• İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C

Prof. Dr. Turan Karataş: Üç İstanbul’daki Âkif

Prof. Dr. Turan Karataş: Üç İstanbul’daki Âkif

Karşılaşmalar

Mithat Cemal Kuntay’la (1885-1956) okuma-yazma yolculuğumun çeşitli safhalarında üç farklı karşılaşmam oldu. İlki 1996 yılındadır. Doktora öğren- cisiyken aldığım ve bir kenara koyduğum Mehmed Âkif Ersoy (Hayatı-Seciye- si-Sanatı) (Kuntay, 1986) isimli kitabını, anlatacağım bir derse hazırlık vesile­siyle baştan sona büyük bir tatla okudum, yüzlerce satırın altını çizdim. Eser o günden sonra Âkif’le ilgili başucu kitaplarımdan biri oldu. İkinci defa, on seneden fazla bir zaman sonra, Üç İstanbul bizi karşılaştırdı. Farklı bir anlatımı vardı romanın, beğeniyle okumuştum. Üçüncü karşılaşma 2011 yılında, Kül­tür Bakanlığı’na hazırladığım Namık Kemal’e armağan kitabı vesilesiyle oldu. Üç cilde taksim edilen 1742 sayfalık o dev eserin (Namık Kemal -Devrinin İn­sanları ve Olayları Arasında-) ilk iki cildini zevkle, yine birçok şey öğrenerek mütalaa ettim. Genç Osmanlıya, “Hürriyet Kasidesi” şairine dair ne çok ayrıntı vardı kitapta. Kuşatıcı bir çalışmadır. Merak, sevgi ve sabır olmadan böyle mu­azzam bir eserin ortaya çıkması zordur. Şimdiki buluşma, eski görüşmenin bir yinelenmesi yani Üç İstanbul’un bu yazı vesilesiyle yeniden okunması olduğu için, sayıya dâhil etmiyorum.

Mithat Cemal’in kalemini denemediği yazı türü yok neredeyse. Edebiyat âlemine gözünü açtığında şiiri görmüş. Bu gençlik hevesinde kemal yaşına kadar ısrar etmiş. 1903’te tanışıp şahsiyetine hayran olduğu Âkif’le birlikte yazdıkları “Acem Şâhına” manzumesi Sırâtımüstakîm’de çıktığında (1908), edebiyat dünyasında tanınır olmuştur. Çanakkale Zaferi’nden sonra savaş ala­nına gönderilen şairler arasında o da var. Bu tarihten sonra hemen neredeyse

“hamasi” şiirler evreninde dolaşıp durmuş. Tek şiir kitabı olan Türk’ün Şeh- namesi’nden (1945) aklımda kalan Âkif’in vefatının ardından söylediği vefalı, sevgi dolu dörtlüktür:

Toprak, onu, sen kol kanat ol, öyle kucakla

Bilmezsin, o gökten de adından da temizdi.

Ey yeryüzü, mabet kesilip Tanrı’ya yüksel!

Koynunda yatan gölge bizim Âkif’imizdi.

Mithat Cemal, devrin eğilimine uyarak tiyatro metinleri de kaleme almış, ama mektep müsamerelerinde oynanacak seviyede. “Tahkikat-ı Edebiyye” adlı “soruşturma”ları Ruşen Eşref’in meşhur Diyorlar ki’sinden yedi sekiz yıl önce yapılmış, ancak 1919’da tefrika edilmiştir.[I] Bir antoloji de hazırlamış (Kuntay, 1329) Mithat Cemal. Ara sıra gazetelerde fıkra ve makaleler de yazmış, fakat onu edebiyatımızda mühim ve unutulmaz kılan romanı ve monografi türün­deki eserleridir.

Kendisinden on iki yaş büyük olan Mehmed Âkif’le tanışması, hayatın­da mühim bir dönüm noktasıdır. Yukarıda söyledim, daha on yedi-on sekiz yaşındayken gerçekleşen bu karşılaşma, genç Mithat Cemal’in üzerinde bü­yük bir etki bırakmış olmalı ki, bu yakınlık “dostluk” katında tam otuz sene sürmüştür. Âkif hakkında yazdığı mühim ve sevgi dolu eserinin yanı sıra, tek romanı Üç İstanbul’daki (1938) kişiler arasına Şair Raif diye birini koymuş. Ro­manda pek fazla görünmeyen bu kişi Mehmed Âkif’in yansımasıdır. Bilindiği gibi, Safahat şairine babasının koyduğu isim Ragif’tir. “Şair Raif”, onun hem ilk adını hem de şairliğini hatırlatsın diye seçilmiş olmalıdır.

Romanı okuyup bitirdiğimizde bu şahsın belli bir amaçla romana kondu­ğu anlaşılır. Bu yazının asıl hedefi, bu karakterin Âkif’le benzeşen taraflarını belirleyerek “bu kişinin niçin romana dâhil edildiği ve eserdeki işlevinin ne olduğu” sorusuna cevap aramaktır.

Şair Raif, sanki Âkif!

Abdülhamid döneminin bilhassa son yılları ile Meşrutiyet ve Mütareke devirlerinin anlatıldığı Üç İstanbul, rakamlarla numaralanmış yüz otuz üç kıs­ma taksim edilmiş hacimli bir romandır. Her bölüme, muhtevasını işaret eden bir başlık konmuştur. Mesela ilk kısım “93 Muharebesi” başlığını taşır. Bu kısa­cık bölümde -ki çoğu böyle üç beş sayfadır-, asıl hikâyenin etrafında örüldüğü romanın en mühim kişisi olan Adnan’ın yazmakta olduğu Yıkılan Vatan adlı romandan alıntıyla söz konusu harbin neticesindeki “Moskof zulmü”ne işaret edilir.

Eserin edebî kıymetine dair farklı değerlendirmeler vardır. Yazarın bil­giçlikleri, kendini öne çıkarma çabaları, tadını kaçıran abartılar ve ayrıntılar, olmadık tesadüfler, birbirine benzeyen ölümler, fazla süslü ve yapmacık ifade­ler, vecize merakı romanın güçsüz yanlarıdır. Fethi Naci’nin tespitine iştirak ederim: “Üç İstanbul, bir bakıma, Mithat Cemal’in görgü tanıklığıdır; gücü de buradan gelir, güçsüzlüğü de. Gözlemlerle beslenen bir ayrıntı zenginliği, kişi­lerin alabildiğine sahih oluşu romanda kendini duyuruyor, romanı çekici ya­pıyor; ama yaşayıp gördüğü (daha doğrusu görüp öfkelendiği) birçok gereksiz ayrıntıya kıyamayışı, romanını bunlardan ayıklayamayışı, romanın dağılma­sına, iç örgüsünün gevşek olmasına yol açıyor.” (1994: 30) Bunlara karşılık üç devrin toplum yaşantısını, yakından yaşayan donanımlı bir yazarın bakışıyla yansıtması sebebiyle roman edebiyatımızdaki önemini kaybetmeyecektir.

Mithat Cemal bir söyleşide, yakından tanıdığı kişileri romanında anlat­tığını söylüyor. Birçok şeyi bildiği çevrelerden aldığını belirtiyor. Romandaki Şair Raif’in de, Mithat Cemal’in uzun zaman yakınında bulunduğu Mehmed Âkif’in bir çeşit yansıması olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü Âkif’i ha­tırlatan epeyce özellik var Şair Raif’te. Âkif’in kişilik özelliklerini bilen okur bunu kolayca fark edecektir.

“Çok çetin adam”dır Raif. Konuşmayı sevmez. Gözleriyle konuşur. Birçok suale cevap vermeyi gereksiz görür. Dinlediklerini veya kabul veya reddettiği­ni bakışlarından anlarsınız. Âkif’in de az konuştuğunu, sevimli sükûtları oldu­ğunu Mithat Cemal’in kitabından öğreniyoruz.

Romandaki Şair Raif, 93 muhaciridir. Yoksulluğun ve felaketin her tür­lüsünü görmüştür. Bunca acıdan sonra ve yaşanmakta olan “kara günler”de tabiatıyla somurtkandır. “Kahkahaya garazdı”, “acı adamdı; tesadüfen güldü­ğü olursa, yüzü rahatsız olurdu.” (s. 34)[II] “Makırköyü’nde ağlayan dostu varsa, Erenköyü’nde güleni affetmiyordu.” Bu nitelemeler, hemen Âkif’i akla getir­mektedir. Safahat’ın yedi kitabındaki birçok şiirde, yukarıda resmedilen duru­şun izleri yansır.

“Herkese kızmaya niyetlenerek sokağa çıkardı. Zaten sokaktan tiksinirdi.” (s. 35) Niye, içi kaldırmıyor sokak manzarasını? Çünkü burada sahte vakara, haksıza, akılsıza rastlıyor. Budala lakırdıya, kibirli sükûta tahammül edemedi­ği için sokak asabını bozuyor.

Romandaki en önemli mekânlardan biri olan ve “memleketin tarihini ok­kayla, bayrağını arşınla satabilecek adamlarla dolup boşalan Hidayet’in kona- ğı”nı temize çıkarmak için Raif’in de orada görünmesi gerekiyor. Fakat Şair, namuslu bir adam ve doğruluk, dürüstlük miyarı olduğundan, her devre göre ikbali için çehre değiştiren o konağa uğramıyor. Kahramanımız Adnan, “pis İstanbul’dan Şair Raif”e kaçmaktadır. 1908’den önceki siyasi hava kendisini fazlasıyla baskı altına aldığını düşünen İttihatçı Adnan, sıkıntılı zamanlarında biraz ferahlamak için Raif’i görmek arzusu duyar.

“Şair Raif’in içindeki gizli şark” ifadesiyle Doğu insanının safça inanmak özelliğine vurgu yapılmış olmalı, diye düşündüm. Herkesi kendisi gibi gör­mek. Bu özellik, Âkif’te de vardır. Mesela “Raif, vaktiyle Adnan’a ‘temiz’ de­mişti; artık Adnan ölünceye kadar temizdi.” (s. 140) Hâlbuki İstanbul’un ikinci devrinde (1908-1919) Adnan’ın nasıl kirlendiğini, üçüncü İstanbul’da (1919­1923) da nasıl düştüğünü Üç İstanbul’da okuyoruz.

“Şair Raif bu zamanın adamı değildi. Tufandan evvelki bir hilkatti.” (s. 141) cümleleri de yine ilkelliği değil de temizliği ima ediyor. Çünkü “bu za­man” acayip bir devirdir. Bulanık, karmaşık, hesapçı, düzenbaz, menfaatçi vb. Bunlar, böyle “ince hesaplar”, Âkif’e göre değildir. Şair Raif “para bilmezdi.” “İnsanlığın parasız devrinde yaşıyor gibiydi.” (s. 35) sözleri de zamanenin ada­mı olmayışına işarettir. Hayatın köpüğüne tenezzül etmemek, kafa yormamak, onun ayartmasına izin vermemek bağlamında Şair Raif de, evet, Âkif de “eski adam”dır.

Mehmed Âkif’in vakte riayeti, dakikliği romandaki şairin de özelliğidir. “İnsan onunla saatini ayar edebilir.” cümlesi; planlı-programlı yaşamayı, zama­nı iyi kullanmayı düşündürüyor. Bu durum yani aynı vakitte aynı yerde olmak veya aynı eyleme durmak, modern insanın “bayağı” bulduğu bir davranış biçi­midir. Böyle düşündüğü için, olmadık zamanlarda olmadık işlere heves etmiş ve perişan olmuştur. Darmadağınık bir vaziyete düşmüştür.

“Raif’in fazilete inanan [bir] saffeti” vardır. Lekesiz bir dosttur. Kimse ona olumsuz manada bir şey konduramaz. Bir de Dağıstanlı Hoca vardır romanda, onun gibi temiz olan ve her türlü zorluğa rağmen temiz kalan. Çünkü roman kişileri geçen zaman içinde her biri bir taraftan kirlenmiş, ilkesizleşmiştir. Ro­manın başında şöyle bir görünen Şair Raif, sonra Adnan’ın çevresinden uzak­laşır. Çünkü Adnan ve çevresi ikbal devrinde, düne kadar aralarında yaşadık­ları mahalleyi, fakir ahaliyi birdenbire unutmuştur. İktidar erki, adeta güç sar­hoşu yapmıştır onları. Yine de para pul konusunda en temiz kalanı Adnan’dır. Diğer aymazlıkları yani hovardalıkları ve ülküsünün yerine nefsi zevklerini koyduğu, amacını unuttuğu için, Şair Raif artık Adnan’a görünmez oluyor. 10 Temmuz’dan (1908) sonra kendisini hiç aramayan Raif’e sitem babında “kaba adam” diyecektir Adnan. Raif de Adnan’a aymazlığına kızarak, roman kişisi Moiz ve onun gibileri kastederek “Beş cephede yüz binlerce Türk çocuğu bu adamlar zengin olsun diye mi on dokuz yaşında ölüyorlar” der (s. 440).

“Namusu putlaştıran, fazileti sanem yapan bu Şair Raif’e Adnan artık bun­dan sonra gitmeyecekti.” (s. 440) Çünkü Adnan, kelimenin gerçek anlamıyla namussuzluklarına bir bahane aramaktadır. Şu ara cümleyi yeri tam da burası olduğu için zikredeyim. İttihat ve Terakki iktidarında paralı pullu, hatırlı bir vaziyete yükselen Avukat Adnan, karşısına çıkan her güzel kadınla yatmayı, neredeyse hakkı olarak görüyor. Böyle bir yaşantıya kapılmışken, elbette Şair Raif’in namus hususundaki paklığını “katılık” diye nitelendirecektir.

Şair Raif de Âkif gibi vefalı bir adamdır. Adnan’ın annesinin son günlerin­de o hasta ve çaresiz kadına yaptıkları bunun ispatıdır. Biraz öfkelidir, serttir, ama vefalıdır. Adnan’a kırılmıştır, bundan kolayca sıyrılamaz. Fakat Adnan’ın hastalığında konağa gelir, hastayı sorar; ısrarlara rağmen yukarı çıkmasa da vazifesini yapar. Olay örgüsündeki konumu gereği İttihat ve Terakki’nin en mühim şahsiyetlerinden sayılan, bir zamanlar çevresinde yüzlerce kişinin ha- lelendiği Adnan’ın cenazesinde yedi kişi vardır, biri Şair Raif’tir!

Şair Raif, Üç İstanbul’da az görünmesine rağmen, yazarın olmayı yahut ulaşmayı arzu ettiği dürüst insan hâlinin örneğidir. Onda da kuşkusuz kusur­lar yok değil. Fakat bunlar bağışlanabilir. Zararsız. Kişinin kendine dönük ve onu eksilten tavırlar ve tutumlardır. Fakat diğerlerinin, söz gelimi Adnan gibi­lerin yani ilerde duranların yapıp ettikleri, hâl ve hareketi sadece kendilerini bağlamıyor. Ailesine, çevresine, içinde bulunduğu yahut birlikte hareket etti­ği topluluğa ve nihayet bütün bir cemiyete sirayet ediyor ve onu bozuyor. Bu sebeple toplum önünde bulunan adamların sözleri ve eylemleri, salt kendine ilişkin değildir, kendilerini bağlamıyor.

Bu düşünüş gereğince; Şair Raif Üç İstanbul’da, Mehmed Âkif de yaşadığı devir içinde dürüstlüğün, sadeliğin, samimiyetin, vefalı oluşun, milliyetper­verliğin, hakkaniyetin, asil öfkenin ve haklı isyanın ölçüsü olarak görünüyor.

KAYNAKÇA

Kahraman, K. (2002). Kuntay, Mithat Cemal. TDV İslam Ansiklopedisi, C. 26. Ankara.

Kuntay, M. C. (2015). Üç İstanbul, 18. bs. Oğlak Yayınları. İstanbul.

Naci, F. (1994). 40 Yılda 40 Roman. Oğlak Yayınları. İstanbul.


[I] M. Cemal’in aynı sorularına farklı şair ve yazarların cevapları 2018’de bugünkü alfabeyle kitaplaştı (Kuntay, 2018). (Kitap hakkında bir değerlendirme için bkz. Star Kitap, S. 111, 11 Ocak 2018, s. 4.)

[II] Yazı içinde sayfa numaraları belirtilen alıntılar, romanın kaynakçada gösterilen baskısından yapılmıştır.

 

100. Yılında İstiklâl Marşı Büyük Bilgi Şöleni
12 Mart 2021 - TBMM
100. Yılında İstiklâl Marşı ve Mehmed Âkif Kitabı
Bu haber toplam 212 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim