Reha Sağbaş: İstiklâl Marş(lar'ı)ımızın Müziklendirilmesi

Reha Sağbaş: İstiklâl Marş(lar'ı)ımızın Müziklendirilmesi
Saygıdeğer okuyucular; Türkiye Yazarlar Birliği'nin hazırlayıp başarıyla tamamladığı Bilgi Şöleninde;"Mehmed Âkif,Türkiye'de modernleşme ve gençlik" konularında ziyadesiyle istifade ettiğimiz tebliğler sunuldu.

Biz de konuşmamızı Mehmed Âkif in yetiştiği dil - bilim - san'at ortamına, musikî ile ülfetine, mûsıkîşinas, icracı ve bizzat bestekâr san'atkârlarla olan dostluklarına ayırmış idik. O'nun Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerine devam ederek üstatlarla sohbetleri, nayler, kudümler eşliğinde ... "gittikçe hızlanan Mevlevî âyinlerini../'dinlemesi, mûsikî ile yakından ilgilenip ney üflemeyi arzu etmesi ki diğer sanat erbabıyla tanışmasıda buralarda olmuştu. Ayrıca sesi ve gazelleriyle Hâfız Kemâl'e hayran olması, ney üflemeyi öğrendiği Neyzen Tevfik'le (didişmeli de olsa) samimi ahbaplıkları, Ali Rıfat (Çağatay) ve Kanunî Hacı Arif Bey'le olan san'at alışverişleri, Şerif Muhyiddin (Targan) ı ve ud icrasındaki uluslararası başarıyı şiirleriyle medhederek teşvikleri pek tabiî ki önemli hatıralardı.

Fakat bendeniz sizlere burada" millî şairimiz"in bir daha benzerinin bileyazılamayacağı şiirinin Millî Marş olarak kabulünün sonrasında gelişen, bestesinin serencamına dair bazı tesbitleri sunmaya çalışacağım. Efendim, malumlarınız olduğu üzere marş bir Batı müziği formunun adıdır. Fransızca, yürümek ( marcher) fiilinden türetilen bu kelime; düzenli yürüyen orduların adımlarına uygun bestelenmiş müzik parçaları için kullanılır.

Önce dilimize sonra da müzik formlarımız içine dâhil edilmesi en yenilikçi padişah olan II. Mahmud döneminde olmuştur. Başka bir kaynak çıkmaz ise bilinen ilk marşımızın bestecisi de 1825 tarihinde bestelediği" Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Marşı" ile II. Mahmud' un bizzat kendisidir.

“...Hâlbuki en eski Türk kavimieri, ilk çağ medeniyetinden daha eski zamanlarda bile, ordu ve savaşlarda mûsikîlerden faydalanmak gibi bir dâhiyane bir buluşun sahibiydiler. Türk askerlik tarihinde bu konuyla ilgili hatıralar M. Ö.4. yüzyıla kadar çıkmaktadır... O devirlerden bu yana Türk askeri mûsikîsinde "Tuğ nevbetleri" vurulduğu,"Cenk gülbankları"çekildiği ve" Mehter peşrevleri"çalındığı zaman, Batı değil marş bestelemek, askerî mûsikî diye bir şeyin varlığından bile habersizdi. Harp zamanlarında üç günlük yoldan duyup'Türk geliyor!"diye kaçıştıkları bu mûsikî, sulh zamanlarında tantanalı elçi takımlarımızda hayret ve hayranlıkla seyrediyor, Gluck'un, Mozart'ın, Gretry'nin, Bishop'ın, Beethoven'in, daha sonra da Strauss'un, Saint- Saens'ın, Donizetti'nin ve Lizst'in bu hayranlığın ifadesi olarak yazdıkları eserleri konser salonlarında alkışlıyorlardı. Ünlü 9.Senfonisinin başına," Senfoninin sonu koro ve Türk Müziği ile bitecektir" notunu yazan koca Beethoven, tasarlayıp da bitiremediği 10. Senfonisinin notalarına da "Türk temleri ve usulleri kullanılacaktır"kaydını koymuştu.(Beethoven'in bu notlarında bahsettiği Türk müziği pek tabii ki Türk askeri mûsıkîsiydi) O halde torunlarından Donizetti Paşa'nın kendi askerî mûsikîsini kaldırıp yerine Türk taklidi Batı bandosunu koyan II. Mahmud'a"Mahmudiyye", Abdülmecid'e de "Mecidiye" adlı "Marş-1 Sultani" ler bestelemesinden daha tabii ne olabilirdi?" diyerek pek güzel bir yorum yapmıştı üstadım Cinuçen Tanrıkorur. 

Savaş ve barışta tuğ takımlarınca çeşitli kök ve makamlarda vurulan nevbetler, yerini mehter takımlarının çalıp söyledikleri mehter havalarına (Mehter peşrevi, Cenk havası, Hücum havası, Cirit havası,Tozkoparan, Rahvan havası gibi yüzlercesine) bırakır. Bu kadim gelenek Fatih Sultan Mehmed tarafından " Mehterhane- i Hakanî" adıyla kurumlaştırılmış, II. Mahmud ise yeniçeri ocağıyla birlikte bu kurumu da tanzim etmiş, adını" Mızıkay-1 Humayun" olarak değiştirmişti. Biraz daha sonra tekrar tanzim edilerek" Saray Bandosu" na çevrilen Mızıkay-1 Humayun da yaşananlar, Tanzimat tarihinin sebep ve sonuçlarını bize en müşahhas şekilde anlatır. "Asakir- i Mansure- i Muhammediyye Marşı" ndan sonraki ilk marşlar Mızıkay-1 Humayun' un ilk şefi Donizetti Paşa'nın" Mahmuddiyye"ve"Mecidiye"marşlarıyla, yine Mızıka hocası bir başka İtalyan olan Guatelli'nin"Hamidiyye" m arşıdır... İlk "Millî Marş" bestelettirme düşüncesi ise V. Mehmed (Vahideddin) in arzusuyla başlamış ve çok ilginç gelişmelere sahne olmuştur. (Aynen Mehmed Âkif'in şiiri üzerine bestelenecek olan İstiklâl Marşı gibi) Mızıkay-ı Humayun hocalarından Reşid Saffet Atabinen (1858- 1939),Türk Millî Marşı olarak, Beethoven' in op.:113" Atina Harabeleri"adlı eserindeki Türk Marşı bölümünün devletçe kabulünü istemiş, bunu kabul ettiremeyince de, Paris Konservatuvarında iken hocası olan Theodore Dubois vasıtasıyla Saint - Saens' a müracaat edilerek bir Türk Millî Marşı bestelettirmeyi sağlamıştı. Olayı haber alan İstanbul' daki bazı besteciler (Furlani, Selvelli, Radeglia, Zati Bey v.d ) hükümete başvurarakTürk Millî Marşının yerli besteciler arasında açılacak bir yarışmayla seçilmesine, bu işe yabancıların karıştırıimamasını istemişler, bir yandan da SaintSeans'a mektup göndererek kendisi gibi yüksek ve tanınmış bir zatın, İstanbul'daki mütavazı meslekdaşlarını küçük düşürecek bir harekette bulunmamasını rica etmişlerdi. Saint- Seans Saffet Bey' den kendi marşının kat'iyen yarışmaya sokulmamasını istemesi üzerine, İstanbullu, ama yine bir yabancı olan Selvelli' nin marşı beğenilmiş, ancak sonraları" Marş- 1 Sultani"( Millî Marş) olarak bir başka yabancı olan Donizetti' nin Mecidiyye Marşı kullanılmıştır.

Ta ki İstanbul' dan dan bazı mûsikî ustalarının millî cepheye iltihak ettikleri dönemde Anadolu'da bir - iki bando teşkil ettirilmiştir. Millî mücadele yıllarında İsmail Zühtü' nün "Dünya Susuyor" ve muallim mekteplerinin yemeklerden sonra bir dua gibi okudukları " Sarmış matem buraları "adlı parçalarından sonra, o yıllarda Ankara'da ve bütün yurt sathında büyük millî heyecanla dinlenen bir beste de Ali Rifat Bey' in, güftesi Mehmet Akif'e ait "Bülbül" adlı eseridir. Yine Ali Rifat Bey' in, güftesi yine Mehmed Âkif' e ait" Ordunun Duası"adlı eseri ise Genelkurmay Başkanlığı tarafından, istiklâl Savaşımızın orduları çoşturan marşı olmak mazhariyetiyle, orduya tamim olunmuştu. Yine o yıllarda Anadolu'nun muhtelif yerlerinde TBMM tarafından kabul edilen istiklâl Marşımızın yenice yapılmış yedi ayrı bestesi çalınıp söylenmeye başlanmış idi. Marşı ilk besteleyen devrin tanınmış mûsıkîcileri şunlardı; Ali Rif'atf Çağatay) Ahmed Yekta (Madran) , İsmail Zühtü, Mehmed Zati (Arca), Rauf Yekta, Sadeddin Kaynak, Mehmed Baha Pars, Kazım Uz, Mustafa Sunar, Giriftzen Asım Bey ile Prag Konservatuvarında Bedri Bey ve Osman Zeki Üngör. Her bestekârın kendi eserinin tutunması için hummalı bir gayret sarfettiği günlerde Ankara'da Maarif Vekâletince kurulan bir ilmi heyet tarafından, Ali Rıfat Çağatay' ın eseri müsabaka dışı olarak seçilmiş, vekâlet tarafından okullara resmen tebliğ ve tamim edilmişti. (Burada T.Y. B.Bilgi Şöleni için Ali Vefa Sağbaş'ın hazırlayıp yönettiği Konya TürkTasavvuf Müziği Topluluğu sanatçılarının bir bölümünün icra ettiği Ali Rif' at Çağatay' m, Mustafa Sunar' ın, Ahmat Yekta Mardan' ın,Griftzen Asım Bey' in besteledikleri dinletilmiştir.)

Uygun bir zaman ve ortam buliınupi Ali Rifat Beyin marşının yerine geçirilen ve bugüne kadar hiçbir zaman ve hiçbir yerde doğru ve güzel söyleyemediğimiz Osman Zeki Üngör'ün bestesi Mehmed Âkif'in şiiri için değil, daha önce başka bir maksatla ve sözsüz olarak bestelenmişti. Zaten eserin bütün teknik kusurlarının sebebi de budur. Bugün için faydasız bir bilgi de olsa, teknik bakımdan kabul edilebilmesi mümkün olmayan bestecilik kusurlarına işaret ederek konuşmamı bitirmek istiyorum. Yalnızca iki kıt'ası müziklendirilmiş olan şiirin sekiz mısraındaki 117 hecenin 53 tanesinde prozodi hatası mevcuttur. Kelime gruplarının nağmeye denk düşmemesi demek olan periyot hatası ise 13 tür. Türkçe okuma kurallarına ters düşen vurgu hatası 14 tür. Budanmış veya kelime gruplarından doğan anlamsız hece veya hece gruplarının sayısı ise 12 dir. Sizlere son olarak Dr. Osman Şevki Uludağ'ın tanıklığında yakın tarihten bir tesbiti, yine kendisinin Mûsikî Mecmuasında yayınlana bir yazısını aynen aktararak konuşmama son vermek istiyorum ...

"İstiklâl Marşı Hakkında"

Nadir Nadi Beyin istiklâl Marşımız hakkındaki yazısı acı hakikati bir daha tekrarladı, istiklâl marşımız hakikaten temposunu beceremediğimiz bir bestedir, öyle bir beste ki, şiirin üstünde iğreti gibi duruyor. Marşın şiiri millîdir. Büyük Millet Meclisinde tekrar-tekrar okunmuş, ayakta dinlenerek alkışlanmış ve kabul olunmuştur. Buna yalnız, aruz ile yazıldığından dolayı Besim Atalay muhalefet etmiş ise de diğer aza tarafından birlikle kabul olunmuştur. Bundan dolayı İstiklâl marşının sözleri millîdir. Az-çok mûsikî ile uğraşan bir insan olarak söyleyeyim ki, şiirin mısraları uzundur. Böyle uzun mısralı şiirleri bestelemek kolay olmadığı gibi yapılan bestelerinin de ruhları heyecana vermesi güçtür. Ancak bu şiirin yazıldığı zamanın özelliği düşünülürse o zamanı bu şiir kadar muvaffakiyetle ifade eden bir manzume bulmak mümkün değildir. Şiir zamanın ifadesidir; o devrin heyecanlarını tespit etmiştir. Nihayet Büyük Millet Meclisinin misilsiz bir hararetle alkışlayıp benimsediği bir eserdir.

Behçet Kemâl Çağlar yeni bir Cumhuriyet marşına ihtiyaç görse de bu şiire dokunmak doğru olmaz ve o zamanı ancak o ifade edebilmiştir. Onu bir tarih olarak muhafaza etmek inkılâpçılık borcudur. Marşın bestesine gelince, işin burası birçokları gibi benim tarafımdan da muhtelif gazete ve mecmualarda C.H.P grubu toplanmalarında ve Mecliste defalarca münakaşa olunmuştur. Beste, şiir gibi B.M.M. tarafından dinlenerek kabul edilmiş ve kararlaştırılmış değildir. Onun için İstiklâl Marşının yalnız şiiri millîdir. Beste bu mazhariyete erişmemiştir. Bestenin kabulü ayrı bir meseledir ve onu hikâye edebilirim. Meclis, bildiğimiz şiiri Millî Marşın güftesi olarak kabul etikten sonra beste için bir müsabaka açılmış, buna 22 kişi iştirak etmiştir. Eserlerden birisini seçmek üzere Meclis dışında kurulan bir komisyon bunlardan dördünü ayırarak Maarif Vekâletine vermiştir. Seçilen dört eserden birincisi Ali Rifat Beyin, dördüncüsü de Zeki Bey'in eseriydi ve Ali Rifat Beyin bestesi Maarif Vekâleti tarafından kabul edilmişti. Bu beste 8 ay müddetle Millî marşımız olarak terennüm ve teganni edilmiştir. Söyliyebiliriz ki, bu beste tam bir muvaffakiyet arz etmese bile hiç olmazsa prozodi bakımından şimdikine göre çok ehven idi. Sekiz ay sonra Ali Rifat Beyin kardeşi olan Samih Rifat Bey, Maarif Vekâletinden ayrılmış, onun yerine Necati Bey geçmişti. Bu esnada Zeki Bey İstanbul'dan Ankara'ya gelerek yerleşmişti rivayete göre, Zeki Bey kendi bestesinin Millî Marş olması için Latife Hanımın tavassutunu rica etmiş ve o da Necati Bey nezdinde iltimas ederek bu suretle Ali Rifat Beyin marşı men olunmuş ve sırada dördüncü olan Zeki Beyin bestesi onun yerine geçmiştir. Bu rivayeti o zamanın Mebusları hep böyiece naklederler. 

Zeki Beyin kendi zamanında iyi bir viyolonist olduğunu söylerler. Fakat bu muhterem zatın besteciliği hakkında biz, ancak menfi bir kanata sahibiyiz. Evvelce Maarif Vekâleti tarafından mekteplerde okutulan bir mûsikî kitabında "Papatyalar''adlı şarkının notaları üstüne kendisinin "Bestekâr"diye imza atması ve eskiden Satı Beyin mektebinde mûsikî hocalığı ettiği esnada bunu talebesine kendi eseri olarak göstermesi hoş görülmez. Bu şarkı Almancadan terceme edilmiştir. Aslını "Emden Kruvazörü"adlı Almanca filminde dinledik. Zeki Bey aynı esere Türkçe şiir geçirdiği için"Bestekâr"yerine başka bir unvan kullanabilirdi. 

Ben bunu 7-5-940 da C.H.P Meclis grubunda Maarif Vekâletinden sordum ve izahat istedim. Sonra da İstiklâl Marşına geçerek bunun ilk kısmına teşkil eden on ölçüsünün Karmen Silva adında bir sokak şarkısından tran pozisyon sureti ile alındığı rivayetini naklettikten sonra sordum: "Bu marş, İstiklâl marşı olarak ortaya çıkarılmazdan evvel Vahdettin'e marş olarak taktim edilmiş midir, değil midir? Bu marşın orkestırasyonunu yapan Ermeni milletinden Manas Efendi değil midir? Zabıttan aynile çıkardığım bu cümleye Maarif Vekili Haşan Ali Yücel şu cevabı verdi:

" .. Demek isteniyor ki bizim bestekârlarımız kompozitörlerimiz yoktur, başka milletlerin bestelemiş oldukları şarkıyı alıp sözlerini değiştiriyor ve o nameleri alıp kendi çocuklarımıza veriyoruz. Üstelik de bunları nereden aldığımızı söylemiyoruz. Arkadaşımızın bunda hakkı vardır. Çünkü hakikaten bir kısım şarkılarda ve marşlarda böyle iktibaslar, intihaller yapılmış ve bunu yapanlar da Kemâli cesaretle kendi adlarını altına koymuşlardır... Adaptasyon mutlaka fena şey değildir. Fakat yalancılık, terceme ettiği bir eser üzerine "benimdir'diye imza koymak ayıp bir şeydir. .."

Ve sonra istiklâl marşına geçerek devam etti: " ..Mütahassıslarm bendenize söylediklerine göre bu, bize Karmen operasından bir kısım değil de Karmen Silva diye bir vals varmış, revaçta imiş,onun bilmem kaç batutası benziyormuş. Zeki Bey bunun orkestrasyonunu Ermeni bir zata yaptırmıştır..." Çok bahsedilen bu meselede, yine Nadir Nadi Beyin yazdığına göre, Zeki Bey bunu İzmir'e koşan atlılarımızı düşünürek kaleme almış. Zeki Bey bu sözlerile marşın daha önceden yapılıp Vahdettin'e sunulduğu ve onun tarafından beğenilmediği rivayetini silmek istiyor zannederim. Bu hususta daha kuvvetli izahat beklemekle beraber görüşlerimizi ve düşüncelerimizi söyleyebiliriz.

1-Zeki Beyin yaptığı bestenin orkestrasyon ve armoni kısmı sonradan hayli düzeltilmiştir. Fakat biz bunun eski ve yeni şekillerinde atlıların İzmir'e hücumunu ima edecek bir hareket görmüyoruz. Gerçi artist hayaline dokunmak doğru değildir, amma, esere millî adı verilince kılı kırk yarmak icap eder.

2-Zeki Bey eserini kısmen transpozisyon ile Karmen Silva adında bir sokak şarkısından kopya ettiği hakkındaki rivayeti şimdiye kadar tekzip etmiş değildir. Bu rivayet Maarif Vekili Haşan Ali Yücel tarafından dahi "Mütehassısların bendenize söylediklerine göre" diye başlıyarak devam ettiği sözlerle teyit edilmiştir

3-Zeki Beyin bestesinde herkesin gördüğü prozodi (tecvit) hataları vardır. Şiirin ölçüsünü, yani aruzunu hiç dikkate almıyan bu beste bize şunu anlatıyor ki, Zeki Bey, güfteyi manasına ve ölçüsüne riayet ederek bestelememiş, aksine olarak Karmen Silva şarkısından faydalanarak yaptığı bestesini Âkif'in şiiri ile güftelemiştir.Onun için prozodi hataları sayısız derecede çoktur, o beste Âkif'in şiirini ifade etmez. Nadir Nadi Bey'in söylediği gibi biz bunun "temposunu beceremiyoruz".Bİzim becerememiz kabiliyetsizliğimizden değil, bestenin güfteye uymamasındandır. 

Bahsin burasında "Cumhuriyet Onuncu yıl marşı"nı da kısaca ele almak münasip olacaktır. Zeki Bey'in İstiklâl marşı Karmen Silva sokak şarkısından alındığı gibi Cemal Reşit Rey'in bu marşı da üçüncü veya beşinci derecede bir kompozitör olan Jean Jacques Rousseau nun “Le devin du village"adlı operasından ve bu operanın "Bütün saadetimi kaybettim -Hizmetçimi kaybettim"manasına gelen "J'ai perdu tout mon bonheur-J'ai perdu mon serviteur"mısralarının bestesinden alınmıştır. Onun için bu eserde de pek çok prozodi ve sair teknik hatalar vardır. O da dilimizin ve şiirimizin bünyesini ve tekniğini anlamış değildir.

Ve işte esası garptan alınmış olan bir bestenin aruz veya hece ölçüleriyle yazılmış olan şiirimize giydirilmesi böyle hatalar doğurur. Verdiğim haberler acıdır. Böyle olmakla beraber yapılacak işte yepyeni bir İstiklâl marşı yazıp bestelemek değildir. Onuncu Yıl Marşını tamamile unutmalıyız. Buna "bizimdir" demekle ancak gülünç oluruz. Fakat ilk zamanlarda Ali Rifat Beyin eseri yayılarak sekiz ay müddetle resmi marş olmak üzere tanınmış olsa da, şimdiki marş kısmen Karmen Silva sokak şarkısından alınmış olsa da bu son marş kolay kolay atılamaz.

Herkes bilir ki, Fransızların Marseyez'i mûsikî bakımdan bir şaheser değildir. O, ihtilalden doğduğu için kıymetlidir.Fransızlar ihtilal günlerinden bu marş ile coşmuşlardır. Ancak sükûnet teessüs ettikten sonradır ki onlar millî marşlarındaki basitliği ve hataları görmüşler ve aslına hürmet etmeyi unutmayarak bunu değiştirmeye teşebbüs etmişlerdir. Marseyez bu güne kadar üç defa İslah olunmuştur. Bu günkü Marseyez sözlerini muhafaza etmekle beraber, geçmiş zamanın bestesinden pek az şey taşır. Bizde de İstiklâl marşının armoni kısmı ilk zamanlarda olduğu gibi değildir. Hayli düzelmiştir. Bununla beraber prozodi bakımından bunu düzeltmek mümkün olmazsa başka beste yapılmalıdır. Söylediğim gibi, İstiklâl marşının bestesi millî olmadığı için Millî olan şiirini muhafaza etmek ve bestesini heyecan verici nağmelerle İslah etmek en doğru bir hareket olur. Bunun için şairlerle mûsıkîcilerin bir araya gelerek düşünmeleri gerektir.

"Mehmet Âkif, Türkiye'de Modernleşme ve Gençlik" 70 yıl sonra Mehmet Akif bilgi şöleninde sunulan bildirilerinden oluşan TYB'nin 30. Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezinin 1. kitabı. Mart 2007

 
Bu haber toplam 72 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim