Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Ahlâk Felsefesinden Açılan Pencere

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Ahlâk Felsefesinden Açılan Pencere
Merve 3.Tekgül yazdı.

   Ahlâk, insan ilişkilerinde “iyi” ya da “doğru” veyahut “kötü” ya da “yanlış” olarak adlandırdığımız değer yargılarını ifade eder. (Aktan, 1994) Yani bir toplumdaki ilişkilerin temelini belirleyen kurallar bütünüdür de diyebiliriz.  Bu, kuralları, değer yargılarını, davranışları inceleyen disipline de ahlâk felsefesi deriz. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü eserini ahlâk felsefesi çerçevesinde anlamlandırmaya çalışacağız. Farklı dönemlerde yaşamış toplumun tasvirini yapan bu eser ahlâk felsefesi açısından birçok motifi bizlere sunar. Tanzimat öncesinden, Cumhuriyet döneminin başlarına kadar gelen farklı dönemler geçirmiş Türk toplumunun ahlâkî değerlerinde de uyuşmazlıklar meydana gelir. Bu noktada ahlâkın tecrübe şekillerininzamana, mekâna, topluma, kişiye ve kültüre göre değişkenlik gösterdiğini unutmamak gerekir. Ahlâkta değişkenlik gösteren bu kavramların çoğunu da eserde görmek mümkündür.

   Geleneksel toplumlarda zamanın iktisadi açıdan bir değeri yoktur. Tanzimat öncesi dönemle başlayan eserde geleneksel bir toplum tasvirini görürüz ve onlar için zaman, gelenekleri ile doğru orantılıdır. Günü vakitlere bölerler ve bu vakitlerde iktisadi ögeleri değil daha çok dini ve ahlâkî ögeleri ön planda tutarak yaşarlar. Saatleri de böyledir. Yürüyüşlerini bu geleneksel hayata uygun sürdürürler. Hala geleneksel yapılarınhüküm sürdüğü Tanzimat öncesi Türk toplumu hayatlarını ve davranışlarını bu ahlâkî ögeler üzerine konumlandırırlar. Eserin başkahramanı Hayri İrdal bu geleneksel toplumun özellikle Doğu kültürünü yansıtan ögeleri karakterinde barındırır ve ahlâkî yargılarını da çoğu zaman bu geleneksel toplumdan öğrendiği şeyler üzerinde temellendirir. Daha metnin ilk sayfalarında Hristiyan birinin Müslüman birinin mezarında fotoğraf çekinmemesi gerektiğini söylemesi hem din ve ahlâkın birbiriyle olan yakın ilişkisini bize sunarken hem de Hayri İrdal’ın eser boyunca inceleyeceğimiz bütün davranışlarında ahlâkın çeşitli bağlamlar ekseninde türlü ahlâkyaklaşımları olarak karşımıza çıkacağını gösterir bize. Çeşitli ahlâklar, bir kısmı değişik ve değişken olan davranış kuralları ve değer yargıları, bir kısmı ise değişiklik göstermeyen davranış kuralları ve değer yargılarından oluşur.(Kuçuradi, 2017, s.25)  Eser bize bu çeşitli ahlâkları Hayri İrdal’ın kimlik bunalımında, Halit Ayarcı’da ve eserin içindeki önemli karakterler vasıtasıyla gösterir. 

Hayri İrdal’ın ustası ve saat tamircisi olan Nuri Efendi iyi bir doğu insanı tasviri olmasının yanında Cumhuriyet dönemi ile birlikte değişen bazı ahlâkî davranışları görmemiz için de iyi bir örnektir. Nuri Efendi saatleri bir insan gibi görür. Onlara özen gösterir, tamiri için onlara uzunca bir zaman ayırır, bozuk bir saate hastaya, muhtaca bakar gibi bakar.Hastaya ve muhtaca bakmak iyi olarak değerlendirdiğimiz davranışlardır ve Türk toplumu için bu durumlar her zaman önemli bir ahlâkî değer oluşturmuştur. Ayrıca Nuri Efendidinlemeyi bilen ve buna vakti olan biridir. Şüphesiz karşındakini dinlemek önemli bir ahlâkî davranıştır. Lakin Nuri Efendi sadece insanı değil, eşyayı da dinleyen bir ustadır. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Batının etkisi altına girmiş Türk toplumu ise dünyadaki kapitalist düzene yetişmek için zamanı dinlemeye ayırmak ya da tek bir saatin tamirine uzunca bir vakit ayırmak yerine tüketim toplumuna geçmeyitercih etmiş gibidir.  Zamanın metalaşması sorunu artık bizim toplumumuza sirayet ederek emeğin de işgücü olarak metalaşması sonucunda ne kadar fazla iş yapılırsa o kadar iyi olunacağı değer yargısı geçerli bir hal almıştır. Görüldüğü üzere ahlâkî özelliklerde değişkenlik mümkündür. Çünkü onlar doğa olayları gibi kesin ve hep aynı değildir. Bu görüşte olan İbni Miskeveyh ahlâkın değişip değişmemesini şu sözler ile açıklar: “İnsan eğitim ve öğretimle değişebilecek bir mizaçta yaratılmıştır. Taşın yere düşmesi ya da ateşin yukarı çıkması doğal olaylar olup değiştirilemez.” (Miskeveyh, 2017)Ahlâk felsefesini psikoloji üzerine konumlandıran Miskeveyh’in ahlâk ile ilgili söylediklerini Hayri İrdal’ıneylemlerinde görebiliriz. İçsel ve dışsal olarak değişim Doğu-Batı arasına sıkıştırılan toplumdaki bireylerin elbette ki ahlâkîyargılarının da farklılaşmasına sebep olur. Geçmiş daima mevcuttur. Önemli olan şimdiki durum ile geçmiş arasındaki hesaplaşmayı doğru şekilde yapabilmektir.

   Böylesine köklü değişikliklerin yaşandığı dönemlerde bile değişiklik göstermeyen ahlâk kuralları da vardır. Örneğin yalan söylemek gibi. Yalan söylemek her zaman kötüdür. Hayri İrdal’ın çevresindeki insanlara kendi çıkarları için yalan söylemesi şüphesiz ahlâka uygun olmayan bir davranıştır. Lakin eserde kimlik bunalımı ve kendini bir yere konumlandırmaya çalışan Hayri İrdal’ın insanların kendisinin böyle olmasını istediğini söylemesi, kendini DoktorRamiz’den kurtarmaya çalışmak için yalan söylemesi o an için ona çözümün bu olduğu fikrini getirir. Hayri İrdal’ın yaşadığı bu durumda aklımıza gelen ilk isim Kant’tır. Kant aslında bu gibi durumlar karşısında nasıl davranacağımız üzerine bir uslamlamada bulunmuştur. Maksimim aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğimden başka türlü hiç davranmamalıyım. (Kant, 2002, s.17) Buradan hareketle herkesin kendini kurtarmak için yalan söylemesi genel bir yasa olamaz. O halde Hayri İrdal’ın yalan söylememesi gerekir. Peki, kendisini nasıl anlatmalıdır? Hayri İrdal’ındeyimi ile insan neyi anlatabilir ki! İnsanların giderek anlayışsızlaştığı bir toplumda insanın insan ile konuşmasının zor olduğunu “yıldızlar birbiriyle konuşabilir ama insanlar konuşamaz” ironisi ile bize gösteren Ahmet Hamdi Tanpınar, karşındaki insanı anlamanın ve yargılamamanın ne kadar kıymetli bir ahlâkî değer olduğunu üstü kapalı olarak bize sunar.  

   Eserde modern hayatın ölüm düşüncesinden uzaklaştırdığı vurgusu da aslında yine Doğu-Batı ekseninden ahlâkî bir tema ile gösterilir. Dönemin toplumunun büyük çoğunluğu inançlı kimselerdir ve bu inanç da onlara ölüm gerçeğini sıkça hatırlatır. Ölüm düşüncesinin varlığı kişiyi daha ahlâklı davranmaya iter. Tabi eserde bu durum zıttı ile birliktegösterilir. Öldüğü sanılıp gömülmeye giderken ölmediği anlaşılan halanın ölüm gerçeği ile yüzleştikten sonra değişmesi ve daha ahlâklı davranması beklenirken bundan farklı davranışı da buna örnektir. Yine ölüm ile ilgili olarak, Abdülselam beyin ölümünden sonra servetini düşünenler ahlâkî değerlere ehemmiyet vermeyen kimselerdir. Aslında eserin doğu kültürü tasviri kısımlarında ahlâka dair ortak olan nokta dinin büyük ölçüde etkisinde olmasıdır. Eski bayramların insanları birbirine yaklaştırması, birbirlerine hediyeler almaları, çocukları sevindirmeleri, büyüklerin ziyaret edilmesi hepsi ahlâkî olarak iyi diye değerlendireceğimiz davranışlardır. 

    Hayri İrdal’ın Halit Ayarcı ile tanışmasından sonra hayatında ve dönemin toplumunun her alanında olan değişiklik ahlâkı da etkilemiştir. Burada akla ahlâk felsefesi açısından önemli bir soru gelmelidir. Hayri İrdal’ın bu kadar karşısındakinden ve olaylardan etkilenmesi ve kimlik bunalımı onun davranışlarını idare eden özgür irade olup olmadığı meselesidir. Bu soruyu akla getiren ve önemli yapan nokta özgür irade olmaz ise ahlâkın da olamayacağı fikrinden dolayıdır. Özgür irade kişinin yapıp yapmamayı kendinin seçmesi durumudur. Oysa özgür irade ile verilmeyen karar yalnızca etkiye tepki şeklinde bir davranış biçimi olur. Hayri İrdal karakterinin iradesizliği hem açıkça hem de bazı davranışlarında üstü kapalı bir şekilde görebileceğimiz bir durumdur. Yine de Ahmet Hamdi Tanpınar, Hayri İrdal karakterini tamamen iradesiz değil, değişen ve dönüşen toplum tasvirinde sıkışıp kalmış bir karakter olarak sunar.Hayri İrdal davranışlarının çoğunda iradesini sadece kendi menfaati doğrultusunda kullanmaya yatkındır. Örneğin maddi rahatlık için işlevi olmadığını düşündüğü Saatleri Ayarlama Enstitüsüne devam etmesi, hiç var olmayan biri hakkında uydurma bir kitap yazması, yalan söylemesi gibi davranışları. Bu yüzden davranışlarının bir kısmında ahlâklı davranmayı değil bencil davranmayı tercih ettiğini görebiliriz. Halit Ayarcı karakterinde ve eserdeki bazı kurumlarda da durumuntamamen kendi çıkarları üzerine kurulu olduğu açıkça gözlemlenebilir. Bir hareketin ahlâkî bir kıymete sahipolabilmesi için yakından veya uzaktan sadece bencil bir gaye gütmemesi gerekir. (Schopenhauer, 1962, s.109) Hayri İrdalyine de tüm davranışlarında gayesini bencillikten yana kullanmamıştır. Abdülselam beye bakması, eşine ve ailesine bakması, kızını topal İsmail’e vermemesi gibi davranışlarında bunu görebiliriz.

Türk toplumu atalarından da miras alarak kendi çıkarlarını değil, herkesin faydasını güden ve İslamiyet’ten de aldığı ilham, komşusu açken tok yatmama hadisi ile bireysel değil toplumsal ahlâkî öğretilere önem vermiş bir toplumdur. Böylesine ahlâkî ögelerle yetişmiş bir toplumdan bireysel çıkarların ön plana çıktığı topluma nasıl gelindiği açıklanması zordur, ancak bu açılan makas, kitapta da ironi ile dile getirilmektedir. Şüphesiz Batı kültüründen alınan ve Dünya toplumunun bireyselleşmesinin bunda etkisi büyüktür. Lakin yine de kişilerin kendi tercihlerinin buna olan etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Modern yaşamak adı altında Batı temelalınırken onların kılık kıyafet, konuşma gibi yaşam şekilleri Pakize karakterinde karşımıza net bir şekilde çıkar. Batı ilerlerken Doğunun bundan geri kalması ve asıl alınması gerekenin İlim ve Bilim yolu olmasına rağmen kültürün ve ahlâkî farklılıkların toplumumuza girmesi eserde hiciv ile bize sunulmuştur.

    Halit Ayarcı ile birlikte Hayri İrdal karakterinin hayatı değişmişti evet. Fakat bu maddi yönden bir değişimdi yoksa ahlâkî ve ruhi anlamda bir gelişme ve yetkinleşme değildi. Hayri İrdal karakterinin ve eşinin birbirini aldatması, maddiyata önem verme, kendi çıkarlarını düşünme gibi ahlâkîbozukluklar son kısımlarda ön plana çıkmıştır. Dönemler değişirken ilerlemeye elbette ki ayak uydurmak gerekir. Batı ve ilerleme fikri önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkar. Fakat Batıdan alınması gerekenin ne olduğunu kavrayamaz isek kendi kültür ve ahlâk sistemimizde çöküntülerin meydana gelmesi beklenmedik bir durum olmaz. Ahlâk her ne kadar değişkenlik gösterse de belirli toplumların belirli ahlâkları o kadar iyidir ki değişim gerektirmez. Toplum neyin iyi neyin kötü olduğu yargısına doğru değerlendirmelerle ulaştığı zaman ahlâkî anlamda iyinin ne olduğu konusunda da sıkıntı yaşamayacaktır. Eserde kişilerin içsel bilincini görürken aslında bu doğru değerlendirme yapamama sorununun da bireyin kolaya ve refaha kaçma düşüncelerinin temelinde yattığını görebiliriz. Doğru bir değerlendirme yapamaz isek insanları dış görünüşüne göre bile sınıflandırabiliriz. Kılık kıyafeti yüzünden belli toplumlardan dışlanan, hor görülen ve belirli yerlere alınmayan insanlar için ne kadar yanlış bir değerlendirme yapıldığını ahlâk sistemi bize gösterir. Bu gösterim aslında insanın kendini kabul ettirmek için bazı ahlâkî değerlerini değiştirmek zorunda bile kalabileceğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer.

   Ahlâkî olarak bozulmalar genel anlamda şu kavramlarla özetlenebilir. İkiyüzlülük, para hırsı, bencillik, sömürü, zulüm, haksızlık ve kıskançlık. Bu bozuklukları eser boyunca bize gösterir Ahmet Hamdi Tanpınar. Aslında onun anlatmak istediği kendi köklerinden kopmadan yenileşebilme imkânıdır. Hem bu sayede eserde görülen ahlâkî bozuklukların birçoğu yaşanmayabilir. Niyeti iyilik olan ahlâk sistemleri, ki özü itibari ile de çoğu sistem bu şekildedir. Bu sistemin bozulmaması için doğru değerlendirme yapabilmeyi öğrenmek gereklidir. Üretimde, ekonomide, siyasette ve hatta kültürde bile bir yenileşme sürecine gidilecekse burada ahlâkîdeğerlerin bozulmamasına özen gösterilmelidir. Çünkü hepsinin temelinde insan vardır ve insan ilişkileri temelinde ahlâklı davranışlar sergilediği zaman düzgün olunabilir ve kalınabilir. Ahmet Hamdi Tanpınar bunu görmüş ve Doğuya ya da Batıya bağlı kalmanın değil kendi özüne bağlı kalmanın önemini göstererek iki zıt kutubu sentezleyebilmeye ve kaynak kabul edebilmeye işaret etmiştir.

 

KAYNAKÇA

 

1.) Aktan, Coşkun Can (1994). Temiz Toplum ve Temiz Siyaset, İstanbul: T Yayınları

2.)Kuçuradi, İoanna (2017). Uludağ Konuşmaları, Ankara:Türkiye Felsefe Kurumu

3.)Miskeveyh, İbn (2017). Ahlâk Eğitimi Tehzibu'l-Ahlâk, Çev. Abdulkadir Şeker, İsmet Kayaoğlu, Cihat Tunç, İstanbul:Büyüyen Ay Yayınları

4.) Kant, Immanuel (2002). Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi, Çev. İoanna Kuçuradi, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu 

5.) Schopenhauer, Arthur (1962). İrade Felsefesi, Derleyen. Sadi Irmak, İstanbul: İkbal Kitapevi 

 

Bu haber toplam 103 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim