• İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C

Prof. Dr. Nazım Elmas: Mehmet Âkif'in Dış Seyahatleri

Prof. Dr. Nazım Elmas: Mehmet Âkif'in Dış Seyahatleri
Sanat eserinin oluşmasında sanatçının gözlemi önemlidir. Çevresindeki gelişmeler, yaşadığı olaylar, müşahedeleri, ilhamına etki eder. Kimi sanatçıların çevresine duyarlılığı diğerlerinden fazladır.

Eserlerinde sosyal hayatın etkisi daha belirgindir. Hayal ve hakikat noktalarından hakikate daha yakın bir yerde sanatına yer bulan sanatçılar içinde Mehmet Akif'i de saymak yanlış olmaz, işlediği konulara seçtiği kelimelere dönemindeki olayların etkili olduğu görülmektedir.

Mehmet Akif'in yaşadığı dönem OsmanlI'nın en zor dönemidir. Varoluş mücadelesinin tam ortasında Âkif vardır, memleketin "gül devri" geride kalmıştır. Ortada "vatan namına bir kabristan vardır". Böylesine özel bir ortamda Akif yazar, şair, vatansever, aydın, vaiz, tebliğci, olarak önemli üstlenmiş; ne zaman ne tür bir sorumluluk gerekiyorsa onu ifaya çalışmıştır. Bugün büyük bir kısmı yeni kurulan devletlerin hakimiyetinde kalan geniş bir coğrafyada Mehmet Akif'in hatıraları vardır. O topraklarda yaşayan insanların hayalleri, acıları, yokluğu, fedakarlığı, sevgisi, ihaneti, çalışkanlığı, tembelliği, korkusu, bütün bir hayatı Âkif tarafından gözlemlenmiştir. Şiirlerindeki samimiyet ve tutarlılık buna bağlıdır. Yazdıklarını görmüş, görmediklerini em in kaynaklardan dinlemiş, sanatçı ruhuyla bütünleştirerek şiir hâline gelmiştir.

Seyahat ettiği yerler, zaten merak ettiği yerlerdir. Eserlerinde etkili bir anlatım yakalamak için, oraları görmek, o yerlerin havasını yaşamak istemiştir. Nazik bir dönemde bu tür görevler tehlikeli ve meşakkatlidir. Bu sebeple hiç cazip değildir. Ancak Âkif,bu zorlukları içindeki vatan sevgisiyle aşmış, hayatının büyük bir kısmı doğup büyüdüğü yerlerden uzaklarda geçmiştir. Tasarladığı şiirlerle ilgili mekânları gezip görme planları yapmış, bir kısmını gerçekleştirerek şiirlerine yansıtmıştır. Orta Asya topraklarını gezerek insanımıza kattığı değerleri destanlaştırma arzusu, o yerlere gidemediği için gerçekleşememiştir.

Seyahatleri şiirlerine malzeme olmuş, sanat anlayışına uygun eserler kaleme almıştır.

Safahat'ta: Hayır,hayâl ile yoktur benim alışverişim; inan ki; her ne demişsem görüp de söylemişim. Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek.1 diyerek şiirinin kaynaklarına ait bilgileri de vermektedir.

iirlerinin kaynağı, tespitlerinin çıkış noktası ve ilhamının özü olması bakımından seyahatlerinin değerlendirilmesinde fayda vardır. Seyahat ettiği yerin durumuna, konumuna, gelişmişliğine, manevî değerine göre sanatçımıza etki ettiği, şiirlerine temel olduğu görülmektedir. İnce bir dikkat, titiz bir gözlem ve ayrıntıyı takipte hassas olan Âkif tüm bu yerleri dış ve iç özellikleriyle, madde ve ruhuyla eserlerine yansıtmıştır. Berlin, Necid, Kahire, Medine, El Uskur gibi yer isimleri, şaire ilham kaynağı olmuştur.O gün için, Berlin dışında bizim olan; bugün için artık dışarıda sayılan bu bölgelere Akif'in Dış Seyahatleri'ni yaptığı yerler demek doğru olsa gerek. Bu çalışma Anadolu'nun dışındaki bu yerlerde bir süre kalan Akif'i anlatmayı ve bu yerlerin şiirlere ne şekilde yansıdığına işaret etmeyi amaçlamaktadır.

Seyahatten Safahat'a

Mehmet Âkif realist bir sanatçıdır. Şiirine alacağı yerleri aslına uygun yansıtmak am acındadır. Tasarladığı şiirlerin bir kısmına son şeklini verm ek için son bir gözlemi yerinde yapmak arzusundadır. Seyahatlerin ilkini bu niyetle Mısır'a yapmıştır.

Mısır Seyahati: (Ocak - Mart 1914)

Âkif bu seyahati tasarladığı bir şiiri yazm ak amacıyla yapmıştır. Bu şiir veda haccidır. Hz. Peygamberin son hutbesini şiire aktarmayı düşünmektedir. Niyetini Abbas Halim Paşa'ya açar. "Peygamberimizin Veda haccını hikâye etmek ve onun son hutbesinde Müslümanlara söylediklerini yazmak istiyorum"der. Paşa" Niye bunu biran önce yazm ıyorsun"sualini sorduğu zaman da;

-"Ben demişti, hiç olmazsa Medine'yi ve Mekke'yi görmeliyim ki bunu yazabileyim."2

Abbas Halim Paşa, Mısır ve Kahire'nin güneyindeki El-Uksur 'u da görmesini tavsiye eder. Mısır yolculuğu Ocak ayının ilk günlerinde başlar, Mart ayının ilk haftası sona erer. Yol güzergâhı şu şekildedir: İstanbul, Beyrut, Kahire, El-Uksur; El-Uksur, Kahire, Medine, Şam, İstanbul. Mehmet Âkif, bu seyahatinin intihalarını Safahat'ın altıncı kitabında El-Uksur'da başlığı ileyayınlaşmıştır. Mesnevi nazım şekliyle yazılan bu şiir altmış üç beyittir. Şiirde Nil vadisi, Mısır uygarlığından geriye kalanlar, İslâm âleminin mahzun hâli, batının şım arıktavrı anlatılmaktadır.Seyahat kısa sürmüş, veda haccını yazacak ortam oluşmamıştır.

2. Berlin Seyahati: (Aralık 1914 - Mart 1915)

Teşkilat-ı Mahsusa3 adlı bir kuruluş bünyesinde Osmanlı Devleti adına görevli olarak Almanya'ya yaptığı bir seyahattir. Aralık 1914 ile Mart 1915 tarihleri arasında yapılan bu seyahat üç ay sürmüştür. Bu seyahat Akif'in batıyı daha yakından tanımasına vesile olmuştur. Batının geldiği noktanın ve gelişmişliğinin seviyesini ve esrarını gören Âkif doğu ile batıyı karşılaştırma imkanı da bulmuştur. Almanya'da Mehmet Akif'e niçin ihtiyaç duyulduğu önemlidir. Çünkü Âkif sahip olduğu Arapça, edebiyat ve tarih bilgisiyle, hitabet yeteneğiyle Almanların o günlerde aradığı önemli bir şahsiyettir. Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Devleti, Fransa, İngiltere ve Rusya'ya karşı Almanya- Avusturya- Macaristan safında harbe girmiştir. Bir de İtalya vardır savaşın içinde. İtalya, başlangıçta Almanya ve müttefikleri ile birlikte hareket etmiş, kısa bir süre sonra karşı tarafa geçerek, itilaf devletleri yanında yer almıştır. İngiltere ve Fransa kendi askerlerinin yanında, sömürgelerden Müslüman askerleri de Almanların karşısında savaştırmışlardır. Muharebelerde Afrikalı, Asyalı birçok Müslüman Almanlar tarafından esir alınmıştır. Müslüman askerlerin çok sayıda oluşu Almanların dikkatini çekmiş, alınacak tedbirleri ve yapacakları muameleyi müttefikleri Osmanlı Devleti ile paylaşmak istemişlerdir. Müslüman esirler Vunsdorf'ta bir kampta toplanmış, onlar için de bir de camii yapılmıştır. Bu durum tüm Müslümanların halifesi olan padişaha iletilmiş durumun incelenmesi istenmiştir.

Gerçekten Müslüman esirler muharebe esnasında İngiliz ve Fransız askerlerine göre daha fazla cesaret, atılganlık ve fedakarlık göstermektedir. Bunun ruhî sebebini araştıran Almanlar, Fransız ve İngiliz propagandasının etkili olduğunu görmüşlerdirler. Sömürgelerden temin ettikleri askerlere Almanya'nın İstanbul'u işgal ettiği, FHalifenin esir edildiği, Osmanlı Devletinin zorla harbe sokulduğu, tüm dünya Müslümanlarına dağıtılan Cihad-ı Mukaddes Beyannamesi'nin sahte olduğu yolunda propaganda yapılmaktadır. O askerler de, dinî bağ sebebiyle Halife'ye ve Osmanlı Devletline olan biatlarını izhar etmek niyet ve amacıyla büyük bir cesaretle ve korkusuzca savaşmaktadırlar. Alman imparatoru II.W ilhelm" İstanbul'daki sefiri Baron Fon Marscall'e : Savaş cephesindeki bu Müslümanlara hakikati anlatabilecek, güzel Arapça bilen, hitabet, edebiyat ve tarih bilgisi kuvvetli Türk şahsiyetlerinin tespitle kendisine bildirilmesini emretmiştir.4 Mehmet Âkif bu vasıfları taşıyan şahıslar arasında İslâm Dünyasındaki ünü ve saygınlığı ile ön sıralardaydı. Akif'le birlikte Şeyh Salih el Tunusî' de Almanya'ya davet edilir. Başta Âkif olmak üzere heyet esirlere yapılan bu yanlış bilgilendirmeyi giderecek, gerçeği esirlere açıklayacak, halen savaşmakta olan Müslüman askerleri hitabeleri ve beyannameleriyle bilgilendirecektir. Âkif Berlin'de bulunduğu aylarda Arapça hitabe plakları doldurmuş, beyannameler hazırlamıştır. Bu çalışmalar Asya ve Afrika'dan getirilen birçok Müslüman askerlerin Almanlar tarafına iltica etmesine vesile olmuştur.

Mehmet Âkif, Alman imparatoru II. VVİlhelm' in özel daveti ile bulunduğu Berlin' de şiir yazmaya da devam etmiştir. Ey bunca zamandır bizi te'dip eden Allah;

Ey alem-i İslâm'ı ezen, inleten Allah! Mısralarıyla başlayan ve; Ecdadımızın kanları seller gibi akm ış... Maksatları dininle beraber yaşamakmış, Evladı da kurban olacakmış bu uğurda... Olsun yine, lâkin bu ışık yoksulu yurda, Bir nur-ı nazar yok mu ki baksın bacasından? Bir yıldız, İlahî! Bu ne zulmet, bu ne zindan ? 5

Mısralarıyla devam eden şiirini oradan göndermiştir.

Mehmet Akif'in Berlin'den gönderdiği ikinci şiir, "Uyan"adını taşıyan bir manzumedir. Tamamı 10 dörtlüktür, ilk iki dörtlüğü şöyledir:

Baksana kim boynu bükük ağlayan Hakk-ı hayatın senin ey Müslüman! Kurtar o biçareyi Allah için, Artık ölüm uykularından uyan Bunca zamandır uyudun kanmadın Çekmediğin kalmadı uslanmadın. Çiğnediler yurdunu baştan başa, Sen yine bir kere kım ıldanm adın!6

Berlin'de kaldığı günlerin intibalarını içeren asıl çalışması Berlin Hatıraları adını taşımaktadır. Âkif bu şiirinde çok yakından tanıma fırsatı bulduğu tanıdığı batı insanının hayatını ve başarılarını aktarmıştır. Almanya'nın ulaştığı seviyenin fikri planını ve derin yapısını bu şiiri ile okuyucuya ulaşmıştır. Doğunun ihmal edilmişliği ataleti, cehaleti, tefrika içindeki durumu şiirde yer alır. Çalışkanlığın, ciddiyetin, ilmin vesile olduğu seviye gıpta ile dile getirilir.Tamamı on bölüm olan bu şiir 8 Nisan 1915'ten itibaren aralıklarla Sebilürreşad'da tefrika edilmiştir. Akif'in Almanya'da daha uzun süre kalması istendi. Ancak o arkadaşı "Şeyh Şerif Salih el Tunusi'ye söylediği gibi;"Ezan Sesi"nin hasretini çekiyordu. Sadece bu da değil, Almanya, O'nun hassas kalbinde kendi yurdunun sahibi olmadığı medeniyetin hasretinin acısını, şifasız yara hâlinde ayaklandırmıştı."7 Berlin Hatıraları'nın son mısraları, o günlerde devam eden Çanakkale muharebelerinin zafer müjdesini vermektedir. Milletimizin mutlaka galip geleceğine olan inancını hiç yitirmemiştir. Bu kısım istiklâl Marşı'nda olduğu gibi "Korkma" hitabıyla başlar:

-Korkma! Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz! Düşer mi tek taşı, sandın, harim-i namusun? Meğer ki harbe giren son nefer şehid olsun. Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; Değil mi sinede birdir vuran yü rek ... Yılmaz! Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz! Yakında kurtulacaktır bu cep he... -Kurtulacak!... Demek yıkılm ayacak kıblegah-ı amalim!.. Demek ki ölm üyoruz... Haydi arkadaş gidelim! 8

Mehmet Akif'in şiirde "arkadaş" diye hitap ettiği şahıs Yarbay Ömer Lütfi Bey9'dir. Resmi ziyaretlerden fırsat buldukça Berlin'i ve Almanya'nın değişik bölgelerini birlikte gezmişlerdir. Berlin hatıraları adını taşıyan şiirlerinde arkadaşım diyerek bu şahsı nesilden nesile yaşatmıştır. Almanya'da bulunduğu sırada "Alman gazeteleri, O'nun İslâm askerleri üzerindeki derin m anevî himmetinden sitayişle bahsettiler. Vunsdorf camimdeki hutbelerinin Almanca tercümesini neşrettiler.10 Berlin'de yazdığı şiirlerle Doğu- Batı karşılaştırmasını en güzel şekilde yapma imkânı bulmuştur. Doğunun geriliğini ve sebeplerini, batının ilerlemesini ve gelişme tem ellerini kavramaya çalışmıştır. Asım'a yapacağı teklifleri yerinde görerek, Batı ile aramızdaki mesafeyi kapatma yollarını tespit etmiştir.

2. Necid Yolculuğu:

Mayıs 1915'de başlamış ve Ekim 1915'te tamamlanmıştır. Âkif bu seyahati de Teşkilât-ı Mahsusa adına yapmıştır. Mehmet Âkif fikirleriyle ve düşünceleriyle çok geniş bir coğrafyada tanınıyordu. Sırat-ı Müstakim ve daha sonra Sebilürresad adıyla devam eden basın faaliyeti bu büyük mü tefekkirin tanınmasına vesile olmuştur. İstanbul'da yayınlanan bu gazeteler İslâm dünyasının birçok bölgesine ulaşıyor, o günlerin ittihad-ı İslâm politikasına katkı yapıyordu. Bu sebeple Akif'in içinde bulunduğu bir heyetin gücü ve tesiri daha büyük olmaktadır. Arabistan toprakları, bilhassa Hicaz bölgesi, dinî merkez oluşu sebebiyle Osmanlı Devleti için özel bir önem taşıyordu. Mekke ve Medine'nin manevî değeri bölge aşiretlerine ve reislerine olan ilgiye ayrı bir değer katıyordu. Her yıl bölgeye sürre alaylarının gönderilmesinde bu hassasiyet vardır. Petrol kaynaklarının bol olduğu bu bölge, bilhassa ingilizler için Süveyş kanalını da kontrol etmesi bakım ından özel önem taşıyordu. Ingiliz casusları bölgeyi OsmanlI'dan koparmak için her yolu deniyorlardı. "Hicaz Emiri Şerif Hüseyin Paşa ile oğullarının, harbin en çetin safhaları içinde olan ve ölün kalım savaşı yapan devletimize karşı isyana hazırlandığı inanılır kaynaklardan" tespit edilm iştir."11 Bu durumda muhtemel bir isyana karşı tedbirler almak ve Osmanlı Devletine sadık kalacak bölgelerin idarecileriyle görüşerek denge oluşturmak gerekiyordu. Yemen ve Necid12 bölgesi şeyhleri OsmanlI'ya sadakatini devam ettiriyorlardı. Akif'in de içinde bulunduğu dört kişilik heyet bu sadakati kuvvetlendirmeye ortamın nezaketini anlatmaya gidiyordu. Heyet bu bölgeleri tarayacak, bağlılıkların teyidini alacak ve aşiretlerin tahriklere kapılmamalarını sağlayacaktır. Şerif Hüseyin'in isyan etmesi hâlinde yapılacak işleri konuşacaklardır. Bu heyette Mehmet Akif'ten başka, Enver Paşa'nın yaveri Mümtaz Bey, Afrika ve Arap işleri müşaviri Şeyh Şerif Salih el Tunusî ve Teşkilat-ı Mahsusa reisi Eşref Kuşçubaşı vardır.

Necid yolculuğu Almanya'dan farklıdır.Mehmet Âkif, Almanya'da bulunduğu iki aylık zaman içinde Berlin'de ikamet etmiş, Almanya'nın bazı yerlerini görmüştür. Necid yolculuğunda ise, Osmanlı topraklarının geniş bir alanında inceleme ve gözlem yapma imkânı bulmuştur. Bu yolculuk İstanbul'dan Necid'e kadar sürerken tren hattının dışındaki yerler, Toroslarda mekkarelerle geçilmiş, Medine'den sonraki yerlere develerle gidilmiştir. Güzergâh şöyledir: İstanbul, Pendik, İzmit, Şam, Medine, Bir-i Nasip, Vadi-i Hamiz, Hail; Hail.Teyme Köyü, El Muazzam Tren istasyonu, Beyrut, Şam-istanbul. Gidişte, Mehmet Âkif ve El Tunusî Şam'da bir süre kalmışlar, Mümtaz Bey ve Eşref Kuşçubaşı o sıralar Kudüs'te bulunan Cemal Paşa'yı ziyaret etmek için Kudüs'e gidip gelmişlerdir. Medine'nin kuzeydoğusundaki Hail kasabası bu yolculuğun merkezi olmuştur. Orada Osmanlı'ya sadık aşiret reislerinden, önce ibn-i Reşit'le görüşüp Padişahın hediyelerini takdim etmişler, diğer aşiret reislerine durumu anlatmışlardır.Daha sonra Mehmet Âkif, Mümtaz Bey ve El Tunusi Hail'de kalmışlar, Eşref Kuşçubaşı, beş koruma ile güneydeki Breyd kasabasına padişah Sultan Reşad'ın hediyelerini ibn-i Suud'un vekili Emir El Breyd'e teslim etmek için gitmiştir.

Mehmet Âkif Hail'de bulunduğu günlerde sabahları erken saatlerde kalkıp Necid Çöllerinden Medine'ye adlı şiirini yazmıştır. Medine'yi ikinci defa gören Âkif şiirini yazm ak için gerekli birikimi yapmıştır. Menaha'dan geçiyorduk ikindi olmuştu Çıkınca karşıma Cânânımın yeşil yurdu Gözüm karardı atıldım Harim-i Cazibine; Yarıp cemaati düştüm direklerin dibine Üç ay Tihame deyip çiğnedim hıyabanı Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada Yetişmeseydin eğer Ya Muhammed imdada Eserdi kumda yüzerken serin nefesin Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin.13

Bu seyahatte Mehmet Âkif değişik renk ve boyda Müslümanları Medine'de Hz. Muhammed'in kabri önünde huşu içinde dua ederken görmüş, İslâm kardeşliğinin ve ittihad-ı İslâm fikrinin pratiğini yaşamıştır. Bir aya yakın bir zaman Hail'de kalan Âkif edebiyatımıza böylesi güzel bir şiiri de armağan etmiştir.

Hail çok sıcaktır. Gündüz gölgede 60-70 derece gece sıfıra yakın çöl iklimi kafileyi yormuştur. Yirmi beş kişilik maiyetten bazılarında hastalık görülmeye başlamıştır. Çanakkale muharebeleri devam etmektedir. Heyet savaşın son durumunu da öğrenmek istemektedir. Zaten görev tamamlanm ıştır. Dönmeye karar verirler. En yakın istasyon, El -Muazzam'dır. Fırtına sebebiyle yolculuk tehlikelidir. Bölgeyi iyi bilen yerlilerin tavsiyesi yola çıkmamaktır. Buna rağmen yola çıkılır. Söylendiği gibi tehlikeli ve sıkıntılı çöl yolculuğundan sonra El-Muazzam istasyonuna önce ulaşan Eşref Bey Çanakkale Zaferinin müjdesini Enver Paşa'dan alır. Bir gün sonra da istasyona vasıl olan Âkif ve arkadaşlarına o müjdeyi verir. Âkif o gece Çanakkale'den yüzlerce kilometre uzaklıkta Çanakkale şehitleri şiirinin ilhamını ruhunda yaşadı. Şiirinin temellerini attı. Sevinç gözyaşları döktü saatlerce...Bir süre sonra bu duygular ve ilk hazırlık, altıncı Safahat'ta son şekliyle Çanakkale şehitleri destanı olarak yayınlanmıştır. Yol arkadaşı Eşref Bey şöyle d iyo r: "Şimdi sizlere bir hakikati iblağ edeyim ...Çanakkale Destanı'nı Mehmet Âkif, Hicaz yolculuğu devam ederken daha yolda yazdı ve ancak ondan sonradır ki tabii hüviyetine girebildi."'4

4. Mısır Yılları:

Mehmet Âkif Cumhuriyetin ilânından sonraki iki yılı kışın Mısır'da yazın İstanbul'da geçirdi.1923-24 yıllarında mevsim lik olarak bulunduğu bu yerde, 1925 yılının Ekim ayından itibaren yıl boyu 1936 yılına kadar kalır. Mısır'da kaldığı yıllarda Mısır Üniversitesi El -Cam iat'ül Mısrıyye'deTürk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır.Aynı yıllarda Kur'an tercümesi üzerinde çalışır.Bu çalışmaya çok önem verdiği, ziyaretçilerin gözlemlerinden ve Âkif'in beyanlarından anlaşılmaktadır. Şiire ayırdığı zaman azdır. Bu dönemde daha sanatkarane şiirler yazma ortamı vardır. Memleket hasretiyle Mısır, İstanbul karşılaştırması yapar.

Ey bâd-ı saba uğrayacaksın ya şimale, Bilmem, bir işim var sana etsem mi havale, Vakta ki sekiz yüz mili bir nefhada geçtin, Vakta ki bizim yerleri rüya gibi seçtin

Biz poyrazı görsek diye damlarda gezerken, Siz yelkeni açmış, suyun üstünde akarken, Biz küplere binmiş, size hasretle bakarken! insaf edin kopmayacak şey mi kıyam et.?15

Mısır'da son yazdığı şiirleri de ekleyerek Safahat'ın "G ö lg eler" adlı yedinci kitabını yayınlar. Musikiye zaman ayırma fırsatını bu dönemde daha çok bulur. Şeyh Mahmut'un şarkılarını dinler: Onlar içinde en sevdiğinin tercümesi şudur:

" Ey sabâ rüzgârı selâmımı git vatan evlatlarına, Vatan vadilerine söyle, Bir gün kader müsaade ederse onların hayalini, Velev ki rüyada göreceğim."16

5. Antakya Günleri:

Rahatsızlığı nedeniyle hava değişimi için 1935'in Temmuzunda Cebel-i Lübnan'a, oradan da Ağustos başında Antakya'ya gitmiştir. Beklenen şifa gerçekleşmediği için iki ay sonra Mısır'a dönmüştür.

Sonuç

Mehmet Âkif hayatının büyük kısmını doğup büyüdüğü yerlerden uzakta geçirmiş bir sanatçı,bir gurbet şairidir. Bu zor şartlar içinde üzerine düşen görevi yerine getirmeye çalışmıştır. Şiirleriyle, gazeteciliğiyle, hitabeleriyle milletin hislerine tercüman olmuştur. Seyahatte bulunduğu süre içinde vatanın kıymetini daha iyi anlamış, hasretini çektiği vatanın güzellikleri için şiir birikimi hazırlamıştır. Ailesi bu ikametlerin bir kısmında bulunmuş, çoğu zaman evinden aile fertlerinden ayrı kalmıştır. Seyahatleri şiirlerinin ilham kaynağı olmuş, intibaları mısralar içinde okuyucuya sunulmuştur.Görüp de yazma anlayışını gerçekleştirecek vesileleri değerlendirmiştir.Seyahatten Safahat'a yansıyan şiirler Akif'in şiir sanatının en güzel numuneleri olmuştur.

"Mehmet Âkif, Dönemi ve Çevresi" Vefatının 71. Yılında Mehmet Âkif Ersoy Bilgi Şöleninde sunulan bildirilerinden oluşan TYB'nin 32. Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezinin 3. kitabı. Mart 200

Bu haber toplam 174 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim