• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

Prof. Dr. Turan Karataş: Hasan Basri Çantay'ın Gözüyle Mehmet Âkif

Prof. Dr. Turan Karataş: Hasan Basri Çantay'ın Gözüyle Mehmet Âkif
Âkif hakkında yazılanları okurken, bir insanın kendini nasıl bu kadar sevdirebildiğini, tanıyanlarını bu derece kendine meftun ettiğini gıptayla karşılarsınız.

Nasıl bir duruş, nasıl bir yaşayış, nasıl bir inanış ve söyleyiştir ki, Akif'i tanıyan, onun çevresinde bulunan, eserlerini okuyan hemen herkes ona saygı duymuş ve hayran olmuştur. Bu tarafıyla Mehmet Âkif, talihli bir adamdır. Meşhur ifadeyle "binlerce gıpta o devrin efendisine..."

Âkif hakkında yazı değil müstakil kitap yazanların hemen çoğu kendi alanında yani sanat ve ilim yolunda mübalağasız bir şöhrettir. Hemen akla gelen birkaçını saymakla yetinelim: Süleyman Nazif, Eşref Edib, Midhat Cemal, Orhan Seyfi, M. Emin Erişirgil, Haşan Basri Çantay, Ali Nihat Tarlan, Nurettin Topçu, Kaya Bilgegil, Ahmet Kabaklı, Sezai Karakoç, Orhan Okay, D. Mehmet Doğan...

Bir sanatkârın, bu kıratta dostlara, sevenlere sahip olması, kuşkusuz büyük bahtiyarlıktır. Âkif hakkında şimdiye kadar iki yüz kitap, yaklaşık iki bin yazı neşredilmiş olması da (Günaydın 2008: 659-751) bir diğer talihlilik. Son bir asırda yaşayıp da bu derece teveccüh gören başka bir Türk şairi yoktur bildiğim kadarıyla. 

Milli Mücadele yıllarında Akif'le neredeyse geceli gündüzlü arkadaşlık etmiş. Birinci Meclis döneminde aynı sırada yan yana oturmuş, onu yakından tanımış, ona dost olmuş, dahası adeta ona meftun olmuş; onun duyarlığına, düşüncelerine, çalışmalarına büyük ilgi göstermiş önemli bir şahsiyetin, bir âlimin Haşan Basri Çantay'ın 42 yıl önce neşredilen, o tarihten bugüne kadar bir daha basımı yapılmayan Âkifnâme adlı kitabında anlatılan Mehmet Akif'i hatırlatmaya çalışacağım.

Akif'in"Ooo... Adamdır,adam"dediği Haşan Basri Bey, naklettiğine göre, İstiklâl Marşı'nın yazılması hususunda, Mehmet Akif'e çok ricada bulunmuş, adeta yalvarmıştır. Onu teşvik etmiş, heyecanlandırmış; bunu ondan başka kimsenin yazamayacağını söylemiş ve sonunda emeline kavuşmuş, Akif'i İstiklâl Marşı'nı yazmaya ikna etmiştir. Bugün elimizde İstiklâl Marşı gibi abidevi bir eser varsa bunda Haşan Basri Bey'in teşvikini de unutmamak gerekir.

Malum, Âkif "Bülbül" şiirinin başlığının altına "Basri Bey oğlumuza" ibaresini koymuştur. Bu güzel şiir, en güzel yadigâr ve dostluk nişanesi olmak üzere Haşan Basri'ye ithaf edilmiştir.1 Bu yazı vesilesiyle, Kur'ârı-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm müellifini2 de hayırla yâd etmek niyetlerimizden bir diğeridir.

Haşan Basri Bey, kitabının başına koyduğu, ve eserinin bir çeşit "sebeb-i telif'i olan o kısacık yazısında şunları söyleyecektir: “Üstâd-ı kerîmim Mehmed Âkif Bey hakkında bir kitap neşretmek hatırımdan bile geçmezdi. Çünkü Âkif, kanaatimce, yazılamazdı. Hele onu ben hiç yazamazdım. Hem aczim mani idi, hem fart-ı muhabbetim. Üstadım öldü, Balıkesir'de çıkan Türk Dili gazetesi benden bir yazı istedi. Bu talebi, reddedemedim. Kırık dökük bir şeyler yazdım. Teşvik ettiler, teşci'ettiler, nihayet şu âvâre eser meydana geldi." (Çantay 1966:12). Ne hazindir, Haşan Basri, Akif'in ebediyete intikalinden hemen sonra kaleme aldığı yazılarıyla esasını oluşturduğu kitabının neşrini, sağlığında görememiştir. Hayrülhalefi oğulluğu ve yeğeni Mürşid Çantay sayesinde, adı da müellifi tarafından konmuş olan bu dosya kitaplaşır. Hazırlanışından tam otuz yıl sonra ancak kitap hâlinde yayımlanan Âkifnâme'de, Akif'in kaybı üzerine kaleme alınan yirmi manzumeye, Haşan Basri Bey'in Akif'i tanıyanlardan kitabı için isteyerek mektuplar şeklinde topladığı yazılara, o günlerde gazetelerde çıkan önemli köşe yazılarından bir kısmına ve haberlere de yer verilir.3 Kitabı değerli kılan özelliklerden biri, Haşan Basri'ye gönderilen ve Akif'i anlatan samimi mektuplarsa bir diğeri de Akif'e dair yazılan manzumelerdir. Şurası da var ki, bu metinleri bugün başka kaynaklarda bulmak da mümkün değildir. Şairin Safahatına girmeyen birkaç parça manzumesi de bu kitaba dere edilmiştir (s. 24). Akif'in ardından sıcağı sıcağına biraz da keder ve acıyla kaleme alınan söz konusu duygulu mektuplarda hazin hatıralar, anekdotlar ve dikkate değer tespitler vardır. Mektupların bir kısmı mühim vesikalardır. Mektup sahipleri arasında Fuad Şemsi, Fatin Gökmen, A. Hamdi Akseki, Sabri Sözen, Fazlı Yegül, Abdulbaki Gölpınarlı4, Flüseyin Siret, Mustafa Seyit Sutüven gibi önemli isimlere rastlıyoruz. Akif'e ağıt karakterinde yazılan manzumelerden biri de Flasan Basri Çantay'a aittir, ilk üç mısraı şöyledir: 

Sana “şair" diyemem; şiir senin pâyinde alçalır, hâke düşer; yükselir, eflâki aşar tac-ı şiirindeki her rîze-i tarsi-i bedi'...

Flasan Basri, "Üstâd hakkındaki hükümlerimde elimden geldiği kadar bitaraf olmaya çalıştım" kaydını düşse de, Âkifnâme'deki hatıralar, hatırlatmalar, değerlendirmeler, tespitler elbette bitaraf değildir. Olamazdı da. Belki buna lüzum da yoktu. Bu kadar yakından tanıdığınız, bunca maharetine, meziyetine, insanlığına şahit olduğunuz bir dostun ardından yazarken duygusuz kalmak kabil değildir. Flasan Basri Bey, aksi bir tutum içine girseydi yani nesnel görünmek ısrarında olsaydı, yapmacık olmaz mıydı? Nurettin Topçu'nun Âkifnâme'ye yazdığı takrizde söylediği gibi, âlim ve şair bir şahit olan Flasan Basri Bey, Akif'in büyüklüğünü göstermek üzere yanında hayranlıkla geçirdiği yılları anlatmıştır da denebilir. 

Çantay, şair Akif'ten ziyade "insan" Akif'i anlatır. Onun ahlakını, seciyesini, ilmini, irfanını kor önümüze. Vatanperverliğinden, azminden hatta yiğitliğinden ve sportmenliğinden bahs açar. Çünkü bu taraflarını daha iyi biliyordur. Şahit olduğu anıları nakleder, bunlardan bir sonuç çıkarır. Flemen bütün dostları gibi, Flasan Basri de Akif'in eserlerinde üç meselesi olduğunu ve hep onları haykırdığını söyler: Vahdet, istiklâl, terakki. 

1908'te tanıdığı Akif'le münasebetini, aziz şairin ölümüne karar sürdüren Çantay'a göre Âkif, riyasız bir vatanperver, kâmil bir mümindir. Sonra, o büyük adamın çok yabancısı olmadığımız özelliklerini sayar: Onun en büyük düşmanı riyakârlıktır. Din nâmına yapılan maskaralıklara asla müsaade etmez. Flayatı boyunca gericilikle, cehaletle, batıl inançlarla, miskinlikle mücadele etmiştir. Vefa, en bariz vasfıdır. Diğergamdır. Alçakgönüllüdür. Sadeliği sever. Bir çocuk gibi saf ve masumdur; hemen her söylenene inanır. Zalime düşmandır. Haksızlığa tahammül edemez. Flayatı boyunca başını önüne eğdiği görülmemiştir.

Bir karakter abidesi olan bu büyük insanın seciyesini ve çileli hayatını bir arada düşününce, Fuzulî'nin "Sûretim fakr u sîretim mün'im/ Heyetim mûr, himmetim anka" beytini, yüzyıllar öncesinden sanki Âkif için söylemiştir, diyorsunuz.

Sanata ve şiire, bugünün bir edebiyat profesöründen daha yakın görünen Çantay, tevazu eseri bu sahada kendini pek ehliyetli görmez. Bu sebeple Akif'in şiirinden bahsederken yer yer bu alanda bir uzman saydığı Süleyman Nazif'in kanaatlerine başvurur. Doğrusu, kendi kanaatleri de az değildir. Safahat üzerinde genel, sathi bir inceleme yapar. Buna manzumeler çevresinde bir dolaşım, kısacık yüzeysel bir nazar demek yanlış olmaz. Ne ki, bu göz atmalarda yer yer ince hükümler vardır. Söz gelimi, "Akif'in halk arasında en çok okunan eseri Hakkın Sesleri'dir. Onu Kur'ân gibi ezberlediler." (s. 140) tespiti, dönemi için önemli bir bilgidir. Hakeza,"Âkif merhuma kendi şiirlerinden birini inşâd etmesi rica olunduğu zaman ya ["El-uksur'da"] yahut "Necid Çöllerinde" şiirini okurdu." Bilgisi de. (s. 170) "Üstâd'ın "Secde"si Safahat'ın arş-ı âlâsıdır" tespitini yabana atamayız. Çantay, Safahat'ın belki de en güzel kısımlarını seçerek mütalaalarının arasına koymakla okuyucuya zarif bir ziyafet de hazırlamış olur.

  1. Mehmet Akif'in sanatkârlığına ve şiirine dair Haşan Basri'nin yazdıklarından çıkarabildiğim tespitleri, kanaatleri şöyle özetlenebilir: 
  2. Âkif, milli bir şairdir; eserleriyle Türklüğün ve Islâm'ın hizmetinde olmuştur. Milli Mücadelenin dolayısıyla Cumhuriyetin temel taşıdır; Kastamonu vaazı, mebusluğu, istiklâl Marşı bunu ispata kâfidir.
  3. İslâmcılık, milliyet, insaniyet... işte, Akif'in eserini besleyen, etrafında halelendiği üç büyük mevzu, üç temel unsur.
  4.  Bir sınıf şairi değil, halkın şairidir; söylediği halkının sorunları ve dertleridir. Muhataplarının yüzde doksanı halk, ancak yüzde onu münevver zümredir. 
  5. Bütün eserleri toplumsaldır; sanatının en ayırıcı vasfı da burasıdır. Şahsını, özel hayatını, fantezilerini şiirine koymamıştır.
  6. Milletinin ve içinde yaşadığı toplumun değerlerine bağlıdır. Yaşadığı dönemi ve içinde bulunduğu toplumu olduğu gibi yazmıştır.
  7. Çağdaşları içinde en âlim şair Odur. Eslafı da çağdaşı olan şairleri de pek iyi bilir. Arap edebiyatına da son derece vâkıftır.
  8. Gayesiz, başıboş sanata düşmandır.
  9. Bir dönemin öncüsü ve yenilikçisi sıfatıyla edebiyatımıza hizmeti büyük olmuştur. Lâkin, şiirde ve çevirilerinde gösterdiği büyük muvaffakiyeti nesirlerinde gösterememiştir.5
  10. Şiirlerini duyarak, inanarak, ağlayarak yazmıştır. Samimi ve içlidir. Sözü özüne uygundur
  11. Zannedildiği gibi, Âkif şiirlerini kolay yazamazdı; çünkü müşkülpesentti, büyük emeklerle eserlerini ortaya çıkarırdı. 

Haşan Basri, "şair-i İlahî, âşık-ı risaletpenahî" sıfatlarını da Akif'i tavsif babında söyler. Çantay'ın şu cümlesi de çok hoş ve etkileyicidir: "Onun mızrab-ı beyânı âlâm-ı İslâm idi; ıztırabâtı beşerdi." İnsanlığın en ince ve en gizli levhalarını ve elemlerini gören, o dönemin şairleri içinde yalnız Akif'in gözüdür. Bu arada, Âkifnâme müellifi, Safahat şairinin na't yazmayışını,"o büyük peygamberi ben nasıl anlatabilirim"endişesine bağlıyor. Buraya kadar sıraladıklarımın birçoğu, Akif'i tanıyanların, hakkında yazanların neredeyse ortak kanaatidir. Ancak, bazı kaynaklarda gördüğümün aksine, Çantay, Akif'in Mısır'a gidişinin medar-ı maişet sebebiyle olduğunu özellikle belirtiyor. Bu gidişte başka bir sebep aramaya gerek yoktur, diyor. Haşan Basri'nin bu husustaki ısrarını, dönemin koşulları dikkate alındığında, anlamak pek de güç sayılmaz. Çantay, Akif'in sevdiği ve şiirlerini tatlı tatlı okuduğu şairler arasında şu isimleri bilhassa zikreder: ibni Fârız, Sâdi-i Şirazi, Fuzulî, Nedim, Eşref ve Lamartin.6 Ne var ki, Akif'in Nedim'i sevmiş olabileceğini pek düşünemiyoruz doğrusu.

Akif'in Mevlid nâzımı Süleyman Çelebi'ye meftun olduğunu; Şeyhülislam Yahya'yı, Nâbî'yi, Bâkî'yi, Şeyh Gâlib'i, Âkif Paşa'yı, Ziya Paşa'yı takdir ettiğini; Namık Kemal'i, Abdülhak Hâmid'i hürmetle andığını; Recaizâde Mahmut Ekrem'i, Osman Şems'i, hamasî şairimiz Midhat Cemal'i fevkalâde sevdiğini Haşan Basri'nin şahitliğiyle öğreniyoruz. Başka kaynaklarda görmediğim bir bilgi de, Akif'in pek tatlı ve davudî bir sese sahip olduğu, bazı güzide besteleri makamıyla okuduğudur. Bunlardan birkaçını Haşan Basri de dinlemiştir. "Rahmetli Mehmet Âkif musikiyi çok severdi. Hususi sohbet âlemlerinde arkadaşlarıyla birlikte ilahiler, şarkılar okur, güzel seslilere gazeller, na'tler okuturdu. Ankara'nın Taceddin Dergâhındaki odasında, kendi evinde, bağ evlerimizde bu âlemleri zaman zaman tekrar ederdik." (Çantay 1966;83). Haşan Basri Bey, Peygamberimizin Veda Hutbesi'ni, Akif'in nazmen yazmayı çok istediğini, bunu birkaç kez kendisinden duyduğunu haber verir ki, bu arzunun gerçekleşememiş olmasına üzülmemek elde değildir.

Âkifnâme'ye, hatıralarına yer verdiği uzunca bir mektup ve bir manzumeyle katkıda bulunan Ruhi Naci Sağdıc'ın "Akif'in Baş Ucunda" şiirindeki dört mısra ile konuşmamı bitiriyorum:

Müsterih ol koca şair yatarak kabrinde, Bu vatan toprağı hep milletin emrinde... Onun üstünde de imanlı sesin çınlayacak: "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!"

Kaynakça

Çantay, Haşan Basri (1966), Âkifnâme, İstanbul: Ahm et Sait M atbaası, 400 s. Günaydın, Yusuf Turan (2008),"M ehm ed Âkif Ersoy Kaynakçası (1911-2007)", Hece, S. 133, Ocak. Işık, Emin (1993), "ÇANTAY, Haşan Basri", İstanbul: TDVIslâm Ansiklopedisi, C. 8, s.218-9. 

Mehmet Âkif: Edebî ve Fikrî Akımlar/3. Mehmet Akif Ersoy Bilgi Şöleni’nde sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesi ile oluşan kitap TYB'nin 39, Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 3.kitabı

Bu haber toplam 162 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim