir alanındaki modernleşme sürecine değinenlerin önemli kaynaklarından biri de, Bernard Levvis'in8 Modern Türkiye'nin Doğuşu adlı eserdir. Ancak, Lewis son dört yüzyılı elekten geçirirken, Akif'e sadece bir dipnotta, Said Halim Paşa'nın bazı eserlerini tercüme etmesi vesilesiyle değinir. Anlaşılan, ona göre, Akif'in modern Türkiye'nin doğuşunda katkısı yoktur. Aynı şekilde yakın dönem siyaset ve modernleşme eserleri ile adından çokça söz ettiren Feroz Ahmad da Türkiye'de Modernliğin Oluşumumda Akif'ten söz etmez. Özellikle 1990 sonrası Türk tarihi ve tarihçiliği üzerinde önemli etkileri olan ErikJan Zürcher Modernleşen Türkiye'nin Tarihi'nde10 Akif'i iki defa zikreder. Birincisinde II. Meşrutiyet Islâmcılarını sayarken, Said Halim Paşa, Eşref Edib ve Mehmet Akif'i birlikte anar.11 ikinci zikrediş ise ilginçtir: Akif'i anlama ve konumlandırma meselesi tam da Zürcher'in vurgu yaptığı noktada düğümlenir. Zürcher, 1970'lerden itibaren tırmanan yeni islâmcılık hareketlerini incelerken, 6 Eylül 1980'de Konya'da yapılan büyük bir kitle gösterisine değinir.12 "Bu gösteri esnasında şeriata dönülmesi çağrısında bulunulmuş ve (işin tuhafı, metni, radikal dinci çevrelerde büyük saygınlığa sahip Panistlamist şair Mehmed Âkif tarafından 1920'lerde yazılmış olmasına rağmen) Türk ulusal marşını söylemek reddedilmiştir. Görüldüğü üzere, Zürcher hem Akif'i Panistlâmist olarak vasıflandırır, hem de II. Meşrutiyet islâmcılığı ile 1970'lerden sonra teşekkül eden islâmcılığın birbirinden ne kadar farklı hareketler olduğuna değinir.11

Son dönemlerde geniş bir edisyonla oluşturulan ve özellikle siyasî bağlamda modern Türkiye'nin düşünce atmosferini belirlemede önemli yere sahip olan Modern Türkiye'de Siyasî Düşünce başlıklı eserde Âkif Muhafazakârlık, Milliyetçilikle İslamcılık bölümlerinde konu edinilir. Muhafazakârlık cildinde Murat Yılmaz Akif'i müstakil bir çerçeve yazıda kaleme almıştır.14 Bunun dışında eserde Âkif 21 yerde zikredilir. Yılmaz yazısında Akif'in hayatına değindikten sonra, marifet ve fazilet, aydın halk gerginliği, yanlış batı, yanlış İslâm, muhafazakâr inkılâp istemesi, Asım'ın nesline örnek: Japonya gibi başlıklara yer vermiştir. Tamamıyla Safahaf tan alınan örneklerle yazılan araştırma Akif'in düşünce dünyasındaki yeri, önemi, farklılığı gibi konularda fikir vermekten uzaktır. Akif'in muhafazakârlık anlayışının temellerine, kaynaklarına ve modern Türkiye'nin siyasetindeki muhafazakârlığa etkilerine değinilememiştir. Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce'nin İslamcılık cildinde İsmail Kara "islâmcı Söylemin Kaynakları ye Gerçeklik Değeri"15 başlıklı yazısında Âkif'e çok sayıda gönderme yapmış ve bu düşünce çevresi içinde Akif'in önemini belirgin bir tarzda ön plana çıkarmıştır. Aynı ciltte, Fatma Bostan Ünsal Âkif hakkında bir çerçeve yazı kaleme almıştır. Burada Akif'in kendine has dilini çözmeye, kavramların yer ve zamana, kullanım değerine göre anlaşılmasına yönelik bir çaba söz konusu değildir. Safahattan alınan örneklerle Akif'in, batılılaşma ve gelenekselcilik arasın şekillenen İslâmcılığı ile İslâmcılık ve muhafazakârlık arasındaki düzemi anlatılmaktadır. Burada da Akif'in özgünlüğüne değinen satırları bulmak zordur. Bunun dışında, 1112 sayfalık kitapta Âkif 28 yerde geçer ve kitap sonundaki seçme metinler kısmına da Akif'in Bülbül şiiri alınmıştır. Milliyetçilik cildinde ise Âkif'e münhasır bir yazı ve inceleme yoktur. Ancak çalışmanın farklı sayfalarında Âkif'e göndermeler vardır. Toplamda on yerde Âkif zikredilir ve bunlarda daha çok Akif'in etnik milliyetçilik ile ilgili görüşleri dile getirilir. Örneğin,'zenofobi ve milliyetçilik'işlenirken, Akif'in Balkan Harbi sonrasında Arnavutluğun bağımsızlılığını ilan etmesine üzüldüğünden söz edilir.16'Nihal Atsız'yazısında, Atsız'ın kan bağına bağlı olmayan Türklük tasnifi işlenirken, babası Arnavut olan Akif'i de Türk saydığı belirtilir, Türkiye'de Sosyal Darvvinizm'7, konusunda da Akif'in Avrupa hakkında “Zebunküş Avrupa bir hak tanır ki: kuvvettir" mısrasına yer verilir. Bir sayfa ileride de Akif'in, OsmanlI'yı dilenci yerine koyan Avrupa'ya değil, Müslümanları suçlamasına değinilir.18 Eserde Âkif üzerine en çok göndermeyi, Beşir Ayvazoğlu yapmıştır. Ayvazoğlu, milliyetçilik ve İslâm konusunu işlerken,19 Kurtuluş savaşına fiilen katılan, Hamdullah Suphi'nin rica ve ısrarlarıyla istiklâl Marşını yazan, burada dört defa millet, iki defa ırk kavramını kullanan ve 'kahraman ırkım'diyen Âkif'e ve onun gibi düşünen ekibine asla güvenmediklerine değinir. Ayvazoğlu, 1950'lerde çıkmaya başlayan milliyetçi muhafazakâr bir dergide, daha önce imzaları bir araya gelemeyecek insanlar toplanırken, dergi sahibi, Osman Yüksel Serdengeçti'nin Gökalp ve Akif'i aynı kefeye koyduğuna değinir ve milliyetçiliğin yeni bir boyut kazandığına dikkat çeker. Yahya Kemal milliyetçiliğine değinilirken, Âkif, Ahmed Naim ve Namık Kemal'in din ve hayata bakışlarının farklılığına değinilir.20 Hamdullah Suphi'ye dair çerçeve yazıda,21 Âkif'e yapılan rica ve istiklal Marşı'nın yazılması konu edinilirken Suphi'nin, kan ve kökene dayalı milliyetçiliği reddetmesi konusunu, Âkif ve Haşim'i de örnek vererek açıkladığı anlatılır. Ömer Türkeş, Millî Edebiyattan Milliyetçi Edebiyata başlıklı yazısında, II. Meşrutiyet neslinin tarihi yeniden canlandırdığına değinir ve burada Akif'i zikreder.

Çağdaş Türk düşüncesini değişik türdeki erleri ile temsil edenlerden biri de Nurettin Topçu'dur. Topçu'nun, Âkif üzerine yazdıkları kitap haline de getirilmiştir.22 Buradan anlaşıldığına göre, Topçu Akif'i önemsemekte ve modern Türk düşüncesinin önemli isimlerinden bir saymaktadır. Nurettin Topçu'nun eselerinde müspet sima olarak yücelttiği ve yer verdiği önemli isimlerden biridir Âkif. II. Abdülhamid'in bile pek müspet bir padişah olarak görülmediği eserlerinde Akif'in ön plana çıkarılması önemlidir."23 II. Meşrutiyet'ten bu güne, özellikle milliyetçi muhafazakâr kesimlerde hatırı sayılır bir yere ve saygınlığa sahip olan Âkif'e, aynı kanattan ve aynı ölçüde bir karşı çıkış, ret ve dışlama da söz konusudur. Bunun sebeplerinden biri, Çanakkale Şehitlerine manzumesinde, şehitleri Bedr'in Aslanlarına teşbihidir. Bir diğer önemli gerekçe de Akif'in son 20. yüzyıl Arap dünyasının önde gelen İslâm modernistlerinin etkisinde kalması düşüncesidir. Bu sebeple radikal görüşleriyle tanınan ve son devrin önde gelen İslâm âlimlerinden sayılan Ahmed Davutoğlu Akif'i, Abduh, Afgani ve Reşit Rıza gibi reformistlerden etkilendiğini öne sürerek, ağır bir şekilde tenkit etmiş ve onu "çılgın İslâm reformcuları" arasında değerlendirerek, Din tahripçileri sınıfına dâhil etmiştir.24 Oysa Akif'in adı geçen İslâm modernistlerinden ne kadar etkilendiği açıklanmış ve anlaşılmış bir konu değildir. Döneminin tek Abduh mütercimi olmasına karşın bu etkilenme İsmail Kara'nın tespitlerine göre25 abartılmıştır. Abduh etkisi Safahat ta sadece Asım kitabında görülür. Nesirlerinde ise daha ilginç bir durum söz konusudur. Âkif, Abduh'a üç yerde atıf yaparken, Namık Kemal ise 13 yerde tebcil edilir. Bu durum Yeni Osmanlı hareketinin II. Meşrutiyet Türkçülüğü ve Batıcılığı olduğu kadar İslâmcılığı üzerinde de etkili olduğunu gösterir. Aynı dönemde Orta Asya Türk dünyasında ve Pakistan'da da en çok tanınan ve okunan üç Osmanlı aydınından biri Akif'tir. Bu etkilenmenin boyutları hakkında da araştırmalar yeterli olmadığı için Akif'in yeri belirsizliğini korumaktadır.

Modern Türk düşüncesinin anlaşılmasında ve anlatımında gerek özgün görüşleri, gerekse metot bakımında önerileri ile farklı bir yere sahip olan İsmail Kara, bu güne kadar hiç kimsenin değinmediği ölçü ve doğrultularda Akif'i inceler. Çağdaş Türk Düşüncesinin Meseleleri eserinin pek çok sayfasında Âkif'e göndermeler olduğu gibi, konuyu "İslâm Modernizmi ve Âkif" başlıklı bir makale ile de derinleştirir. Kara, "bir düşünce adamı olarak bir Âkif monografisine henüz sahip değiliz" tespitinde haklı görünür. Zira bu güne kadar, Akif'in eserlerine yönelik bir kavram haritası çıkarılmamıştır. Hangi ismin ve kavramın nerede, ne amaçla, nasıl ve ne zaman geçtiğine yönelik bir çalışma yoktur. İsmail Kara ayrıca, Türkiye'de İslâmcılık Düşüncesi, islâmcıların Siyasî Görüşleri eserlerinde de Akif'in görüş, düşünce ve eserlerini, derinlemesine inceler. Akif'i İslâm modernizminin en önde gelen temsilcisi ve lideri arasında sayan Kara'ya göre, Akif'i anlamanın öncelikli şartlarından biri, çok iyi bir dönem bilgisi ve gelişkin bir biyografik malumata sahip olmaktır. Dönemin pek çok aydınında olduğu gibi, Akif'te de din ve devlet birlikteliği söz konusudur. Din gittiğinde devlet de gidecektir. Bu iki mefhum birbirinden ayrılamaz.26

Dolayısıyla Âkif incelemesi yapılırken dönemin bu zihniyeti sürekli göz önünde bulundurulmalıdır. Osmanlı aydınlarında dinin merkezî yerini keşfetme meselesi konuyla ilgili önemli bir alandır. Abdullah Cevdet ve Akif'in adları gizlendiğinde, yazdıkları bazı metinlerin hangisine ait olduğunu kestirmek güçleşir. Bu durum, dönemin aydınlarını incelerken, dinin konumunu göz önünde bulundurmayı zaruri kılmaktadır. Kara'ya göre, Akif'in şahsında diğer çağdaş Müslüman aydınların önde gelen usul hatalarından biri; siyasî askerî başarısızlıkları aynı zamanda İslâm'ın kültürel, sosyal ve kurumsal başarısızlıkları olarak da görmek konusunda sonradan da tashih edemedikleri çok aceleci bir tutum takınmaları ve "kurtuluş ideoloji"sini azmanlaştıracak bir geri kalış, bitiş ve tükeniş hissiyatına kapılmalarıdır. "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâmî" mısralarında en üst düzeyini bulan ifadeye göre, bütün bir İslâm dünyası birikimini paranteze almak düşüncesi sorgulanacak bir hükümdür. Kara, Akif'in İslâm toplumunun ve devletinin sebeplerini araştırırken ve çare ararken, oryantalistlerin etkisi altında olduğunu ve onların söylemlerini taklit ettiğini belirtir: Âkif'e göre, "Müslüman'ı uyuşturan, şuûn-ı hilkatte, alabildiğine lakayd bırakan saik dinlerinden başka bir şey değildir." Kara bu ifadeden yola çıkarak şu yorumu yapar:

"Modernleşme süreci içinde en geniş mânasıyla İslâm tarihinin ve İslâmî ilimlerin yeni bir tenkit süzgecinden geçirildiğini ve kavramlara, değerlere dair hiyerarşilerin alt üst olduğunu, en yumuşak ifade ile değiştiğini görmemiz bizi başka bir metodolojik problemle karşı karşıya getirecektir. Mağlubiyetlerin, kötü gidişin, siyasî, sosyal ve psikolojik dağılmanın, izmihlâl ve inhitatın faturasını, oryantalistlerin yaptıkları gibi, dinin/İslâmın bizzat kendisine çıkarmak, itikaden ve siyaseten mümkün olmadığı için çağdaş Müslüman aydınların fikirleri ve çabaları, Islâm'ın Müslümanlar tarafından yaşanmış şeklinin ve yaşama sürecinin yani tarihin, yanlış olduğu/olabileceği noktasında yoğunlaşmıştır."27

II. Meşrutiyet aydınları Türkçü İslâmcı, Batıcı diye tasniflenir ancak bu tasniflerin hangi temellere dayandığına dair açık deliller, göstergeler yoktur. Bu da onları anlamayı zorlaştırmaktadır. Bu görüşü birçokyerde dillendiren Kara, li. Meşrutiyet aydınlarının tasniflenmesini de hatalı bulur. Ona göre, modernleşme dönemi Müslüman aydınlar, savunmacı bir halet-i ruhiye içinde fikirlerini serdetmeleri ve bunun neticesi olarak, bir nevi otosansür diyebileceğimiz bir mekanizmanın işletilmiş olmasıdır. Bunun takip ve tespiti ancak derin bir dönem bilgisi ve biyografik malumatla mümkündür.28 Bunu Akif'ten bir anekdotla şöyle örneklendirir:"Hasan Basri Çantayîn aktardığına göre, Âkif Mısır'da geçen münzevi yıllarında yazdığı şiirlerinden biri olan Secde1 yi Haşan Basri Bey'e okuyunca, "üstad siz vadiyi değiştiriyorsunuz sanırım" demiş. Akif'in cevabı şu: "Hayır kardeşim hayır! Benim asıl vadim budur. Neşrettiklerim cemiyet-i beşeriyeye hizmet için yazılmış manzumelerdir."29 Buradan anlaşıldığına göre, bir gerçek Âkif, bir de kendini sosyal meselelere ve gerçekliklere adayan Âkif var ki, bunlardan hangisinin gerçek ve tabii olduğunu tespit hayli güç. II. Meşrutiyet aydınlarında belirgin bir şekilde kurtuluş ideolojisi söz konusu, bu ideoloji onları tarihten kaçma, geçmişi tasfiye, geleceğe bağlanma ve geleceği yüceltme gibi çok da sağlam olmayan bir arayışın içine koymuştur.

"Akif'in yakın dönem Türk düşünce tarihinin önemli damarlarından biri olan Islâm Modernizmi, yaygın adıyla İslâmcılık hareketi içinde ehemmiyetli bir yer tuttuğu umumi bir kanaat olmakla beraber bu ehemmiyetin yerinin ne olduğu, hangi kaynaklardan beslendiği ve ana istikametleri üzerinde ne yazık ki gereği ölçüde durulmamıştır. Durumun böyle tezahür etmiş olmasının birçok sebebi arasında yakın dönem Türk düşünce tarihinin hâlâ belli kalıplar içinde ve büyük ölçüde sansürlü ele alınmış olmasının yeri önemsenmelidir. Âkif'e fikren, hissen yakınlık duyan kişi ve çevrelerin, onu yaşadığı dönemden ve özel şartlardan kopararak sırf, büyük fikir adamı, şahsiyet abidesi bir 'ahlâkçı' idealist ve gözlemleri kuvvetli olan bir sosyal tenkitçi tipolojisine hapsetmiş olmaları da Akif'in düşünce dünyasının güçlü bir şekilde ortaya konulmasını ve İslâmcılık düşüncesi içindeki yerinin tespitini zorlaştırmıştır, zorlaştırmaktadır."30

Sırat-ı Müstakim'e Gelen Bir Mektup ve Akif'ten İlginç Bir İzah:

1911 'de İstanbul'da koleranın şiddetlendiği sırada Sırat-ı Müstakim'e bir mektup gelir: "Bir zamanlar memlekete kolera gibi, veba gibi müstevli bir hastalık gelince, fedakârlık yapılarak para ile hafızlar tutulur ve memleketin etrafı devr ettirilirdi. Bu gün İstanbul'da civar vilayetlerde koleradan epeyce telefat olduğu rivayet ediliyorken hiç böyle bir teşebbüste bulunmak kimsenin aklına gelmiyor. Sırat-ı Müstakim hükümete bu eski fakat dindarâne usulü ihya etmesini tavsiyede bulunsa büyük bir hayır işlemiş olur." Akif'in bu mektuba verdiği karşılık, üzerinde durmaya çalışılan bütün meseleler için ipuçları taşıyacak yoğunlukta bir metindir: “Evet böyle eski bir usul vardı, lâkin hiçbir vakit dindarâne değil idi! Hükümet-i sabıka [II. Abdülhamid ve istibdat hükümeti] mevkiini tahkim için millete savlet eden felaketlerden bile istifade etmek isterdi yoksa, sari hastalıklara karşı nizamât-ı sıhhiyeyi tamamıyla tatbikten başka bir tedbir olmıyacağı pekâlâ bilirdi. Yıldız'da yüksek sesle tilavet edilen Buharîler hastalığı defetmek için değil, sadedil halkın hissiyâtı diniyesini okşayarak huluskâr bir padişaha ihlas celbetmek içindi... iyice bilmeliyiz ki gerek münferit gerek sâri ne kadar hastalık varsa izalesi için tebabetin tavsiye edeceği tahaffuz!, şifa! tedâbirlerden başka yapılacak bir şey yoktur."31 Buna göre, Âkif, hiç değilse bu konuda muasırı birçok Müslüman aydın gibi sekülarizmin tam merkezinden konuşuyor.32 Âkif üzerine, anlamaya dayalı, epistemolojik esaslı, derinlemesine alan bilgisi, kavram ve dönem bilgisi destekli araştırmacılardan biri, Dücane Cündioğlu'dur. Cündioğlu Akif'in Kur'an tercümesi üzerine yaptığı araştırmaların genişletilmesi üzerine Bir Kur'an Şairi33 incelemesini ortaya çıkarmıştır. Eser Akif'in Kur'an ile olan ünsiyeti üzerine odaklanır. Özelikle Arapça ve Farsça bilmenin Akif'i anlamada ne kadar önemli olduğunu Cündioğlu'nun Akif'le ilgili kitap ve makalelerinden anlamak mümkündür.

Piyasada kâr amaçlı yayınların kol gezdiği bir dönemde son derece ciddiyetsiz, yanlış ve her türlü zevk, estetik ve incelikten yoksun Safahat neşirlerinin yanında, büyük emekler vererek, en azından okuyucuyu yanıltmama gayretiyle hareket eden M. Ertuğrul Düzdağ'ın Safahat neşirleri en fazla itibar görenlerdendir. Düzdağ'ın araştırma hayatı içinde Akif'in önemli bir yeri vardır. Âkif hakkında en geniş ve güvenilir biyograflardan biridir. Dolayısıyla 21. yüzyılda İslâm dünyasının en büyük bilim ve kültür birikimi olan İslâm Ansiklopedisi'ndeki Âkif maddesi Düzdağ'a sipariş edilmiştir. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi34 Âkif'e diğer ansiklopedi maddelerine göre hatırı sayılır bir yer ayırmıştır. Akif'in hayatı ana hatlarıyla da olsa bütün önemli noktalarına değinilerek verilmiş, daha sonra düşünceleri, yeni Türk devlet ve toplumuna katkıları vurgulanmıştır. Eserleri de kısa açıklamalarla verilmiştir. Maddeyi edebiyat tarihçisi Orhan Okay ve M. Ertuğrul Düzdağ ortak kaleme almışlardır.

D. Mehmet Doğan'ın İslâm Şairi İstiklal Şairi Mehmet Âkif eseri Akif'i Düzdağ ve Cündioğlu tarzında incelemektedir. Özellikle Akif'in dil ve anlam dünyasına nüfuz etmeye çalışması, onu anlamanın kapılarını aralamakta önemli rol oynamaktadır. Ancak, her üç araştırmacının formal bakımdan akademik cemaatin dışında bulunması, yaptıkları araştırmaların farklı kesimlerde (üniversite dışı bilim camiasında) tanınmasına ve etkili olmasına sebep olmaktadır. Adı geçen araştırmacıların özellikle muhafazakâr okuryazar kitle arasında hatırı sayılır bir yere sahip olmalarına karşın, Türk akademiasında gereken ilgiyi gördükleri tartışmalıdır. Akif'in adını taşıyan üniversitenin düzenlediği uluslararası sempozyuma bu isimlerden hiç birinin katılmaması, Akif'i anlama ve konumlandırma meselesine olan katkılarının da genellikten uzak kaldığını göstermektedir.

Mehmet Âkif: Edebî ve Fikrî Akımlar
3. Mehmet Akif Ersoy Bilgi Şöleni’nde sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesi ile oluşan kitap TYB'nin 39, Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 3.kitabı
Bu haber toplam 166 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim